Kızıl Îcâz Dersleri-43

Had’de “Veya” Olmaz; Resimde Olabilir

Bir şeyin mahiyeti bir tanedir; fakat onu dışarıdan tanıtan alâmetler birden fazla olabilir. Bu sebeple “veya” edatı, mahiyeti bildiren had ile dış vasıflarla tanıtan resimde aynı hükme tâbi değildir. Süllem, tarifler bahsini kapatırken küçük görünen bu edat üzerinden hakikat ile alâmet arasındaki farkı öğretir.

1. Süllem’in asıl metni

Esas nüshada tarifler faslının son beyti şöyledir:

وَلَا يَجُوزُ فِي الْحُدُودِ ذِكْرُ «أَوْ»
وَجَائِزٌ فِي الرَّسْمِ فَادْرِ مَا رَوَوْا

Yaklaşık mânası:

“Hadlerde ‘veya’ zikretmek câiz değildir; resimde ise câizdir. Naklettikleri bu ölçüyü iyice anla.”

Buradaki أَوْ, iki veya daha fazla ihtimalden birini gösteren “veya” edatıdır. Had, şeyin hakikatini ve mahiyetini bildirmeyi hedeflediği için birbirinin alternatifi iki ayrı mahiyet gösteremez. Resim ise mahiyetin dışında kalan hâssa ve alâmetlerle tanıtır; aynı şeyi tanıtan birden fazla dış vasıf bulunabilir.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Had, hakikatin birliğini korur

Haşiyede haddin, tabiatı ve hakikati anlatan bir ilim sanatı olduğu belirtilir. Bir şeyin hakikati bir tane olduğundan, tam had içinde “ya budur veya şudur” denilmesi mahiyetin birliğini bozar. Böyle bir ifade ya aynı hakikatin iki kere kurulmasını yahut bir şey için iki ayrı hakikat kabul edilmesini düşündürür.

Had, yalnız yaklaşık bir tanıtım değildir; mahiyeti kuran yakın cins ile faslı bir araya getirir. “İnsan ya nâtık hayvandır veya başka bir mahiyettir” denildiğinde tanım, belirlemesi gereken şeyi yeniden ihtimale bırakır. Tarif, şüpheyi kaldıracağı yerde çoğaltmış olur.

Her “veya” aynı değildir

Üstad’ın haşiyesi, tereddüt bildiren ‘veya’ ile taksim bildiren ‘veya’yı ayırır. Bir kavram önce kısımlara ayrılırken “ya şöyledir veya böyledir” denilebilir; ardından her kısım kendi sınırıyla ayrıca tarif edilir. Buradaki “veya”, tek bir mahiyet için rakip iki tarif kurmaz; sınıfları birbirinden ayırır.

Bu incelik, edatın tek başına değil, cümledeki vazifesiyle değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Taksim, tanımın ön hazırlığı olabilir; fakat tereddüt, haddin kesin belirleme görevine aykırıdır.

Resimde alternatif alâmet mümkündür

Resim, bir şeyin mahiyetini kuran cins ve fasla değil, onu tanımamıza yardım eden hâssalara dayanır. Aynı şahıs “çiftçi” veya “kâtip” vasfıyla tanınabilir; şart, kullanılan vasfın gerçekten ayırıcı olmasıdır. Bu iki alâmet kişinin iki ayrı mahiyeti bulunduğu anlamına gelmez.

Haşiyenin “câizdir ve vuku bulmuştur” işareti, bunun yalnız teorik bir imkân olmadığını bildirir. Dış vasıflar farklı zaman ve durumlarda görünür olabilir. Resmin görevi mahiyeti kurmak değil, bilinmeyeni bilinen bir işaretle ayırt etmektir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, haddi “şeyin hakikatini ifade eden söz” olarak açıklar. Her şeyin bir hakikati vardır; o hakikat kendi içinde çoğalmaz. Hadde konulan tereddüt mânalı “veya”, tanımın tek bir mahiyeti göstermesine engel olur. İki alternatif aynı hakikati gösteriyorsa gereksiz tekrar; farklı hakikatleri gösteriyorsa mahiyetin çoğalması sonucu doğar. İki durum da haddin maksadına uymaz.

Bununla birlikte taksim edatı olan “veya” farklıdır. Önce bir üst kavram türlerine ayrılır, sonra bu türlerin her biri müstakil olarak tarif edilir. Burada tanım tereddüde bırakılmamış, tertipli bir tasnif yapılmıştır.

Resimde ise bir şahsın veya türün birden fazla hâssası bulunabilir. Molla Abdülmecid’in verdiği çizgiye göre “O, ziraat yapan veya yazı yazan kimsedir” sözü, bu vasıflar başkalarında bulunmayıp gerçekten ayırıcıysa resim sayılabilir. Fakat vasıf müşterek ve yaygınsa yabancıları dışarıda bırakmayacağı için iyi bir resim olmaz.

Bu açıklama, “veya”nın serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmez. Resimdeki alternatiflerin her biri, tarif edilen şeyi tanımaya yarayan güvenilir bir alâmet olmalıdır. Aksi takdirde resim, ayırıcı gücünü kaybeder.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın bu bahis sayfasında İhsan Kasım es-Sâlihî adına güvenle ayrıştırılabilen müstakil bir açıklama tespit edilmedi. Bu sebeple ona mahsus bir görüş aktarılmadı; neşir düzeni, Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in izahı birbirinden ayrılarak okundu.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’da bir hakikatin farklı temsillerle anlatılması, o hakikatin birden fazla olduğu anlamına gelmez. Hakikat bir; ona bakan pencereler ve onu zihne yaklaştıran misaller çok olabilir. Mantıktaki had–resim farkı, temsil ile mahiyeti birbirine karıştırmamayı öğretir.

Bir eserin “sanatlı”, “nizamlı” veya “faydalı” oluşu, aynı müessire götüren farklı alâmetler gibi okunabilir. Bunlar hakikatin kendisi değil, ona ulaştıran işaretlerdir. Buna karşılık mahiyet bildiren bir cümle, “ya öyledir ya böyledir” diye tereddüt içinde bırakılamaz. Bu bölümde belirli bir Risale cümlesi doğrudan iktibas edilmemekte; Kızıl Îcâz’daki ölçüyle açıklayıcı bir okuma irtibatı kurulmaktadır.

İnsanlar hakkında hüküm verirken de aynı ayrım faydalıdır. Bir insanın mesleği, memleketi veya geçici bir davranışı onun bütün mahiyeti değildir. Birkaç dış vasfı kişinin özü yerine koymak, resmi had sanmaktır. İnsaf, alâmet ile hakikatin derecesini ayırmayı gerektirir.

6. Günlük tatbik

Bugün kullandığımız bir tanım veya tanıtımı şu sorularla sınayalım:

  1. Söylediğim şey mahiyeti mi bildiriyor, yoksa yalnız bir alâmet mi veriyor?
  2. “Veya” edatı gerçek bir taksim mi yapıyor, yoksa bilgiyi tereddüde mi bırakıyor?
  3. Alternatif vasıfların her biri gerçekten ayırıcı mı?
  4. Bir dış özelliği, kişinin veya şeyin bütün hakikati yerine mi koyuyorum?

Bir kurum “eğitim veren veya yayın yapan yer” diye tanıtılabilir; bunlar farklı faaliyet alâmetleridir. Fakat “adalet ya haktır veya faydadır” gibi bir cümle mahiyeti açıklamak yerine ihtimalleri yan yana bırakıyorsa gerçek tarif sayılmaz.

Bugünün kısa ölçüsü:

Hakikat bir olduğu için had tereddüt kabul etmez; alâmetler birden fazla olabildiği için resim, ayırıcı olmak şartıyla ’veya’yı kabul edebilir.

Bu beyitle tarifler faslı tamamlanıyor. Bir sonraki derste “doğru veya yanlış olma ihtimali taşıyan söz” olarak kaziyye ve haber bahsine geçeceğiz.

Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَلَا يَجُوزُ فِي الْحُدُودِ ذِكْرُ أَوْ” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, Saykalü’l-İslâm basılı s. 196, esas PDF s. 44, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfadaki Arapça izahı. Beyit esas nüshayla karşılaştırıldı; hareke ve satır düzeni okunaklılık için düzenlendi. Haşiye ve izah bölümleri lafzî alıntı değil, kaynak sınırlarını koruyan açıklayıcı özetlerdir. Risale-i Nur bağlantıları kitap baskısı öncesi belirli pasajlarla ayrıca tahkik edilmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.