Kızıl Îcâz Dersleri–39

Eksik Resim: Hâssa Tek Başına veya Uzak Cinsle

Bir önceki derste eksik haddin, yakın fasıl tek başına yahut uzak cinsle birlikte kullanılarak kurulduğunu görmüştük. Bugün tarifin özsel unsurlarla değil, bir şeyi kendisine mahsus bir vasıfla tanıtan ikinci koluna geçiyoruz: eksik resim. Buradaki “eksik” sözü, tarifin faydasız olduğu anlamına gelmez; tam resmin kuruluş şartlarından birinin bulunmadığını gösterir.

1. Süllem’in asıl metni

وَنَاقِصُ الرَّسْمِ بِخَاصَّةٍ فَقَطْ
أَوْ مَعَ جِنْسٍ أَبْعَدَ قَدِ ارْتَبَطْ

Yaklaşık mânası:

“Eksik resim, yalnız bir hâssa ile yahut kendisine daha uzak bir cinsin bağlanmasıyla kurulur.”

Tam resim, yakın cins ile hâssayı bir araya getiriyordu. Eksik resimde ise ya yalnız hâssa söylenir ya da hâssaya yakın cins yerine uzak veya aradaki bir cins eklenir. Meselâ insanı “gülebilen” diye tanıtmak yalnız hâssa ile; “gülebilen cisim” diye tanıtmak ise hâssayı uzak cinsle birleştirerek yapılan eksik resimdir.

Hâssa, bir türün fertlerine mahsus olmakla birlikte onun özünü kuran fasıl değildir. Bu sebeple resim, “şey nedir?” sorusuna mahiyetin içinden değil, ona mahsus bir alâmet üzerinden cevap verir.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

En aşağı mertebe, en geniş kullanım

Bediüzzaman, eksik resmin tarifler arasında aşağı bir mertebeye konulmasına rağmen uygulamada çok geniş bir sahaya sahip olduğuna dikkat çeker. Çünkü her şey yakın cins ve faslıyla tanımlanamaz. Basit hakikatler, yüksek cinsler, basit fasıllar ve mahiyetine nüfuz edemediğimiz pek çok şey, çoğu zaman ancak vasıfları, eserleri, örnekleri, taksimleri veya açıklayıcı işaretleriyle tanıtılır.

Bu bakımdan eksik resim, nazarî tasnifte “nâkıs” olsa da öğretimde, tebliğde ve günlük iletişimde son derece işlevseldir. İnsan bilmediği bir şeyi çoğu defa önce onun ayrılmaz yahut belirgin alâmetiyle tanır; mahiyet araştırması daha sonra gelir.

Hâssa kavramının genişliği

Haşiye, buradaki hâssayı dar bir kalıba hapsetmez. Hâssa yalın veya bileşik olabilir; tek bir vasıfla kurulabileceği gibi birkaç umumi arazın birleşmesinden doğan ayırt edici bir terkiple de kurulabilir. Misal verme, benzetme, taksim ve açıklama da bilinmeyeni belirginleştirdikleri ölçüde resim işlevi görebilir.

Bu genişlik, her vasfın gelişigüzel kullanılabileceği anlamına gelmez. Seçilen vasıf muhatabı tarif edilene götürmeli, onu başkalarından ayırmalı ve yeni bir kapalılık üretmemelidir. “Yalnız hâssa” kaydındaki yalnız sözü de iki şekli birbirinden ayırır: hâssa tek başınaysa birinci; bir cinsle birleşmişse ikinci şekil meydana gelir.

Uzak cins niçin tarifi eksik bırakır?

Yakın cins, tarif edilen türün hemen üstündeki müşterek mahiyeti verir. Uzak cins ise daha geniş bir daireyi gösterir ve aradaki mertebeleri atlar. “İnsan, gülebilen canlıdır” sözü yakın cins ile hâssayı birleştirerek tam resme yaklaşırken; “İnsan, gülebilen cisimdir” sözü “cisim”den “insan”a kadar uzanan ara mertebeleri açıkça göstermediği için eksik resim olur.

Eksiklik, ifadenin mutlaka yanlışlığından değil, yolu uzaktan göstermesinden kaynaklanır. Hâssa hedefi ayırt edebilir; fakat kullanılan cins, mahiyet ağacındaki en yakın yeri göstermemektedir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, beyti iki açık kola ayırır:

  1. Hâssa tek başına kullanılır.
  2. Hâssa, yakın olmayan bir cinsle birlikte kullanılır.

“Fakat/yalnız” kaydı söylenmese birinci kol ikinciyi de içine alacak kadar geniş kalırdı; böylece ikinci kısmın ayrıca zikredilmesi faydasızlaşırdı. Bu küçük kayıt, mantık metinlerinde bir kelimenin taksimin sınırlarını nasıl koruduğunu gösterir.

İzah ayrıca resmin kullanım alanını genişletir. Mahiyetleri had yoluyla kuşatılamayan şeylerde vasıf, eser, örnek ve taksim yoluyla tanıtma kaçınılmazdır. Şahıslar mahiyetleri bakımından hadle kuşatılamaz; onları işaret, ad, nispet ve ayırıcı vasıflarla tanırız. Bu da resmin yalnız teorik bir sınıf değil, bilginin günlük dolaşımında temel bir araç olduğunu gösterir.

Molla Abdülmecid’in açıklamasında “uzak cins”, yalnız en uzak cinsle sınırlı değildir; yakın cins olmayan ara ve uzak mertebeler de aynı eksiklik hükmüne girer. Tam resmin ayırıcı özelliği, hâssanın yakın cinsle birleşmesidir.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın bu bahis sayfasında İhsan Kasım es-Sâlihî adına ayrıca imzalanmış müstakil bir açıklama tespit edilmedi. Bu sebeple ona ait özel bir görüş aktarılmadı. Nüshadaki editöryal düzen ile Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in izahı birbirinden ayrılarak okundu.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’da iman hakikatleri çoğu zaman eser, fiil, isim ve sıfatlardan hareketle tanıtılır. Kâinattaki nizamdan Nâzım’a, sanattan Sâni‘e, rahmet eserlerinden Rahîm ismine gidilmesi; bilinmeyeni ona ulaştıran alâmetlerle tanıma yoludur. Bu, mantıktaki resim kavramıyla bütünüyle özdeş değildir; fakat düşünme yönü bakımından açıklayıcı bir yakınlık taşır.

Özellikle temsiller, uzak ve soyut bir hakikati muhatabın bildiği bir tabloyla görünür kılar. Temsil mahiyetin bütün parçalarını veren bir had olmayabilir; yine de zihni doğru hedefe sevk eden güçlü bir tarif vazifesi görür. Bu ders, Risale-i Nur’daki temsil ve temessül üslubunu “eksik” diye küçültmeyi değil, onun hangi bilgi ihtiyacına cevap verdiğini daha dikkatle anlamayı öğretir.

İnsanları tanırken de yalnız genel etiketlerle yetinmemek gerekir. “Öğrenci”, “işçi”, “yaşlı” gibi uzak ve geniş sınıflar kişiyi bütünüyle anlatmaz. Risale-i Nur’un şahs-ı mânevî ve kardeşlik vurgusu, insanı dar bir işaretin içine hapsetmeden, onun bağlarını ve vazifesini birlikte görmeye çağırır.

6. Günlük tatbik

Bugün kullandığımız üç tarifi seçelim ve şu soruları soralım:

  1. Tarif ettiğim şeyi özünden mi, ona mahsus bir alâmetten mi anlatıyorum?
  2. Kullandığım üst kavram, en yakın cins mi; yoksa fazla geniş bir sınıf mı?
  3. Seçtiğim vasıf gerçekten ayırt edici mi, yoksa pek çok başka şeye de uyuyor mu?

Bir kişiyi “iyi biridir” diye anlatmak çoğu zaman yetersizdir. “Verdiği sözü zamanında tutan komşumuz” dediğimizde ise daha belirgin bir hâssa gösteririz. Yine de bu vasfın kişinin bütün mahiyetini tüketmediğini biliriz. Tarif, tanımaya açılan kapıdır; tanınanın tamamı değildir.

Bugünün kısa ölçüsü:

Hâssa hedefi gösterebilir; fakat en yakın cins kullanılmadığında mahiyetin yolu eksik kalır. Faydalı tarif, sınırını da bilen tariftir.

Bir sonraki derste lafzî tarifi, yani bilinmeyen bir kelimeyi daha açık bir eş anlamlıyla tanıtma yolunu okuyacağız.

Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَنَاقِصُ الرَّسْمِ بِخَاصَّةٍ فَقَطْ” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, Saykalü’l-İslâm basılı s. 192, esas PDF s. 40, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfadaki Arapça izahı. Risale-i Nur bağlantıları doğrudan alıntı değil, açıklayıcı irtibat olarak kurulmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.