Son yıllarda sokaklarda, okullarda ve özellikle de sosyal medya mecralarında akıl almaz bir çılgınlığa şahit oluyoruz: Çocuklar üzerinden başarı belgesi alma yarışı. Anne ve babalar olarak bizlere yüce Allah’ın birer emaneti olarak lütfedilen evlatlarımızı büyütmek, eğitmek, onları hem bu dünyaya hem de ahirete hazırlamak hiç şüphesiz en kutsal vazifemiz. Onlar doğduğu andan itibaren üzerlerine titrer, adeta dünyayı etraflarında döndürürüz. Özellikle annelik güdüsünün o muazzam korumacılık hissi, evlatlarımızın daha iyi şartlarda büyümesi ve nitelikli bir eğitim alması için en büyük yakıtımız olur.
Buraya kadar her şey normal, her şey olması gerektiği gibi... Kıyamet ise tam bu noktadan sonra kopuyor.
Farkında mısınız; son zamanlarda çocukların başarı kriterleri, sınav sonuçları ve hatta yaşam şekilleri ebeveynlerin kendi aralarındaki bir güç gösterisine dönüşmüş durumda. Evet, çocuklarımız isteseler veya istemeseler de hayatları boyunca birçok sınavdan geçerek, nice engellerle çarparak başarıyı ve başarısızlığı tadacaklardır. Bu hayatımızın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak biz ebeveynlere düşen; bu uzun maratonun hazırlık aşamasında da, sınav salonunun kapısında da, sonuçlar açıklandığında da evlatlarımızın ortaya koymuş olduğu “gayretini" ve "emeğini" ödüllendirmektir. Sonucu değil!
Oysa bugün dönüp aynaya bakma vaktidir: Biz çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa kendi yaşayamadığımız hayatların intikamını alacak makineler mi kurguluyoruz?
Açık konuşalım; birçoğumuz kendi gençliğimizde yakalayamadığımız başarıları, gerçekleştiremediğimiz hayalleri çocuklarımızın sırtına yükleyip onları akranlarıyla acımasız bir yarışın içine sokuyoruz.
Son dönemde mantar gibi türeyen; çeşitli isimler altındaki o abartılı kutlamalar, şatafatlı uğurlamalar ve organizasyonlar sizce de amacından sapmadı mı?
Sayıları giderek artan bu şovlarda, çocuklarının başarısı üzerinden kendini spot ışıklarının altına atan anne ve babaları gördükçe içim sızlıyor. Evlatlarının saf ve temiz emeklerini, kendi içlerindeki ukdeleri tatmin etmek için bencil birer gösteriye dönüştürüyorlar. Çocuklar podyumda birer figüran, ebeveynler ise alkış bekleyen asıl aktörler gibi...
Unutmayalım; çocuklarımız bizim mülkümüz değil, emanetimizdir. Onlar bizim geçmişteki eksiklerimizi tamamlamak zorunda olan robotlar ve kuklalar hiç değildir. Gelin, çocuklarımızı kendi hırslarımızın gölgesinden kurtaralım. Onlara vereceğimiz en büyük başarı belgesi; her ne koşulda olursa olsun, sadece kendileri oldukları için onlarla gurur duyduğumuzu hissettirmektir.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…