Hayat, durmaksızın akan bir nehir gibidir; bizler de bu nehirde her gün yeni bir kıyıya uyanan yolcularız. Peki, insanı bu yolculukta dönüştüren, düne göre farklı bir bilince taşıyan asıl güç nedir? Zamana ve mekâna sığmayan insanoğlu, doğduğu andan itibaren kendi iç mimarisini neyle inşa eder? Bu soruların izini sürdüğümüzde karşımıza çıkan tek bir hakikat vardır: İnsanın kendini ve dünyayı anlama gayesi.
İnsan, yaratılışı gereği yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu birçok bilgi ve beceriyi sonradan kazanır. Bu birikimi elde etmek için ise evvela bir ihtiyacın ortaya çıkması gerekir. İhtiyaç doğdukça insan düşünmeye, düşündükçe de üretmeye başlar. İlk çağlardan günümüze dek bilgi üretimi hiç durmadan devam etmektedir. Bilginin bu durmaksızın akan serüveni, mağara duvarlarına kazınan ilk tasvirlerle başlamış; bugün elimizden düşürmediğimiz dijital ekranlarda varlığını sürdürmektedir.
Peki, bilgiyi bu kadar önemli ve vazgeçilmez kılan şey nedir?
* Hayatımızı kolaylaştırması mı?
* Düşünce dünyamızı genişletmesi mi?
* Yoksa insanoğlunun varlığını sürdürebilme gayreti mi?
Bu soruların tamamının cevabı tek bir noktada birleşir: İnsan, var olmak ve varlığını anlamlandırmak için bilgiye muhtaçtır.
Işıltılı Bir Elbise: Bilgi ve Hayat Evreleri
İnsan; öğrendiği, duyduğu ve gördüğü her bilgi sayesinde zihinsel, ruhsal ve davranışsal bir değişime uğrar. Bu değişim, hayatın her alanında kendini belirgin bir şekilde gösterir. Çünkü insanın edindiği bilgi ve beceri, üzerine geçirdiği ışıltılı bir kıyafet gibidir; ne kadar gizlenmek istense de mutlaka dışarıya ışık saçar ve kendini belli eder.
Düşünce dünyamızı şekillendiren malumatlar; kişiliğimizi, karakterimizi ve sosyal şahsiyetimizi inşa etme sürecinde birer mimar rolü üstlenir. İnsanın yaşam döngüsündeki gelişim evreleri de her dönemde farklı bilgi ve düşünce kalıplarıyla biçimlenir:
* Bebeklik Dönemi: Anneden alınan ilk bilgiler, hayat mücadelesinde kuşandığımız ilk silahlarımızdır.
* Çocukluk Evresi: Çevremizde gördüğümüz kişileri ve davranışları taklit ederek dünyayı anlamlandırma yolculuğumuz başlar.
* Gençlik Yılları: Öğrenmenin ve merakın sınırlarının zorlandığı; doğru ile yanlışı, hakiki bilgi ile yüzeysel olanı ayırt etmekte en çok zorlandığımız fırtınalı bir dönemdir.
* Orta Yaş ve Sonrası: Artık aklıselim duygusu hâkim olur; bilgi, tecrübe süzgecinden geçirilerek tam da ihtiyaç duyulduğu kadar ve yerinde kullanılır.
Nihayetinde insan, doğduğu günden son nefesine kadar bilginin rehberliğinde şekillenen, öğrendikçe kabuk değiştiren ve dönüştükçe olgunlaşan canlı bir eserdir. Heybemize kattığımız her doğru bilgi, karakterimize eklenen bir taş; zihnimizi aydınlatan her hakikat ise yarınlarımıza tutulan bir ışık olur. Yeter ki öğrenme iştahımızı kaybetmeyelim ve üzerimizdeki o ışıltılı kıyafetin hakkını verebilecek aklıselim duruşu sergileyebilelim.
Kalın sağlıcakla,
Vesselam…