İnsanlığın israf esaretinden kurtuluşu mümkün mü?

Mehmet Abidin KARTAL

İktisadın insana yaklaşımında temel varsayım insanın rasyonel olduğu varsayımıdır. Rasyonel davranış aklı doğru kullanarak hareket etmeyi gerektirir.

İsraf; para, mal, enerji, su, yiyecek gibi somut kaynakların yanı sıra; zaman, akıl, yetenek gibi soyut değerlerin de gereğinden fazla, yanlış veya verimsiz kullanılması, tüketilmesi israf olarak tanımlanır. İnsan aklını yanlış kullanarak psikolojisine, sağlığına, ekonomisine ve çevreye zararı dokunan davranışlar içinde bulunabilir. Bu davranışlardan birisi de israftır. İsrafın fert ve toplum hayatındaki zararları günümüzde dünyanın gündemini meşgul etmekte kalıcı çözüm yolları için ülkeler çaba sarf etmektedir.

İsraf, şuursuz bir harcama, kaynakların yok edilmesidir. Hiçbir kaynak sınırsız değildir. İsraf, tasarrufun dolayısıyla yatırımın ve üretim ekonomisinin düşmanıdır.

Ülkelerin gelişmesi için, üretimin artırılması, toplumsal çıkarların ön plana çıkarılması, kalkınma ve refahın sağlanması, üretim kaynakların etkin ve verimli kullanılması hayati önem taşımaktadır.

İsrafın ortadan kaldırılması ve üretim faktörlerinin verimli kullanılarak üretimin artırılması için çalışılırken, faydasız harcamaya yol açan faktörlerle mücadele edilmesi herkesin görevidir. Diğer taraftan, israfla mücadele, iktisatlı, tasarruflu yaşama toplumun faydasına olacak bir davranıştır. İsraf insanların ortak malına tecavüzdür.

“İktisatsızlık (israf) yüzünden müstehlikler (tüketiciler) çoğalır, müstahsiller (üreticiler) azalır. Herkes gözünü hükümet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimâiyenin (sosyal hayatın) medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus (azalır, eksilir) eder. O millet de tedennî edip (gerileyip) sükût eder, fakir düşer.”[1] Düşüncesi israfın üretim faktörlerini, reel üretimi olumsuz etkileyerek, halkı fakirleştireceğini ve yatırımların düşmesi sonucu reel üretimin düşeceğini sonuçta gelir dağılımını olumsuz etkileyeceğini ifade etmektedir. Bu düşünce üretim ekonomisini temelini özetlemektedir.

Tüketici davranışında israf, hem mikro iktisat açısından, ferdin tüketim ve tasarruf dengelerini bozar, hem de makro iktisat açısından kaynakların dağılımını ve ekonomideki tasarruf ve tüketim oranlarını etkiler. Sonuçta yatırımlar düşeceğinden milli gelir olumsuz yönde etkilenir. Uluslararası sahada da gelir dengelerinin bozulmasına yol açar.

İsraf Batılı kapitalist toplumlarda kendini yaygın olarak göstermektedir. Batı dünyası sömürgeci dış politikanın sağladığı iktisadî imkânlarla, refah toplumu olma vasfını, günümüze kadar muhafaza etmiştir. Fakat Batı insanının alışık olduğu lüks ve israfa dayalı yaşayış, bugün her bakımdan bunalıma doğru gitmektedir.

Sömürgeci Batı toplumları sömürdükleri kaynakları tüketirken israf hastalığına yakalanmışlardır. Bu hastalık küreselleşme aracılığıyla bütün dünyaya yayılmaktadır. Tüketim çılgınlığı, dünyada israf ekonomisinin hüküm sürmesine sebep olmaktadır. Kapitalist sistemde insanlar devamlı tüketime teşvik edilmektedir. İnsanın hırsı, doyumsuzluğu çevre ve tabiatı kirlenmekte, hem de kaynaklar tüketilmektedir. Ekolojik kriz olarak adlandırabileceğimiz çevre kirliliği ve küresel ısınma sorunlarının temelinde tüketimde ki israf yatmaktadır. Çözüm ihtiyaç kadar tüketimdir.

Kapitalizmde ihtiyaca göre üretim değil, üretime göre ihtiyaç prensibinden hareket edilir. Burada zaruri olmayan ihtiyaçlar zaruri gibi gösterilmektedir. Kapitalizm bu sebeple bir israf sistemidir. Tüketim ekonomisini esas alan kapitalizm, tasarrufu değil daha fazla kazanmak için israfı teşvik eder, “kullan, at ve yenisini al” fikrini topluma kabul ettirir. Kazancından fazla harcamaya teşvik edilen insanlar sonunda israfa alışırlar, helal-haram demeden para kazanma hırsına kapılırlar. Parası yeterli olmayanlar faizin pençesine düşer, bankaların faizli kredi bataklığına saplanır ve sonunda her şeyini kaybedip fakirleşirler.

İnsan israfla tüketirken tükeniyor

İsraf yalnız finansal kaynakları kullanarak maddi ihtiyaçların çeşitlendirilerek aşırı tüketilmesi değildir. İnsanın hayatı da bir kaynaktır. Hangi alanda olursa olsun kaynakların gereğinden fazla, yanlış ve verimsiz kullanılması israfa yol açmaktadır. 21. Yüzyılda zaman israfının zirvesi yaşanıyor. İnternet hayatımıza girdikten sonra bu gerçeği yaşamaya başladık. İnsanların internette, sosyal medyada geçirdikleri zaman, bilhassa bu zamanın insanın yeteneklerini kendine ve topluma zararlı mecralarda geçirmesi israfın esaretinin göstergesidir. Bu esaret başta gençler olmak üzere, insanlar arasındaki ilişkileri, sıcaklığı, sevgiyi tüketti. İnsanlar bireyselleşti. Yapay zekânın doğru kullanılmaması, hazır bilginin akıl süzgecinden geçirilmeden kullanılması, insan okumayarak en önemli hazinesi olan aklını da tüketmeye başladı. Aklın tükenmesi çölleşmesidir. Çölleşen akıl doğru düşünce üretemez, yanlışlara sapar. Su, ekmek, gıda veya para gibi maddî varlıkların yanı sıra, insana verilen potansiyel düşünce gücünü tefekkür ve helal dairede kullanmak gerekirken, nefsin haram istekleri, (içki, kumar, zina, uyuşturucu vb.) haksız kazanç (faiz, rüşvet, şans ve bahis oyunları vb.) veya kısır çekişmeler doğrultusunda kullanması aklın israfıdır. Aklın israfı insanı yanlış yollara götürür. Kamu ve özel sektörde yapılan usulsüzlükler, yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırmalar, rüşvetler, tacizler, tecavüzler, borsada fiyat manipülasyonları yapılarak fon dolandırıcılığının ortaya çıkması aklın israfıdır, ahlaki çöküştür. Başkasının hakkını yiyerek kazanılan bir servet, sahibini zengin kılmaz, yalnızca aklını israf ettiği için ahlâken iflas ettirir. Bu israf ve iflas insanı fıtratından uzaklaştırıyor. Hedefsiz, kullanılan, nefsinin, şehvetinin esiri, insanlara zarar veren bir varlık şekline sokuyor. Sadece tüketiyoruz, malları aşırı tüketiyoruz, zamanı, aklımızı verimsiz, yanlış alanlarda tüketiyoruz. Tüketirken haz aldığımızı, mutlu olduğumuzu sanıyoruz. İnsanlık israf ve iflas girdabının içinde tükeniyor. Tükenen insanlar istedikleri huzuru yaşayamıyorlar.

İsraf fakirliğin, açlığın düşmanıdır.

İsraf fakirliğin, açlığın düşmanıdır. Ekmek başta olmak üzere, bütün dünyada gıda maddelerinin sorumsuzca israfını fertler ve toplumlar yaşıyor. ABD’de sebze ve meyvelerin üçte ikisinin çöpe atıldığını rakamlar söylüyor. Ekmek ve gıda israfı, dünya çapında önemli bir problem haline gelen fakirlik, açlık ve yetersiz beslenmenin önünde bir engel teşkil etmektedir.

Bugün dünyanın en önemli meselelerinden biri fakirlik ve açlıktır. Açlık ve fakirliğin dünyada bir milyardan fazla insanı etkilediğini araştırmacılar söylüyor. Dünyada gıdanın üçte birinin israf olarak çöpe gittiği de söyleniyor. Bu israf önlendiğinde fakir ve aç insanları doyurmanın mümkün olduğu da bir gerçektir.

Dünyayı yönetenlerin kaynakları yanlış yerde kullandıkları alanların başında silahlanma gelmektedir. Dünyanın zenginlikleri insanları yaşatmak için değil, öldürmek için kullanılıyor. Silahlanmaya da israfın bir başka yönü olarak bakılabilir. Açlık tehlikesi tehlikeli boyutlara ulaşırken, ülkelerin silahlanmaya harcadıkları paralar her yıl artarak devam ediyor.

21. yüzyılda insanlık kapitalizmin iki hediyesinin sonucunu yaşıyor. Bir yanda açlıktan milyonlarca insan ölürken diğer yanda aşırı yemekten de neredeyse o kadar insan ölüyor. Her yıl yapılan düzenli araştırmalar obeziteden ölenlerin sayısının sürekli arttığını göstermektedir.

Toplumların sağlıklı ve refah içinde olabilmeleri açlık, obezite, silahlanma, israf paradoksunun çözümüne bağlıdır. Başta gıda maddeleri olmak üzere kaynakların israfı, adaletli dağıtılmaması, silahlanma açlığa ve fakirliğe sebep olurken; diğer taraftan da gıda maddelerinin, kaynakların aşırı tüketimi obeziteye sebep olmaktadır. Suçlu israf… İsraf, dünyanın en büyük sorunudur. Hem sağlık hem ekonomi sorunudur.

Bir köy haline gelen dünyada yaşanan israf, yalnızca ekonomik, sağlık değil, aynı zamanda ahlaki bir sorundur. İsraf insanın çalışma şevklini kırar, tembelliğe atar. Bilhassa internetin hayatımıza girmesiyle tembel insanlar kötü mecralarda zaman geçirerek zaman israfı sonucu kötü alışkanlıklar edinmektedirler. Bu alışkanlıklar bağımlılıklara kadar gidebilmektedir.

21. Yüzyılın hastalığı israf

İktisat ilminin tedavi ve ıslah etmek istediği beşerî davranış şekillerinden birisi, hiç şüphesiz 21. Yüzyılda hastalık şeklini alan israftır. Ferdin, maddî imkânlarını ihtiyaçlarına uygun olarak kullanmaması israfın en belirli özelliğini meydana getirir. Zarurî olmayan isteklerin, ihtiyaçlar listesinde mütalâa edilmesi tüketimi arttırmakta ve israfı teşvik etmektedir.

Canlıların hayat kaynağı sudur, susuz hayat düşünülemez. Su israfı hayatı tehdit etmeye doğru gidiyor. Su israfı, dünyanın en önemli sorunlarının başında geliyor. Artan nüfus, sanayileşme gibi farklı nedenlerle su tüketiminin ciddi anlamda arttığından bahsedilebilir. Uzmanlar ilerleyen yıllarda su kıtlığı problemi yaşanacağını söylüyorlar. Bunun da su savaşları gibi çok ciddi neticeleri olabileceği, yine uzmanlar tarafından belirtiliyor.

Abdest alırken suyu fazlaca kullanan bir sahabîyi gördüğünde Peygamber Efendimiz (sav) "Bu ne israf böyle!’ diyerek müdahale etti. "Abdestte de israf olur mu" diye cevap gelince, "Evet, akan bir nehirde abdest alırken bile suyu israf etmeyin" buyurdular.

Akan bir nehirde suyu ne kadar bol kullanırsanız kullanın azalacak değildir. Bu Hadis-i Şerifte Efendimizin (sav) öğretmek istediği, dikkat çekmek istediği nokta kişinin kendisini iktisatlı, orta yollu olmaya alıştırmasıdır. İnsan daha fazlasını elde etme imkânı olsa bile bir şeyi ihtiyaç duyduğu miktarda kullanmalıdır. Günümüz insanları ve toplumları bunu anlamaya başladı. Dünyadaki her şeyi sınırsız zanneden ve imkânım varsa istediğim kadar tüketirim anlayışı, dünyanın kaynaklarını yavaş yavaş tükenmeye doğru götürmektedir.

Yaratılışta israf yoktur. "Fıtratta israf ve hilkatte abesiyet olmadığına delil, Sâni-i Zülcelâlin, her şeyin hilkatinde en kısa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihap etmesidir ve bazen bir şeyi yüz vazifeyle tavzif etmesidir ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takmasıdır. Madem israf yok ve abesiyet olmaz. Elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünkü, dönmemek üzere adem, her şeyi abes eder, her şey israf olur.

Umum fıtratta, ezcümle insanda, fenn-i menâfiü'l-âzâ şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösteriyor ki, insanda olan hadsiz istidâdât-ı mâneviye ve nihayetsiz âmâl ve efkâr ve müyûlât dahi israf edilmeyecektir. Öyle ise, insandaki o esaslı meyl-i tekemmül, bir kemâlin vücudunu gösterir ve o meyl-i saadet, saadet-i ebediyeye namzet olduğunu kat'î olarak ilân eder. Öyle olmazsa, insanın mahiyet-i hakikiyesini teşkil eden o esaslı mâneviyat, o ulvî âmâl, hikmetli mevcudatın hilâfına olarak, israf ve abes olur, kurur, hebâen gider." [2]

İnsan kendine verilen en büyük nimet aklını yanlış kullanarak, fıtratına aykırı hareket eder, israf hastalığına yakalanabilir. Aklı doğru kullanmak fıtratın, insan olmanın gereğidir. Hakiki insaniyet İslamiyet’tir

İsraf, iktisadı ilgilendiren bir mefhum olduğu kadar, insan benliğinde kötü alışkanlıklara sebep olması bakımından da psikolojiyi ilgilendirir. Bir kimsede israf şeklinde bir alışkanlığın kendini göstermesi, beraberinde bazı olumsuz neticeleri de getirecektir. "İsraf sefahetin, sefahet sefaletin kapısıdır."[3] İnsanlık bu kapıdan geçmenin ekonomik ve sosyal bunalımlarını yaşıyor.

İsraf insanı kullanılmaya, doğrulardan taviz vermeye müsait bir mahluk durumuna düşürür. “İktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazen haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazen mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, manevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır. ”[4]

“İsraf kanaatsizliği intaç eder. Kanaatsizlik ise çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar. Hayatında şekva (şikâyet) kapısını açar, mütemadiyen şekva ettirir. Hem ihlâsı kırar, riya kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.”[5]

"Evet, hangi müsrif ile görüşsen şekvalar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da yine dili şekva edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin." [6]

İktisadî krizlerin en önemli bir sebebi olarak ifade ettiğimiz israf, alışkanlık halini aldığı takdirde tedavisi daha da güçleşmektedir. Bu ancak dinî ve manevî nefis terbiyesi ile halledilebilir.

“Hâlık-ı Rahim, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı haseretli bir istihfaftır. İktisat hem bir şükr-ü manevî, hem nimetlerdeki rahmet-i İlâhiyeye karşı bir hürmet, hem kâfi bir sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi medar-ı sıhhat, hem dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nimet içindeki lezzeti hissetmesine ve zahiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına kuvvetli bir sebeptir. İsraf ise, mezkûr hikmetlere muhalif olduğundan vahim neticeleri vardır.”[7]

Bu ifadeler, israfın ferdin hayatında ne gibi neticeleri davet edebileceğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Çünkü aşırı harcama arzusuyla israfa girmek, nimetlerin kıymetini bilmemektir. Bu noktadan gelişen aşırı ve sorumsuz harcama alışkanlığının önlenmesi, önce vücudun maddî sıhhatini temin eder. Ayrıca israfa karşı maddî ve manevî bir sorumlulukla alınan tedbirler insanın fakirliğe ve zarurete düşmesini de önler, kimseye muhtaç olmadan izzetli bir hayat yaşamayı mümkün kılar. İsraf ise, vücut sıhhatine fikrî ve organik rahatsızlıklar verebildiği gibi, maddî bakımdan da başkalarına karşı muhtaç kalmayı netice verir.

“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez”[8] ayeti yemede, içmede fayda ve maslahat olduğu ölçülerde ileri gidilebileceğini, ama faydadan aşan bir yiyip içmenin ise israf sayılacağını ifade etmektedir. Bu ayet-i kerime tıp ilminin en önemli esası olan sıhhati korumak prensibinin bir ifadesidir. Yeme ve içmede israf yapmamak şartıyla kolay kolay hastalığa meydan verilmeyeceği bugün bilinen bir gerçektir. Harcamada ölçü “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan (dilediğiniz gibi) yiyin, sadaka verin/harcayın ve giyinin!”[9]

İsraf, sosyal dengeyi alt üst eden manevi bir hastalıktır. İsrafın gerek fert gerekse toplum üzerinde olumsuz tesirleri vardır. İsraf, insanlar arasındaki ekonomik dengeyi bozar, kişiler arasındaki kıskançlığı artırır.

Malı rastgele kullanmak, saçıp savurmak geçimsizlik doğurup aile düzenini de bozmaktadır. Bu hastalık toplumda yayıldığında, toplumu da sarsıp mali gücü yok etmektedir.

İsraf hastalığı, insan ve toplum hayatını ciddi manada tehdit eder duruma gelmiştir. İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde bu derece büyük bir israf olayıyla karşılaşmamıştır. İsraf olgusu, fakir-zengin, kadın-erkek, çocuk-yetişkin herkesi yakından ilgilendiren bir konudur. Çağın insanı israf bataklığına gırtlağına kadar batmıştır. Toplumlardaki milyonların rahat etmesi israf etmemeye bağlıdır.

İsrafın panzehri: İktisat, kanaat ve infak

İnsanın yaratılış gayesiyle bağının zayıflaması yaşanan sorunların temelidir. Bütün dünyaya yayılan israf küresel krize dönüşmüştür. Bütün krizlerin çözümü Kur’an ve Sünnettedir. İsrafın çözümünün temeli Kur’an ve sünnetteki iktisat, kanaat ve infakla ilgili mesajlardır. Bu mesajların Risale-i Nur eserlerindeki tefsiri insanlığın asrımızdaki hastalıklarını tedavi edecek ilaçlardır. Bu ilaçları kullananlar Kur’an ve Sünnetle tanışarak fıtratı hatırlarlar ve israfın esaretinden kurtulabilirler.

İktisat kâinatın en esaslı kanunlarından biridir. Bu kanun gereğince bütün varlıklar maksada uygun ve sayısız hikmetlerle donatılmış olarak yaratılmışlardır.

Kâinat iktisat, temizlik ve israfsızlık esası üzerine kurulmuştur. Yaratıldığı andan beri de bu esasa uygun şekilde işletilmektedir. Her şeyde en hafif suret, en kısa yol, en kolay tarz ve en faydalı şekil takip edilmiştir. İnsana düşen vazife, bu esasları ihmal ederek ve reddederek intizamı bozmak değil, o nizama ayak uydurmaktır.

“Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görülmüyor.” “Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?

Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor. Ve İsm-i Adl’in cilve-i a’zamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın müvazenelerini idare ediyor ve beşere de adaleti emrediyor.”[10]

Kâinata iktisat gözlüğüyle baktığımızda, canlılar arasında yardımlaşma ve işbirliğinin söz konusu olduğu, israf, abes, faydasız, başıboş hiçbir şeyin olmadığını görürüz. İnsana düşen görev, iktisat kanununa uyarak çalışmak ve kazandığına kanaat etmektir. İnsanın çalışmasının sonucuna ve kısmetine razı olması kanaattir. Çalışma şevkini arttırır. "İktisattan gelen kanaat, şükür kapısını açar, şekvâ kapısını kapatır. Hayatında daima şâkir olur. Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğnâ etmek cihetinde, teveccühlerini aramaz." [11]

"Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir. Hırs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir. Hattâ, hayat-ı içtimaiyeye sahip olan mübarek karınca dahi, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış, ezilir. Çünkü kanaat etmeyip, senede birkaç tane buğday kâfi gelirken, elinden gelse binler taneyi toplar. Güya mübarek arı, kanaatinden dolayı başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlâhî ile ihsan eder, yedirir. "[12]

Sebeplere tam riayet edip üzerine düşeni yaptıktan sonra sonuca razı olmak teslim ve tevekkülün, kanaat ve himmetin alametidir. Bunların zıddı ise hırs ve tembelliktir.

Kanaat, kısmetine düşen hisseye razı olmaktır; çalışmayıp azla iktifa etmek kanaat değil, miskinliktir. Kanaat eden çalışır ve üretir, kazandığı nimetleri küçümsemez, çalışma azmi her gün artarak devam eder. Herkesin kazandığı, nasibi farklı olabilir. Nasibinin kıymetini bilir. Gönlü toktur. Peygamber Efendimizin (sav), “Zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.[13] Buyruğunu kendine rehber edinir.

"Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur."[14]

İsraf insanları tembelliğe ve fakirliğe itmektedir. "İsraf, kanaatsizliği intaç eder. "Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder."[15]

İktisat ve kanaat kültürü israfa karşı çözümlerdendir. İhtiyaçlar karşılanırken ölçü, israf ve tüketim çılgınlığına karşı iktisat ve kanaat anlayışının hayata yön vermesi olmalıdır.

İnsanlığı israfın esaretinden, zenginliğin, lüksün pençesinden kurtaracak diğer bir çözüm yolu da infak kültürüdür. İsraf ve infak, birbirinin zıddıdır. İmkânlarını paylaşan israfın esaretinden kendini kurtarmakta zorlanmaz. İsraf için yapacağı harcamaları fakirlerle paylaşmış olur. "Zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmekle zekât vermemek, sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır."[16] İnfak, gelir adaletsizliğini ortadan kaldıran en büyük etkendir. İnfak fakirliğin çarelerinden biridir. Zekât farz olan infakı ifade eder. Fakirlere gönüllü olarak yapılan harcamalar, sadakalar da infakı ifade eder. İnsanlık, israfın esaretinden, lüksün pençesinden kurtulmak isterse, işbirliği ve yardımlaşma formülü olarak, faizi kaldırıp, zekâtın ekonomik ve sosyal hayatta uygulanmasını sağlamalıdır. Küresel refahın, huzurun formülü, zekât, diğerkâmlık ve faizsiz ekonomidir.

Sözün özü

Günümüzde dünyada yaygın bir hastalık halini almış olan israftan kurtulmak için alınması gereken tedbirlerin başında insanın bu konuda eğitimi gelmektedir. Bu eğitim ferdin vicdanında tesirini göstermelidir. Ferdin vicdanında tesir göstermeyen hiçbir tedbir, hukuka veya kuvvete dayansa bile çözüm kalıcı olamaz. Eğitimin ferdin vicdanında tesir göstermesi için fıtrata uygun olmalıdır. Fertlerin ve toplumların fıtratına dönmesi, seküler eğitim anlayışından vazgeçilerek tevhid dilinin eğitime yön vermesi ile olur.

Fert ve toplum hayatında israfın esaretinden kurtulmanın yolu, aklı israf etmeden doğru kullanarak iktisat, kanaat ve infak kültürünün yaşanmasıdır.

[1] - Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1, Lem’alar. Nesil basım, İstanbul 1996, s. 660

[2] - Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1, Sözler, İstanbul 1996, s. 232

[3] - a.g.e. Lemeat, s.331

[4] - Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1, Lem’alar, s. 658

[5] - a.g.e, s. 660

[6] - a.g.e. s. 660

[7] - a.g.e. s. 657

[8] - A'râf Suresi 31. Ayet

[9] -Nesâî, Zekât, 66

[10] - Lem’alar, 30. Lema, 2, nükte s.800

[11] - Lem’alar, s. 660

[12] - Nursi, Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatı, Cilt. 1, Mektubat, İstanbul 1996, s. 521

[13] - Buhârî, Rikâk, 15

[14]- Mektubat. s.479

[15] -. Lem’alar s.660

[16] - a.g.e. s. 660

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.