Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanat ve Bediüzzaman-6

A+A-

Uzun yıllardır Bediüzzaman‘ın dini konuları ve temaları anlatımda nasıl sanat ve estetik kuramlarına göre hareket ettiğini anlatmaya çalışıyorum.Türkiyede muhafazakarların sanat ve estetik gibi bir gayreti yok, Bediüzzaman’ın sanat lügatine ve sanat meselelerine ve eşyaya ve tabiata bakışında nasıl sanatın terminolojisine ve bakış sıralamalarına riayet ettiğini görüp hayret ediyorum.”

Aşağıdaki sahifede o kadar ilahi fiilleri sanat lügatine ve terminolojisine göre anlatıyor ki bir bizim değil batılı sanat uzmanı olsa bunları tartışsak neler ortaya çıkar.Batılı diyorum da bende belki yüze yakın estetik ve sanat kitabı var , bizim alimlerimiz ve sanat felsefecilerimizin birkaç tane kitabının dışında hepsi batılı şahısların yazmış oldukları kitaplar. Bizimkiler batının estetik ve sanat felsefecilerinin eserlerinden aldıklarını mukallidane anlatıyor, ama batılı estetik ve sanat felsefecileri birinci elden kendileri anlatıyor. Bediüzzaman felsefenin sanata hizmet eden kısmıyla Kur’an’ın ve Risale-i Nur’un  dost olduğunu Asa yı Musa’ının başında söylüyor.Bu onların sanat felsefecilerini iyi bildiğini gösteriyor.Ben de diyorum bu kadar bakmak ve görmek ve yazmak konusunda derinlik ilhamla mı olmuştur, yoksa bir kaynağa bağlı mı , onu tartışmam ama ortada bir büyük sanat felsefecisi var ilahi ve beşeri karışımı  anlatımları  var tahsis yok.Batılılar da bizimkiler de ilahi fiilleri ve varlıkları sanata dahil etmiyor, onlara tabii diyor, Bediüzzaman ise ikisini birden anlatıyor, bu da bir anlatım yeniliğidir.Bizimkiler yıllardır  ittihat-ı islamı anlatırlar, hala anlatacaklar, hangi ittihad bir cemaatin ekabirlerinin arasında ittihat yok, Ragıp Abi istanbul’da onbeş cemaat var , Bediüzzaman çizgisinde hiçbiri birbirini beğenmez ben şahidim diyor.Aslında yapılması gereken talebe  ittihadı.

Girmese bir millete tefrika düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top dindiremez

Allah şu ayetle ne kadar açık ve net olarak diyor.

Ve etiullaha ve resulehu velatenezau vetefşelu ve tezheberrihukumvasbiru innallaha maassabirin

Allah’a ve Resulüne itaat edin , sakın birbirinizle ihtilaf etmeyin , sonra korkuya kapılıp za’fa düşersiniz, rüzgarınız kuvvetiniz gider.

Ondan sonraki ayet daha tehdidkar. “ Memleketlerinden çalım satarak herkese gösteriş yaparak savaşa çıkan  ve Allah yolundan insanları uzaklaştıranlar gibi olmayın, Allah onların bütün yaptıklarını çepe çevre kuşatmıştır. Enfal  46 47

“Allah en büyüktür. Çünkü öyle bir Kadîr, Alîm, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Nakkaş ve Ezelîdir ki, bütün, parçalar ve sayfalar olarak bu kâinatın hakikati; küllî, cüzî, varlık ve bekà itibâriyle bu varlıkların hakikatleri ancak Onun kazâ, kader, tanzim ve takdirinin ilim ve hikmetle çizilmiş çizgileri;

-Kaza , kader, tanzim ve takdirin ilim ve hikmetle çizilmiş çizgileri , cümlesinde bütün kelimeler sanatın, yaratılış mimarisinin, estetiğin kelimeleri , büyük sanatçı Allah da , ve onun en harika canlısı insan da bu kelimelerin muhtevasına göre eserlerini meydana getirirler. Bu ha insan ha da bir mimari eser , kuralları , kaideleri aynı. Kaza , kader, tanzim ve takdirin, ilim ve hikmetle çizilmiş çizgileri. Dört fiilin ilim ve hikmetle çizilmiş çizgileri. Bütün çizgiler ilim ve hikmetle çizilir, Allah yarattıklarında çok farklı çizgiler kullanır.insanlar gibi en kolay olan düz çizgileri kullanmaz, bütün güzellikler eğri çizgilerin çizimleridir, insan bedeninde neredeyse düz  çizgi yok. Bütün canlılara göz gezdir, hepsi eğri çizgilerin geometrisine göre çizilmişler. Çizgi kelimesini kullanması çok manidar.

Onun ilim, hikmet, tasvir ve tedbîrinin sanat ve îtinâ gösterilerek yapılmış nakışları;

-Bir şeyin sanatlı yaratılışının safhalarını nasıl en uygun şekilde kullanır. İlim , hikmet, tasvir ve tedbir. Önce ilim hesabını yapar, sonra hikmet fonksiyonunu faydasını düşünür ona göre tasarlar, sonra tasvir şeklini çizer, o da yine işine uygun tasvir, biçimlendirme,sonra o bedenin , varlığın vücudunu kullanmada arıza vermeyecek şekilde onu ortaya koyar, bütün bunlar sanat ve itina dikkat ile olurlar. Sonunda da nakış kelimesini kullanır, yukarda çizgi diyordu, şimdi nakış nakış karmaşık bir çizgiler yumağıdır. Birbiri ardında yedi kelime birbirini takip eden bir sıralama ve fiil uyumu ile anlatılmış, bu kadar estetik ve sanat derinliği olan bir bakış Bediüzzaman’a hastır. Bir arıyı, bir koyunu , bir insanı, velhasıl bütün mahlukat bu yedi şeyin birbiri arkasından yapılan fiilleri ile vücut bulurlar ve bu nakışların güzelliği insanı büyüler.Benim en çok etkilendiğim bakmaktaki derinlik.

Onun Sanat, îtinâ, tezyin ve tenvîrinin mucizeli elinin lütuf ve keremle gerçekleştirdiği tezyinâtı;

-Bu cümlede de yine birbirini takib eden fiiller sıralanmış. Birinci de çizgi , ikinci de nakış, üçüncü de ise tezyinat kelimesini kullanıyor, üçü de sanatın mimarinin, resimin, yaratılışın kelimeleri . Sanat dikkat ve itina gerektirir,güzellik de bu itinadan doğar, itina edilmeyen şey kaba olur güzel olmaz, bütün varlıklar itina ile yaratılmıştır, görücüye çıkan ev kızı gibi bütün varlıklar  itina ile hazırlanır ve bu güzel sanatlar galerisi  olan dünyaya çıkarlar, tezyin itinadan sonra gelir süsleme, bu açıkça bir estetik terimi, “Kuran’da “ ziyneten leha “ diyor varlığı süslediğini söylüyor ve siz de kendi amellerinizi süsleyin diyor, size varlığı itina ile süsleyip sunana karşı amellerinizi ve görüntülerinizi süsleyin öyle Allah’a sunun diyor. Namazı dosdoğru kılmak bu demek işte. Tezyinden sonra tenvir geliyor yani ışık saçan bir güzellik demek, gerçekten bunu hissedip ifade etmek büyük bir bakmak harikası , adeta güzellikler ışıklı gibi. Bütün bunları yapanın mucizeli eli yani Allah’ın olağanüstü güzellikler meydana getirmesi. Lütuf ve keremle mahlukatı süslüyor, yani onun güzel görünmesi onun lütuf ve keremi ile oluyor. Bizim Erzurum’da ihtiyarlardan duymuştum, bir güzelliği göründe “ seni halkedene kurban “ derlerdi.Bazan da seni yaradana yessir , derlerdi. Allah’a göre bakmayı ne kadar bilir bizim geleneksel insanımız, ama şimdiler ne kadar güzel , harika der sanatçısından ilgisini koparmış.

Onun lütuf, kerem, teveddüt ve tearrüfünün rahmet ve nimetle vücuda getirdiği ihsan çiçekleri;

-Yaratılışın fiilleri ,o kadar çok ki estetiğin güzellik parametresindeki kelimeler ona göre çok sınırlı, farklı noktalardan bakıyor Bediüzzaman . Bu cümlede de özne ihsan çiçekleri . Kelime grubu tek başına estetik ve imaj harikası , apolaliptik imaj. Nedir bu ihsan çiçekleri ,bize sunulan herşey ihsan çiçeği , ne kadar zengin bir imaj dünyası var helal olsun. Bu kadar okumuşuz ilk defa görüyorum ihsan çiçekleri, bir dünya keşfettiren kelime. Etrafımızdaki herşey ihsan çiçeği,insan çiçeği sevdiğine sunar, Allah bize ne kadar ihsan çiçekleri sunmuş, yeni doğmuş bir çocuk anne kucağında, birine dedim ki sana bu kadar harika bir hediye verene beş vakit değil yirmi vakit kılsan şükrünü eda edemezsin. Çocuklar dünyamızda cennetten olan şeyler, her yer cehennem bir masum çocuklar cenneti çağrıştırıyor. Bir çocuk yüzü cenneti çağrıştırır diyor Şatobiryan. 

Allah çünkü bizi seviyor, din farketmez herkes bu ihsanlarla meşbu. Akla zarar bir tahayyül. Lutuf , kerem, teveddüd, tearrüf. Bu dördünün tesiri ile meydana gelmiş olan rahmet ve nimetin , ihsan çiçekleri , toparlamak bile zor. Lutfundan ve kereminden , vermek ikram etmek isteğinden , sevgisinden seni bildiğinden dolayı bu dört fiilin tazammun ettiği ihsan çiçeği. İhsan çiçeğinin içinde lütufta var kerem de var teveddüd de var, taarrüf de var,   hepsi birden rahmet ve nimetle varlıklara ihsan çiçekleri sunuyor, çiçeklerin sunuldu bir seremoni ne kadar harika bir resim ve muhayyile  zaferi .

Onun coşkun rahmet, nimet, terahhum ve tehannününün cemâl ve kemâlle yarattığı meyveleri; cemâl ve kemâlinin parıltı ve tecellîleridir.

Risale-i Nur tefekkür metni , tefekkür edilmeyen metin, kapınızın önünden hızla geçen bir araba gibi, bakmak için durmak düşünmek tefekkür etmek gerekir. Gariptir anlamaya ve düşünmeye karşı insanlar var hem de bunu sadakat adına yapıyor, hayret değil mi . Bir endazeyle metin okuyor bir kelimeye geliyor , neydi bu kelimenin anlamı etrafına bakıyor onlar da bilmiyor.

Burada sanat metnine bir de coşkun kelimesini ilave etmiş. Bu sıfat nelerin sıfatı hangi kelime ve fiillerin sıfatı. Rahmet, nimet, terahhum ve tahannünün özelliği, nasıl coşkun, Bediüzzaman bir gün Barla’da yaz başında meyve ağaçlarını görür, işte coşkun o manzara ve der ki galiba Sungur Ağabey’e “ Ben bunların  temaşasını  yüz sinemaya ve tiyatroya değişmem”Allah’ın adamı Allah’ın sanatı.Bir gün de tarlanın rüzgarla menevişlendiğini görür, “ temaşası benim olsun tarla kimin olur olsun” cümleye bak.Biz de ölünce yaşadım diyeceğiz, tabiat levhaları karşısında suskun ve ölgün tavırlar, ama dünyaya bakan görüntüler karşısında şaşıran ki o ben, ne dersen de.

Bütün bunlar yaratılan meyvelerin sıfatı  coşkun rahmet,cemal ve kemalle meyveleri yaratıyor.Bediüzzaman meyvelere sanatlı fakat mebzul diyor, eğer sanatına eşdeğer olsaydı her meyve ne kadar pahalı olurdu. Bir narın sekiz on özelliğine  bak fiyatına bak. Bediüzzaman büyüksanatçılar gibi bakmayı görmeyi ve düşünmeyi öğretmiş,başka bir misyonu yok, diğerleri bunların yanında çok az bir konuma sahip.Siyasetin ve dünyeviliğin kirlettiği kafalar nerden meyvelere baksın. Meyveler konusunda söyledikleri de ayrı bir araştırma konusu olur.

Çoşkun rahmetin ikinci parantezi nimet, nimetlere bak çok değil coşkun,ne dersin bu ifadeye bakıp da onu görene.Her nimet terahhum ve tahannünün göstergesi , sevmeyi ve sana ikram etmesi, senin onsuz yapamayacağını düşünüp yaratması . Kelimelerin birbiri arkasından kazandığı anlamları toparlamak büyük bir zihin gerektiriyor,

Cemal ve kemalle yaratığı meyveler , hem güzel hem de olması gerektiği gibi , bir armuda bak nasıl insana hitap ediyor tasarımı ve görüntüsü ile , ya karpuz hepsi öğle değil mi . Nasıl bakmış değil mi yukarıdaki cümleler bir kitap olur  arkadaş. Ünlü bir ressam renkleri keşfetmek için paytoncusuyla kırlara çıkarmış her gördüğü renge Aman Allahım bu nasıl sarı , bu nasıl kırmızı, faytoncusu hayret eder bu adam renk delisi dermiş.Öyle ya renkleri kurbağalar mı seyredecekti.Orhan Veli “ deli eder insanı bu dünya , bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç” bakmasını biliyor ama zavallı orhan veli o nesle Allah’a anlatan yok ki . Rakı şişesinde balık olsam , demiş şair, sen mukaddes bir metne yasak koyar, camiyi kapatır, ahır yaparsan, Ezanı susturursan Orhan Veli o zekayla ve o estetik bakışla düşüncenin darbelerini unutmak için ancak rakıya koşar , nereye koşsaydı yani . Tanpınar bir gün Bayezıt Camii’nin demirlerine tutunur ve ağlar, neden ağladı , git kendisine sor. Yahya Kemal’in dediği gibi bizim nesilden birini orda görünce insanlar hayret edermiş. Namık Kemal bir gün Yeni Cami’nin önünde camiden çıkan esnaf hamal ümmeti Muhammedi görür, içlenir yanındakine ne zaman biz de bunlar gibi bu kafileye katılırsak o zaman bu ülke yükselir der.Bumetinle baştaki sıfatların anlatımı çok yorum götürür.

Bu, aynaların yok olup gitmesi ve mazharların akıp kaybolmasıyla beraber, mevsimlerin asırların ve çağların geçmesiyle tecellî ve zuhuru devam eden, mahlûkat, günler ve yılların geçmesiyle inâmı sürüp giden ebedî cemâl-i mücerredin bâkî kalmasının şehâdetiyle sabittir.

Buraya kadar kullanılan kelimeler, nakkaş, tanzim, takdir, çizgi. Hikmet,tasvir,tedbir, itina, tenvir,tezyinat, teveddüd, taarrüf , ihsan çiçekleri,terahhum tahannün,meyveler, parıltı , tecelli.Bunların birçoğu fiil, bir kısmı da fiilleri doğuran asıl nedenler. Mesela hikmet tasvir , tedbir ve itina ve daha başka fiillerin kaynağı, hikmeti gerçekleştirmek için bu fiiller gerekli. Terahhum ve tahannün de öyle, güzelleştirmek merhamet ve sevgi ile olur, onu sevimli yapmak bu ana kaynaktan ortaya çıkar.Bukadar fiili ve onları doğuran ana ilahi yaptırım öncesi belirleyici fiilleri bir arada bir hedefe doğru kullanmak çok güçlü bir gözlem ve yorum ve anlatım gerektirir.Herkes anladığı kadar bu okyanustan istifade edebilir.

Bütün bu işler ve onlar arasındaki münasebetler estetik ve sanat kelimelerinin göründüğü varlıklardan sonra Bediüzzaman bu  yaratılışın çeşitli boyut ve diğer özelliklerinden sonra ,bunları ayna telakki eder ve aynaların  yok olup gitmesi ,mazharların kaybolmasının arkasından değişen aynaların mevsimler ve asırların geçmesiyle  tecelli ve zuhur yani görünmelerinin devam etmesi gibi , daha yukardan bakışlar sergiler Bediüzzaman. Bütün bunlarla beraber Allah’ın nimetlendirmesi , ebedi ve sürekli ve mücerred, güzelliklerinin onlarda devam etmesi bu daha yüksek boyutlu sanat ve estetik mülahazalardır. Sanatın estetik görüntülerin tablosu , tuvali olan bu kainattaki değişimler devam eder gider, değişenler geçici tablolardır ama güzellikler somut ve soyut güzellikler ise devamlıdır. Değişen güzelliği ile gelir, güzellik gidince yerine benzeri gelir, karakteri farklı ama , O’nun güzelliği değişmez.

Evet, mükemmel eser, akıl sahipleri için mükemmel fiile, sonra mükemmel fiil, anlayış sahipleri için bilbedâhe mükemmel vasfa, sonra mükemmel vasıf bizzarûre mükemmel şene, sonra mükemmel şen bilyakîn kendisine yakışan bütün hususiyetlerle zâtın kemâline delâlet eder. Bu, gerçek ve kesindir.

-Burada  sanatçının özelliklerini anlatır, bir eser mükemmel ise , onu yapan fiil de mükemmeldir, sonra  o mükemmelliği meydana getiren vasıflara dikkat çekilir, sonra zatının özelliklerine şen’e dellil olur, o da sanatçının zatına delil olur , ne kadar farklı perspektiflerden bakar hayret ne hayret.

Evet, dâimî tecellî ve sürekli feyiz ile beraber, aynaların fânî olup kaybolması, mevcudâtın zevâle gitmesi, görünen cemâlin mazharların mülkü olmadığına en açık bir delildir. Bu, mücerred cemâlin, tazelenen ihsanın, Vâcib-i Vücudun, Bâkî-i Vedûdun en açık beyânı ve en vâzıh bürhanıdır.

-Burda da yine görünen güzelliklerin mahlukatın olmadığını mücerred biz güzelin tazelenen ihsanı , vücudu gerekli olan sanatçının , seven ve yaratan sanatçının açıkça beyanı ve en açık delilleridirler.

Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve Sahabîlerine ezelden ebede kadar Allah’ın ilmindeki nesneler sayısınca salât ve selâm eyle.

-Bediüzzaman bütün bu sanat ve yaratılış sırlarını izah eden estetik ölçüleri yaratan Allah’ın sanatının en harika göstericisi ve insanlara izah edicisi olan Cenabı Peygambere  Allah’ın ilmindeki nesneler sayısında salat ve selam eyler. Sanatçı Allah ama o sanatı anlatan ve insanların dikkatini çeken Peygamberdir. Mahlukatın esrarlı  fonksiyonel dilini çözen ve bize anlatan O dur, mahlukatın sırlarını bize izah  eden de O dur.

Bu metin Arabi fıkranın açıklanmasıdır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.