Kızıl Îcâz Dersleri-24

Mânanın Parçası ve Lâzımı: Tazammun ile İltizam

Bir önceki derste lafzın, kendisi için vazedildiği mânanın tamamını göstermesine delâlet-i mutabakat denildiğini görmüştük. Şimdi Süllem, vaz'î delâletin diğer iki kısmını bildiriyor: Lafzın mânasının bir parçasını göstermesi tazammun, o mânanın dışında fakat ona bağlı bir şeyi göstermesi ise iltizamdır.

Bu iki delâlet, bir kelimeyi işittiğimizde zihnin yalnız kelimenin tam mânasında durmadığını gösterir. Zihin bazen bütünden parçaya, bazen de mânadan onun ayrılmaz neticesine geçer.

1. Süllem'in asıl metni

وح من ا وم ا لزم و التزام إن بع قل التزم

Yaklaşık mânası:

"Lafzın, mânasının bir parçasına delâleti tazammundur. Mânanın dışında olup ona zihnen lâzım gelen şeye delâleti ise iltizamdır."

Meselâ "insan" lafzının "düşünen canlı" mânasının tamamını göstermesi mutabakattır. Aynı lafzın yalnız "canlı" yahut yalnız "düşünen" unsurunu göstermesi tazammun; insanın ilim öğrenmeye kabiliyetli oluşunu hatıra getirmesi ise iltizam yoluyla delâlettir.

Burada temel ayrım şöyledir:

  • Tazammun: Medlûl, vazedilmiş mânanın içindedir.
  • İltizam: Medlûl, vazedilmiş mânanın dışındadır; fakat zihin o mânadan ona geçer.

2. Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz şerhi

a. Parçanın delâleti iki temele dayanır

Bediüzzaman, lafzın mânasının parçasına delâletini iki mukaddimeyle temellendirir: biri naklî, diğeri aklidir.

Naklî bakımdan âlimler, lafzın mânasının parçasına delaletini kabul etmiş ve ilmî hükümlerde kullanmışlardır. Aklî bakımdan ise mürekkep bir bütün, parçaları bulunmadan mevcut olamaz. Bütün tasavvur edildiğinde onu meydana getiren parçalara zihnen geçiş mümkün olur.

Fakat her parça hatırlayışı tazammun değildir. Parça, bütünün bir parçası olması cihetiyle düşünülmelidir. "İnsan nedir?" sorusuna verilen "düşünen canlıdır" cevabındaki "canlı", tarifin içindeki bir unsur olarak kavrandığında tazammun gerçekleşir.

b. Bir iradenin bakiyesi, bağımsız ikinci bir maksat değil

Şerhin ince kayıtlarından biri şudur: Tazammunî mânanın anlaşılması, tam mânaya yönelen iradenin içinde ve onun bakiyesi olarak bulunur. Parça başlı başına, bağımsız bir vaz' ve maksatla kastedilirse artık mesele tazammun olmaktan çıkar; mutabakat veya mecaz sahasına geçebilir.

Meselâ "ev" kelimesini bütünüyle bina mânasında kullanırken onun "duvar" unsurunu zihnen kavramak tazammundur. Fakat "ev" deyip yalnız duvarı bağımsız olarak kastedersek kelimeyi kendi tam vaz'î mânasında kullanmış olmayız.

Bu kayıt, delâlet türlerinin yalnız gösterilen şeye değil, gösteriliş cihetine ve kasdın kuruluşuna göre ayrıldığını öğretir.

c. İltizamda medlûl mânanın dışındadır

İltizamın tazammundan ayrılması için lâzımın, lafzın vazedildiği mânanın dışında olması gerekir. Çünkü parça da bütüne bir bakımdan lâzımdır; fakat içeride bulunan her lâzımı iltizam sayarsak tazammun ile iltizam birbirine karışır.

Bu sebeple "insan" lafzının "canlı"ya delâleti tazammun; "ilim öğrenme kabiliyeti"ne delâleti iltizamdır. Canlılık, insan tarifinin içindedir; öğrenme kabiliyeti ise tarifin bir parçası değildir, fakat insan mânasının zihinde doğurduğu bir lâzımdır.

d. Mantıkçı hangi lâzımı esas alır?

Bediüzzaman, mantıkçının iltizamda özellikle açık ve zihnî lâzımı esas aldığını belirtir. Zihin, ilk mânayı kavradığında ayrıca uzak ve zor bir araştırmaya muhtaç olmadan lâzım mânaya geçebilmelidir.

Bununla beraber lâzımlık yalnız tek biçimde ortaya çıkmaz. Bir şey başka bir şeyi:

  • aklen,
  • âdeten,
  • örfen,
  • şer'an,
  • istilahen,

hatıra getirebilir. Bazı bağlar daimî, bazıları geçici; bazıları tek bir kelimeye, bazıları bütün bir cümleye veya kıssaya ait olabilir. Mantık bahsindeki dar teknik tarif ise bu geniş çağrışım alanından, zihnî bağın açık ve güvenilir olanını seçer.

e. Zıtlar dahi birbirini hatıra getirir

Şerhte dikkat çekici bir nokta daha vardır: Bir şeyin lâzımı bazen onun zıddı olabilir. Çünkü zıtlar, bilhassa aralarında karşılıklı bir nispet varsa, zihinde birbirini süratle hatırlatır. Nur karanlığı, gece gündüzü, sıcak soğuğu hatıra getirebilir.

Bu yüzden "Bir şeyin en hızlı hatırlattığı mânalardan biri, onun zıddıdır" denilebilir. Kızıl Îcâz bunu, "Nakîz, nakîzinin benzeridir" şeklindeki klasik ölçüye bağlar: Zihin bir tarafı kavrarken karşı tarafı da mukayese için çağırır.

3. Molla Abdülmecid'in izahı

Molla Abdülmecid, tazammun delâletinin hem nakil hem akılla sabit olduğunu açıklar. Alimlerin bu delâleti hükümlerde kullanması naklî delili; mürekkep mânanın parçaları olmadan düşünülememesi ise aklî delili teşkil eder.

Ancak parçanın yalnız bulunması yetmez. O parça, "Bu nedir?" sorusunun cevabındaki tarifin içine girebilmelidir. Böylece "canlı", insan tarifinde bir parça olarak düşünülür; "ilim öğrenme kabiliyeti" ise tarifin dışında kalır.

İltizamda "mânanın dışında olma" kaydını özellikle vurgular. Eğer iç parça da iltizam içine alınırsa iki bölüm iç içe geçer ve taksim ayırıcı vasfını kaybeder.

Lâzımın türleri konusunda aklî, âdetî, örfi, şerî ve ıstılahî bağların bulunduğunu belirtir. Bununla birlikte mantıkçının tarifi, bu geniş sahada açık bir zihnî bağ bulunan delâleti esas alır. Molla Abdülmecid'in ifadesiyle bütün örnekleri kuşatmak zordur; çünkü kelime, cümle, kıssa, tasavvur ve tasdik seviyelerinde çok çeşitli lâzımlar meydana gelir.

Zıtların birbirini hatırlatmasını da nur-karanlık ve gece-gündüz örnekleriyle açıklar. Zihnin bir şeyi yalnız kendi içinde değil, karşıtı ve ilişkileri içinde de tanıdığına dikkat çeker.

4. Yardımcı açıklamalar

Mantık Notu: Üç delâleti birbirinden ayırma

"Ev" lafzı üzerinden üçlü ayrımı görelim:

  1. Mutabakat: Evin bütün yapısına delâlet.
  2. Tazammun: Duvar veya çatı gibi yapının içindeki bir parçaya delâlet.
  3. İltizam: Barınma ve korunma gibi ev mânasının dışında fakat ona bağlı bir mânaya delâlet.

Buradaki ölçü yalnız "tamam-parça" değildir. İltizam için iki şart daha gerekir:

  • Lâzım mâna, vazedilmiş mânanın dışında bulunmalıdır.
  • İlk mâna ile lâzım arasında zihnin kurabileceği belirli bir bağ olmalıdır.

Her serbest çağrışımı iltizam saymak doğru değildir. Bir kelimenin bize şahsî bir hatırayı çağrıştırması, mantık bakımından zorunlu veya açık bir iltizam oluşturmayabilir.

Süllem'in bilgi mimarisindeki yeri

Süllem önce tasavvur ve tasdiki, sonra bunlara ulaştıran tarif ve hücceti göstermişti. Ardından tarif ve hüccetin yapı taşı olan lafızların mânaya delâletini üç kısımda tamamladı:

  • Mânanın bütünü: mutabakat,
  • Mânanın içindeki parça: tazammun,
  • Mânanın dışındaki lâzım: iltizam.

Bu ayrım, tarifte hangi unsurun gerçekten tarifin içinde, hangisinin onun sonucu olduğunu; delilde ise bir sözden hangi neticenin güvenle çıkarılabileceğini belirler.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur'da mahlûkatın esmâ-i İlâhiyeye delâleti çoğu zaman yalnız görünür süretle sınırlı değildir. Bir çiçek, doğrudan kendi yapısını gösterirken ondaki ölçü ve güzellik, ilim ve hikmet mânalarını; rızıklandırılması ise rahmet ve kerem hakikatlerini hatıra getirir. Varlık, kendisinden Hâlık'ına götüren mânâ-yı harfî nazarla okunduğunda, eserden fiile, fiilden isme ve ismin arkasındaki sıfata geçilir.

Otuz İkinci Söz'de ve Âyetü'l-Kübra'da kâinat delillerinin okunması, böyle bir zihnî intikal terbiyesidir. Eserde görünen nizam, hikmeti; umumî yardımlaşma, rahmeti; her şeyi kuşatan ölçü, ilmi ve iradeyi gösterir. Bunlar başıboş çağrışımlar değil, eser ile müessir arasındaki kuvvetli ve tekrarlanan bağlardır.

Bununla beraber mantıkî delâlet ile imanî tefekkürü tamamen aynılaştırmamak gerekir. Mantık, lafız ile mâna arasındaki geçişin şeklini tahlil eder; Risale-i Nur ise kâinatı Kur'ân'ın irşadıyla okuyarak bu geçişi marifetullaha hizmet ettirir.

6. Günlük tatbik

Bugün kullandığımız önemli bir kelimeyi seçelim ve üç basamakla inceleyelim:

  • Bu kelimenin tam mânası nedir?
  • O mânanın içinde hangi parçalar vardır?
  • O mâna, dışında bulunan hangi neticeleri gerçekten ve güvenilir biçimde gerektirir?

Bir kimsenin sözünden netice çıkarırken de aynı ölçüyü kullanalım. Söylenen mânanın içinde bulunmayan ve onun zorunlu lâzımı olmayan bir hükmü konuşana yüklemeyelim. "Bunu söylediğine göre mutlaka şunu da kastediyor" demeden önce aradaki bağın gerçek olup olmadığını araştıralım.

Bugünün kısa ölçüsü:

Sözün tamamını, parçasını ve gerçek lâzımını ayırmak; hem düşüncenin hem de kardeşlik hukukunun emniyetidir.

Bir sonraki derste elfaz bahsinin yeni faslına geçerek kullanılan lafızların müfred ve mürekkep şeklindeki taksimini okuyacağız.

Kaynak çizgi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü'l-Münevrak, vaz'î delâletin kısımları; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, tazammun ve iltizam haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî'nin Arapça izahı; Risale-i Nur, mânâ-yı harfî, kâinat delilleri ve marifetullah bahisleri.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.