Farkında mısınız bilmiyorum ama her gün binlerce insanın hayatını emanet ederek kullanmış olduğu toplu taşıma araçları, adeta birer felaket merkezine dönüşmüş durumda. İster şehir içi ulaşımda ister şehirler arası yolculuklarda tercih ettiğimiz otobüs, uçak, tren, feribot, tramvay ve metrobüs gibi araçlar son zamanlarda çok sayıda kaza ile karşımıza çıkmaktadır. Bu kazalar nedeniyle birçok vatandaşımız hayatını kaybederken, yaralanan vatandaşlarımızda ise kalıcı hasarlar meydana gelmektedir.
Peki, peş peşe yaşanan bu kazalar birer tesadüf mü, yoksa göz göre göre gelen bir ihmaller zincirinin mi sonucu?
Tamamen mekanik ve elektronik aksamlardan oluşan bu araçların periyodik bakımları zamanında ve eksiksiz yapılıyor mu? Bu direksiyonların başındaki kişilere verilen eğitimler yeterli mi; yapılan denetimler ne kadar caydırıcı? Daha da önemlisi, sürücülerin psikolojik ve sosyolojik durumlarını ölçen kişilik tarama testleri tarafsız ve bağımsız kurumlarca gerçekleştiriliyor mu?
Günlük hayatında toplu taşımayı aktif olarak kullanan bir vatandaş olarak, bizzat şahit olduğum ve karşılaştığım manzara net: Kıbrıs’ta feribotun batması, Zeytinburnu’ndaki iett kazası, kafa kafaya çarpışan tramvaylar, yanan metrobüsler ile yolda kalan diğer otobüsleri görünce bir şeylerin kesinlikle yolunda gitmediğine kanaat getirdim.
Büyük şehirlerde ulaşımın omurgasını oluşturan ve çoğunlukla yerel yönetimler tarafından işletilen bu devasa ulaşım ağlarının, artık temennilerle değil; veriye dayalı, şeffaf ve sıkı bir denetim mekanizmasıyla yönetilmesi şarttır. Son dönemde artış gösteren kazalar, araç yangınları ve teknik arızalar, bu sistemin sanıldığı kadar güvenli olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Bu noktada hem merkezi yönetime hem de yerel yönetimlere hayati sorumluluklar düşmektedir. İnsan hayatını doğrudan tehdit eden bu sorumsuzluklara karşı vakit kaybetmeksizin önleyici ve iyileştirici adımlar atılmalı; caydırıcı yaptırımlar derhal devreye sokulmalıdır.
Kalın sağlıcakla, vesselam.