Şerif Mardin sempozyumundan izlenimler

24 Kasım 2017 öğretmenler gününde ideal bir öğretmen olan Şerif Mardin son dönemlerde öğretim üyeliği yaptığı Şehir Üniversitesi’nde sempozyum ile anıldı. Anma veya sempozyum üç bölümden oluşuyor, birinci açılışı rektör yaptı. Şerif Mardin’in oğlunun bir kitabına yazdığı ünlü bir filozofun fikrini nakletti rektör. “Ben insanların sözleriyle dalga geçmek için, onları alaya almak için ilgilenmem. Sözleri onların ifadesidir, onları ciddiye alır ve anlamak gayesiyle yorumlarım.”

Hocanın misyonunu ifade etti. “Şerif Mardin Osmanlıyı, Türkiye’yi ve dünyayı ön yargılardan uzak yorumlamıştır” dedi. Demek biz ilmi hayatımızda üniversal dünyamızda hep önyargılarla hareket etmişiz. Biz de deriz ki; telakki doğru Şerif Mardin bu uygulamaya başkaldıran farklı insanlardan biri. Herkes uygulanagelen yeniliğe kapalı, ilmi teori ve uygulamaya baş kaldıramaz. Tarihte yeni yol açanlar büyük sıkıntı çekmişler birçoğu bunu hayatı ile ödemiştir. Sokrat Atina tanrılarına başkaldırmıştır, tavrını hayatı ile ödemiştir. Ama ebediyeti almıştır bu ödeme ile, ölüme giderken mesrur ve müferrahtır.

Üniversite rektörü Osman Mardin’in babasının evrakı metrukesini ve eserlerini üniversiteye bağışladığını bunun kuruma büyük bir değer kattığını belirtti. Sosyal bilimlere büyük bir katkıdır bu bağışlama.

Sayın Ahmet Davutoğlu, hocası Şerif Mardin’e saygı ve selamdan sonra gerçek bir sosyal bilim geleneğini oluşturmak için büyük çaba sarfeden hocasının, öğretmeninin ve bütün öğretmenlerin öğretmenler gününü kutladı. Anmanın bugüne rastlamasının büyük ve güzel bir tevafuk olduğunu belirti. Bu arada insan olgunlaşmasında hoca-talebe, hekim-hasta ve ebeveyn-çocuk ilişkilerine temas etti. Hocası ile olan ilişkilerinin onun ilmen ve ruhen gelişmesindeki ilişkisine dikkat çekti.

Şerif Mardin, Ahmet Davutoğlu’nun doktora çalışmasında ona yol gösteren ve mükemmel bir doktoranın ortaya çıkmasına büyük  gayret gösteren kişidir. Okulda öğrendiklerinin, yanında evinde de derslere devam ederler. Sorular ve cevaplarla bakış açısı olgunluk kazanır. Ahmet Davutoğlu, Şerif Mardin‘in aileden gelen ilmi şeceresinin yansımalarını yakından  takip etmiş. Osmanlı, cumhuriyet ve ulema entelektüel sürekliliği görmüştür. Bunun arka planında kendinin de böyle bir geleneğe intisabı onun tesiri ile olmuştur denilebilir.

Şerif Mardin ilim adamlarının kendi dar caddesinde gittiği Türkiye’deki ilim geleneğine ilimler arasılık getirmiştir. Edebiyat tarihçilerinin kendi kuramları ile baktığı Genç Osmanlılar hareketini sosyolojik ve daha başka ilimlerle mezcederek yeni bir yorum düzeni getirmiştir. Edebiyat sosyolojisi açısından Sayın Şerif Mardin’in bu bakış ve sentezleme tarzı edebiyatımıza ne oranda yansımıştır. Konuşulabilir.

Davutoğlu Hoca, Şerif Mardin‘in din, ilim ve ideolojinin uzlaşmazlığı üzerinde durduğunu söyledi. İdeolojinin doğal olmayan yapısı ile bir uzlaşmazlık doğurduğunu belirtti.

Din adına yeni bakış açıları getirmenin yadırgandığı dönemde Şerif Mardin bir din sosyolojisinin esaslarını kurduğunu, bunun da büyük bir başkaldırı ve başarı olduğunu ifade etti Ahmet Davutoğlu. “Şerif Hoca, tarihi bilgi ve birikimin sistematik bir yönteme dayanmasının örneklerini de vermiştir” dedi. Halil İnalcık’ın belge tarihçisi olduğu fikrine karşı çıkmış onun yorum tarihçisi de olduğunu ifade etmiştir. Bu Şerif Mardin hocanın da tesbitidir.

Sosyal bilimlerin Türkiye’de neden gelişmediğini sorgulamıştır Şerif Mardin. Sosyal bilimler ülkemizde iktidara yol açan bir araç olarak algılanmış aslında. Bu yanlış, o kendi istiklali içinde araçlıktan kurtulmalıdır. Araçsallaşan herşey değerini kaybeder. Bireysel analiz yapılmalıdır tarih metinleri üzerinde. Sosyal bilimler bir yöntemle anahtar olmalı, çözümlemelerini yapmalı, sosyal bilimlerin gelişmesinde önemli bir şey de gelişmiş çeşitlilik arzeden bir kütüphanenin var olmasıdır. Kalıplaşmış bir genel eğilim içinde sosyal bilimler gelişmez. Türkiye’de ilim adamları önceden gidilen yollarda kendileri de yürürler, bunun dışına çıkmak zor ve sorunlu. Bu yüzden bu eğilim dışındaki kişiler yaşatılmaz, aslında Şerif Mardin olayı da bu noktadan başlamıştır.

Sosyal bilimler bir kontrol aracı değildir. Sosyal bilimlere bir tehdittir bu duruş ve uygulama. Sosyal bilimleri bir müdahale vasıtası olarak algılamak yararsız bir uygulama. Osmanlı ve modern dönemde sosyal mühendislik çalışması olarak sosyal bilimleri görmek bu ilmi geliştirmez. Farklı düşüneni ayıklama da bu nedenle ortaya çıkmış çirkin ve gelişmeyi durduran bir tutum.

Sosyal bilimlerde çözümleme meselenin doğru tasviri ile mümkündür, resmi doğru görüp anlatamazsanız başarı olmaz.

Freud’un psikanalitik bakış açısını da yer yer kullanabilmeli, psikanalitik bakış da sosyal bilimlere yeni bir nefestir. Daima arka plandaki unsurları görmeli insan çözümleme için.

Fikir ve edebiyat tarihimizdeki olayları devirler olarak değil, devirler içindeki süreklilikleri görerek incelemek gerekir. Genç Osmanlılar ve Tanzimat devirlerini bu süreklilik ile yorumladı. Sofistike bir ulemaydı, değişik yıllarda süregelen tarihin değişik kesitlerini anlatmak üzerine kurdu düşüncesini.

Edebiyatçıların yapmadığını yaptı. Genç Osmanlılar çağında iktisadi düşünce ve ekonomik değişimi de anlatır. Bu farklı bir çözümlemedir. Tanzimatı ve Reşit paşa dönemini bu perspektifle de anlatır. Şinasi bizde Tanzimat döneminde kamuoyu fikrinin nüvesini   kurmuştur, edebiyat tarihinde bir yazar olmanın ötesinde.

Düşünce tarihinin mimarisini yapar. Bediüzzaman Said Nursi üzerindeki çalışması da, onun biyografisinin etrafında yer alan tarihi, dini, coğrafi unsuları görerek yapılmıştır. Nazım için de aynı plan uygulanabilir. Said Nursi’de sosyal bilimlerin arkeologu gibi olayı inceledi. Nakşibendilik üzerine çalışmış Bitlis’teki tesirleri araştırmış, yaşadığı çevredeki etkileri tek tek ve bütünlükçü olarak almıştır. İmam-ı Rabbaniyi okumuş, ortaya çıkan düşüncenin geleneksel kaynaklarını takip etmiştir.

Ailesinde de genel olarak bizde de ulemadan entelektüele geçişi irdeledi. Babası, dedesi ve kendi tutumu bu geçişi anlatır. Ama bu bir çokları gibi bir geleneksel duruşu ve ulema mantığını dışlamak değildir. Bu da bir nevi süreklilik idi. Said Nursi’nin tabiat felsefesi yapması çok dikkatini çekti. Kültürel sentezler yaptı. Bizde dini bakışta tabiat felsefesi yoktu.

Milliyetçilik ve ulusçuluk kavramlarını irdeliyor. Toplumda ve fikri muhitlerde ulusçuluk ve milliyetçiliğin çevrelerini yorumluyor. Modern milliyetçilik, geleneksel milliyetçilik, ateist ulusalcılık çevrelerini gözden geçiriyor. Toplumu organize eden bir boyutu yok çeşitliliğin.

Bilimsel doğmalardan değil naslara göre organizeyi sağlıklı bulur. Toplumu mahalle baskısı ile, göz baskısı ile denetlemenin zararlarını nazara veriyor. Göz baskısını kullanarak insanları etkilemek samimiyetten uzak bir gösteriş.

Şerif Mardin hocayla bilimsel çalışmalarını hatıra olarak anlattı. Taslağı götürmüş ona o da tezin bittiğini söylemiş. 1988’de tezin bittiğine dair yazı yayınlar ama Ahmet Davutoğlu tezi 1990 da bitirmiş. Öğrencisine kol kanat gerer, problemlere sahip çıkar.

Disiplinler arası düşünmek onun ilim hayatının anahtarı. Süreklilik unsurlarını bulmak, çözümlemede anahtarlar tespit etmek. Teorileri iyi tesbit etmek, onlarla disiplinleri yorumlamak. Sosyal bilimleri donmuş vakalar değil, sürekliliği olan bir akış içinde yorumlar.

Şerif Mardin’e göre dünyanın en karmaşık sosyal bilimleri laboratuvarı Türkiye’de. Bu yüzden anahtar kavramları oluşturmak ister, iki hocanın birleştiği nokta bu.

Davutoğlu gittikten sonra Prof. Engin Akarlı konuşmaya başladı. Uzun süre onunla çalıştığını, şimdi de onun izlerini geliştirmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Selçuk Hanım, Şerif Mardin’in hayatı üzerindeki tesirlerini anlattı. Doğu geleneklerine nasıl sosyolojik olarak yaklaşılması gerektiğini ona telkin eder. Ailenin ulemadan, Osmanlıdan üniversite çevresine geçişi tasvir etti. Geçişlerin zorluğunu nazara vermiş. İki nesli gören ve yorumlayan bir kişiliktir, iki nesle de empatisi güçlüdür. Selçuk Hanım’ın kapasitesini gören Fatin Rüştü Zorlu onu hariciyeye çekmek ister, anası babası istemezler. Sonunda üniversitede karar kılar. Şerif Mardin hocaya göre geniş düşünceli bir insandır. Türkiye sevgisi büyüktür, hocayı Türkiye’ye getirmeye gayret eder ve getirir. Şerif Mardin Amerika’da yerini yapmış bir insan Türkiye’ye gelmeye ihtiyacı yoktur, ama ülkesinde çalışmak ister. Ama bakış  açısı Türkiye’de dar prosedürle çatışır.

Şerif Mardin kurmak, vermek ve geliştirmek isteyen bir insandır. Şahsen en çok beğendiği kitabının Genç Osmanlılar üzerine yaptığı çalışma olduğunu belirtir Hoca hanım. Çağının global akademik bakışını önemsemiştir.

Profesör Ali Yaşar, din-modernite ilişkisini araştırmış. Milli Selamet Partisinin, modernleşme ve geleneksel düşünce bazında incelemesini yapmıştır. Şerif Mardin’den hareketle sosyal yapı katmanları arasındaki geçişleri anlatır.

Necdet Bey, Şerif Mardin‘in Türkiye’de sosyolojik düşüncenin gelişmesindeki tesirleri ile Ali Şeriati’nin tesirlerini mukayese eder. Ali Şeriati’nin tesiri çoktur ama o Şerif Mardin’den yana düşünür. Tesirlerin ondan toplanmamasını yadırgar. Şerif Mardin objektiftir, ama diğeri kısmen yanlıdır.

Birinci oturumdan sonra ikinci oturum başladı.

Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Selçuk Esenbel, “onun yazdıklarını okudum öğrencisi olduğumu hissediyorum, öğrenicisi değilim ama eserlerinin benim işime yaradığını düşünüyorum. Sosyal bilimlerde kültür kavramanı yerleştiren adamdır Şerif Mardin. Siyaset bilimine kültür kavramını sokmuştur. Kültürü anlamak dil ve tabir veya deyim kavramı, dilsel ve tarihsel farklı dünya görüşlerinin izahı, anlam ve anlam haritaları hep onun getirdiği ve tartıştığı konular.”

Toplumsal muhayyile, aydınların değil toplumun muhayyilesinde oluşan sosyolojik vakalar ve yansımaları. Harem ve haram, toplumsal ve ulusal ilişkiler hep onun düşüncesinin bazı noktaları. İnsan davranışlarını nitelemek için yazdığı mektuplar hep bu vadinin meseleleri. Toplumdaki fikirlerin kanaatlerin nereden geldiğini, insanları nasıl etkilediğini sorguladı. Tanzimatı, Namık Kemal’i, romanı, modernleşmeyi bu bakışla gözlemledi ve yorumladı. Said Nursi çalışması da yine bir fikrin nasıl ortaya çıktığının uluslararası bir biyografi anlayışıyla yorumudur. Olanı anlatmak, olanın oluşumunu anlatmak, oluşturulmuşu, tepeden inmeyi değil. Toplumsal muhayyilenin ürettiklerini önemsedi.

Said Nursi kitabının elitler ve halk arasındaki yansımaları, toplumsal mühendislik ve halk, insan kimlerden toplum nerelerden geliyorun çözümü. Birbirine yabancı makine parçaları gibi yorumlamadı ilmi, birbiriyle maziden gelen değerlerin yorumunu yaptı, organik ve uzlaşmış toplumsal görüntüleri gördü. Necip Fazıl ve Bediüzzaman’a böyle baktı. Mekanik oluşumlara iltifatı yok. Türk paradigmalarını sentezledi.

Doç. Dr. Nurullah Ardıç, din ve ideoloji doğrultusunda beyanlarda bulundu. Edebiyat sosyolojisi üretti, bazı şahısları ve romanları bu yolda yorumladı. Tutunamayanlar gibi. Osmanlı modernleşmesi, teori ve yöntemleri birçok insanı etkilemiştir. O kadar ki hakkında komik öyküler dahi ortaya atılmıştır. Bilinmeyen bir insandı, çok farklı yönleri olan bir kişiydi, klasik sosyolog kabına sığmadı.

Disiplinler arası düşündü. Antropoloji, felsefe, tarih ve edebiyat arasındaki ilişkiler, pozitivist ilim anlayışına tepkiler, tarihsel süreci yeniden yorumlama, toplumsal bağlamda. Tanzimattan cumhuriyete devirleri gözden geçirdi, onun disiplinler arası kavramı bugün dahi uygulanır değildir. Marks Weber’den aldıklarını kültürü bilimsel araştırmanın merkezine yerleştiriyor.

Kültürel unsurların önemini, Türk İslam kültürünün karmaşık yapısını ele aldı. Resmi ideolojinin dominantlığı ve farklı düşünmenin sancısını yaşadı Şerif Mardin. Bediüzzaman çalışması bu yoldadır. Resmi ideolojiyi aşma zorunluğu sosyolojik düşüncenin hareketliliğini sağlar. Modernizmle İslamı yüzleştirme. Dedesinden itibaren medrese ile üniversite, geleneksel ile moderniteyi yorumladı. Donmuş muhtevalı ideolojilerin eleştirisi. Modernist şemaları yıkıyor.

Zübeyir Nişancı, Said Nursi kitabında Bediüzzaman‘ın bir aydınlanmacı olduğunu söylüyor. Bu tesbite katıldım, batıda aydınlık devri filozofları var. Monteskiyo, Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau. Onlar aydınlanmanın teori ve uygulamalarını yaptılar. Bizde bir aydınlanması aydın yok. Dolayısıyla Bediüzzaman bizde insanın varlık ve evren, Allah karşısındaki şaşkınlığını aydınlanmacı izahları ile karşıladı. Yani o bizim aydınlık devri filozofumuz. Nişancı şimdiye dek yüz tane Said Nursi gördüm derken telakkilerin farklılığını anlatır. “Bu Marksizmde de vardır, büyük adamları farklı anlamak eşyanın tabiatı” dedim. Bediüzzaman cumhuriyetin eksik bıraktığı manevi yapıları sisteme dahil etti, bir nevi cumhuriyetin mukavemetini artırdı, çünkü sistemin ideologları bunları ihmal ettiler.

Şerif Mardin sempozyumu bir yeni nefes ve algı idi ve sona erdi. Konuşmacılara, rektöre teşekkürler.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.