Aşk bir ihtilalse, evlilik bir inkılap-1

Mustafa ORAL

AŞK YAZILARI-2

Yıllardır var olan ama son günlerde biraz daha artan Amerika-İran gerginliği bana sürekli kavga eden eşleri hatırlatıyor. Bir tarafta erkek egemen, ataerkil bir anlayışın sonucu olarak hayvani güdüleri ile hareket eden bir eş, diğer tarafta zaman zaman yaptığı çıkışlarla güdüleri ile hareket eden adama kendisini darb etmesi için fırsat veren bir anlayışla hareket eden eş. Kendi çaplarında bir güç olan bu iki süper güçten kimin ne kadar haklı, ne kadar haksız olduğu zaten malumunuz.

1980’li yıllar İran devriminin bütün dünyayı, özellikle de İslam dünyasını kasıp kavurduğu günlerdi. Başta Anadolu’da olmak üzere, bütün dünyada sessiz sedasız manevi bir inkılap yapan Risale-i Nur’un önerilerini dikkate almak yerine, İran İslam Devriminden medet uman bazı iman ehli sürekli İran Devrimi üzerine vurgu yapıyor ve bunun Türkiye’de uygulanabilirliği üzerine kafa yoruyordu. Bu minvalde İran rejimi ile ilgili çeviriler ve kitaplar yayımlıyordu.

Bu dönemde İran’dan bir çok kavram ve tema TC’ye taşındı ve bir zaman tartışıldı. Türkiye’de gerçek anlamda kamuoyunda “radikal!” olarak bilinen hareketler ilk defa bu dönemde ortaya çıktı desek hata etmiş olmayız. Zamanla İran rejiminin Türkiye’nin sosyal, kültürel ve politik dokusuna uyum sağlamayacağını kabul eden söz konusu radikal kesimin bir kısmı liberalleşerek iş hayatına atıldı. Az da olsa hala devrimin mümkün olduğunu düşünen radikal ehl-i iman var mıdır bilmiyorum. Varsa hiç olmazsa liberalleşmedikleri için onlara dua borcum olduğunu bilmelerini ve eğer sürç-ü lisan edersem beni affetmelerini rica ederim .

Gerek ABD ile İran arasındaki ilişki, gerekse de İran Devrimi ile Türkiye’de devrime olumlu bakan kesimler arasındaki ilişki bana mutsuz bir evliği hatırlatıyor. Bir tarafta birbiriyle kanlı bıçaklı olan çift, öbür tarafta birbirinin beklentilerini karşılayamayıp birbirine küsen çift.

Bununla beraber İran devriminin kendisi bana bir başka şeyi hatırlatıyor: Sonuna kadar aşk...
Devrimin olduğu dönemde insanlar görev ve sorumluluk bilinciyle hareket ederek, yani aşkın hakkını vererek çalıştılar ve devrimi gerçekleştirdiler. Ama bu gün buradan bakılınca devriminin geri gittiği görülüyor. Vizyonsuz birinin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması da bunu gösteriyor. Görünen o ki devrimi yapanlar bunca görev ve sorumluluktan son-ra hak ve yetki istiyor. Yani  İran’da işler iyi gitmiyor. Yine görünen o ki bu aşk bitecek.

Aşk devrimdir, evlilik inkılaptır. Devrimi sürdürebilir kılmanın yolu inkılaptan geçer. Aşk bir devrim olduğu gibi, devrim de aşktır. Şu halde İran Devrimi her halükarda inkılap etmelidir. Zira devrimcileri ayakta tutan şey devirme güdüsüdür. Bunun için devrim gücü ve güdüsü inkılap zevkine dönüştürülmelidir. Yoksa devrim yapanlar, bir gün kurdukları düzeni de devirmeye çalışacaklardır.

O günler için devrimden Türkiye’deki ehl-i iman çevrelere taşınan en önemli temalardan biri belki de en önemlisi kadın-erkek eşitliği, kadın hakları, evlilik, aşk gibi “karşı cins” merkezli konulardı. Bu gün de aynı konular tartışılıyor. Ama  bu günkü tartışmalar biraz daha seküler bir minvalde ilerliyor.

Türkiye geleneksel ataerkil toplumun özelliklerini gösterdiği için hemen hiçbir zaman kadın ve erkek eşitliğini tartışma gereği duymadı. Ne zaman ki kendi kültür ve geleneğini üretemez hale geldi, o zaman karşı cinsi konuşmaya başladı.

Toplum 1980 yılından bu yana yabancısı olduğu bir konuyu yoğun olarak tartışıyor. Ve bunu kendi coğrafyası dışından devşirdiği kavramlarla yapmaya çalışıyor.  Bir kesim İran Devrimi mantığından beslenmeye çalışıyor. Diğer taraf batı odaklı bir aşk ve evlilik üzerine odaklanıyor. Oysa Türkiye toplumu, bu toplumun bir kısmının kendisiyle sorunlu olduğu şarkıcının şarkısında işaret ettiği çıkmaz içinde bulunuyor. “Görüyorsun ya aşkı beceremiyorum”. Dönüştürelim: Görüyorsun ya karşı cinsi tartışmayı beceremiyorum.

Gerek dünyada, gerekse de Türkiye’de karşı cinsle olan ilişkiler, özellikle de aşk ve evlilik gündenim ilk maddesini işgal etmeye devam ediyor. Zira günümüz dünyasında her geçen gün aşıkların ve aşıkları ile evlenenlerin sayısı arttığı gibi, aşık olarak evlenenlerin arasında da boşanma hadiseleri sürekli artıyor.

Ehl-i iman çevresinde de durum pek farklı değil. Bu camiada da gerek aşk evlilikleri, gerekse de Allah’ın en sevmediği helallerden biri olan boşanmalar artıyor. Şüphesiz kimsenin aşk evliliklerinin olmasına bir şey diyeceği yok. Öte yandan artan boşanma hadiseleri de bizleri endişelendirmiyor değil.

Aşk ve ona bağlı evlilikleri takip eden boşanmaların artmasını, kısa yoldan “aşk artık ölmüştür!” şeklinde açıklamak işin kolayına ve toptancılığına kaçmaktan öte bir anlam taşımıyor şimdilik.

Şüphesiz günümüzde “aşk” dediğimiz olgunun içi boşaltılmıştır. Aşk insanı kendi yörüngesinden çıkarıp, başka birisinin/birilerinin yörüngesine sokmuştur. Yine de biz bu konuda “aşk ölmüştür” şeklinde bir kolaycılığa gitmek yerine, esaslı bir değerlendirme yapmak durumundayız: Günümüzde niçin aşk evlilikleri de, boşanmalar da bu kadar artıyor?
(Devam edecek)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.