Abdulkadir CEYLAN
Rus Kumandanına Kıyam Etmeme Hadisesine Şahit Bir Kahraman: Molla Münevver
Değerli Dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin Horhor Medresesi talebelerinden harp arkadaşı ve Rusya esareti sırasında Rus kumandana kıyam etmemesine şahitlik eden bir kahramanın, Nur talebeleri arasında Molla Münevver diye anılan ağabeyin hayatını ele almaya çalışacağız inşaallah.
Van'da Üstad'la beraber harbe iştirak eden Molla Münevver'in asıl ismi Mehmed Münevver Çetin'dir. Doğumu 1873 tarihi olup, doğum yeri, Bitlis vilâyetinin İsparit nahiyesinin Çirçak köyüdür.1 Çirçak Köyü, Nurs’a yaklaşık beş kilometre mesafede olup, Nurs Köyünün güneyine düşen, yüz hanelik ve 1200 nüfuslu bir köydür. Van’a bağlı, eski ismi Müküs olan Bahçesaray’a 28 kilometre mesafede olan Çirçak Köyü, Nurs Köyü ile Bahçesaray güzergâhında yer almaktadır.2
Molla Münevver Ağabey tahsil hayatına başlamasını şöyle anlatır: “15 yaşında iken eski medrese usulü ile tahsile başladım. Beş sene kadar okuduktan sonra Birinci Cihan Harbinden önce Van'a gelerek Horhor’da talebe okutan Bediüzzaman'ın medresesine ben de dâhil oldum.”3
Molla Münevver Ağabey’in Horhor Medresesinde aldıkları eğitim tarzını anlattığı Mehmed Kırkıncı Hoca bu hatırayı şöyle kaleme dökmüştür: “Molla Münevver’in anlattığı şu hâtıraya çok taaccüb etmiştim: “Üstad’ımız, her gün ikindiye kadar bir hoca ve müderris olarak bizlere ders verirdi. İkindi namazından sonra bir erkân-ı harb tavrını alırdı ve şu kalenin arkasında bize harb tâlimi yaptırırdı. Burada her birimizi cesaretli, celâdetli birer kumandan gibi yetiştirmişti. Havada uçan kuşu vurabilecek kadar keskin birer nişancı hâline gelmiştik. Bu hâle bir mânâ veremiyorduk. Neden biz de diğer talebeler gibi sadece ilimle uğraşmıyor da, mesaimizin bir kısmını tâlime ayırıyorduk? Sonradan Cihan Harbi’nin çıkmasıyla anladık ki, Üstad’ımız meğer bizi harbe hazırlıyormuş.”4
Molla Münevver, Üstad’la beraber harbe katılmalarını Necmeddin Şahiner’e şöyle anlatmıştır: “Birinci Cihan Harbi başlayınca Bediüzzaman hocalığı bırakarak, gönüllü alay kumandanı oldu. Bizlerden de isteyenler, onunla birlikte harbe iştirak etti. Ben kendileriyle (Üstad'la), Gevaş ve Bitlis harplerinde bulundum. Kış bastırmıştı. Her taraf kardı. Bitlis'te Üstad'la birlikte birkaç talebe kalmıştık. Bütün arkadaşlarımız şehid oldular. Geceleyin yüksek bir duvardan atlarken Üstad'ın ayağı kırıldı. O ızdırap anında katiyyen şikâyet etmiyor, 'of' bile demiyordu. 36 saat soğuk, kar, çamur içinde bir dehliz içinde kaldık. İleride Rus nöbetçileri gözüküyordu. Nöbetçileri tek tek, dehlize çekip, hançerle gebertmek istedik. Üstad bize bir zarar gelmemesi için izin vermedi. Dehlizin üzerinden de Rusların seslerini işitiyorduk. Üstad sonra Abdülvahhap isimli arkadaşımıza, 'Sen çeviksin, fırla git ve teslim ol, Ermenilerin eline geçme, biz de sonra teslim oluruz.' dedi."
"Az sonra Ruslar gelerek bizi alıp kumandanlarının bulunduğu yere götürdüler. Kumandan Türkçe bilmediğinden, Ermenilerden bir tercüman getirdiler. Arkadaşımız Abdülvahhap da biraz Rusça biliyordu. Ermeni tercümanın, Üstad'ın sözlerini yanlış aktardığını Üstad'a bildirdi. Bunun üzerine Üstad hiddetlenerek, Müslüman bir tercüman getirmelerini istedi. Az sonra Tatarlardan bir tercüman getirdiler."
"Rus kumandanı, Üstad'a 'Siz tanınmış ve nüfuzlu bir kumandansınız. Aşiretlere birer mektup yazarak, gelip silâhlarını teslim etmelerini bildirin. Anlaşma yapalım. Yine buraları onlara bırakıp gideriz” deyince, Üstad cevaben: 'Siz Ermenilerin silâhlarını toplayın, onlar bizim himayemize girsinler, o zaman sizinle anlaşırız.' dedi. Rus kumandanı: 'Bitlis ve Muş civarında 35 bin silahlı Ermeni var. Bunların hepsinin silâhlarını toplamak imkânsızdır.' dedi. Üstad hiddetlenerek, 'Biz bunlara bu kadar hürriyet verdiğimiz halde, başımıza bu felâketi getirdiler. Çoluk çocuk dinlemeden katliam yaptılar. Geri kalan insanları da çeşitli desiselerle onlara kırdırmak mı istiyorsunuz? Bütün dağ-taş senin askerlerinle dolsa, bundan sonra Deliklitaş'ı geçemeyeceksiniz.' Daha sonra Üstad'ı Said isminde bir talebesini yanına almasına müsaade ederek, bizden ayırdılar ve Rusya'ya sevkettiler."5
1952 yılında Van’ı ziyaret eden Mehmed Kırkıncı Hoca, Van hatıralarını anlatırken “Bediüzzaman’dan Harb Hatıraları” başlığı altında şunları anlatır: “Ertesi sabah Molla Hamid ve Ali Çavuş’la birlikte Van’a döndük. Başta Molla Münevver olmak üzere, Üstad’ın hayatta olan diğer talebelerini ziyaret ettik ve akşam Molla Hamid’in evinde bir araya geldik. Sohbete katılan Üstad’ın bu eski talebelerinin sayısı on kadardı. Her biri değişik hâtıralar anlattı. Molla Münevver, sözü Üstad’ın harpteki hâtıralarına getirerek şöyle dedi: “Üstad’ımız çok yüksek düşünür, vatan ve milleti âlicenabâne severdi. Cephede beraberdik. Düşman karşısındaki Bediüzzaman bambaşka bir karakter sergiliyordu. Bir erkân-ı harb kadar mâhirdi. Çelikten bir irade taşıyordu. Tedbirli olduğu kadar da soğukkanlı idi. Düşman toplarının hücumu karşısında hem mukabil taarruzda bulunuyor, hem de Kur’ân’a ait mühim bir tefsir yazıyordu. Şecaat ve himmetin şâhikasındaydı. Karşısındaki koca Rus Ordusu onun metanetini bir an olsun sarsamadı. Bazen kükremiş bir aslan heybetiyle düşman safları üzerine haydarâne yürürdü. O, metanet ve şecaatte misline tarihte nâdir rastlanan müstesna bir kumandandı.”6
Molla Münevver Ağabey, Üstad ile beraber esir düşer ve onunla beraber Kostroma’ya sevk edilir. Burada Üstad’ın esir kampında Rus Kumandana kıyam etmemesine (ayağa kalkmamasına) şahitlik eder. İhsan Atasoy, bu şahitliği şöyle anlatır: “Bitlis’te üç kişi hariç, Üstad’ın bütün talebeleri şehit olur. Sağ kalanlardan biri de Molla Münevver’dir. O da Kostroma’ya sürülür ve orada Üstad’a hizmet eder. Esaret yıllarını anlatırken şöyle der: “Ben gençken, saçlarım sapsarı, gözlerim de mavi idi. Bazen Ruslar arasına dalıp gezerdim. Beni kendilerinden sanıp mani olmazlardı. Bana Rusça bir şeyler söylediklerinde, başımı sallar, anlar gibi yapardım. Üstad’ın, Rus başkomutanına ayağa kalkmamasına şahit oldum. Subaylarla beraber Üstad’ın özür dilemesi için çok yalvardık. Fakat Üstad kabul etmedi. ‘Bana ahirete gitmem için bir pasaport lazım, o gâvurdan özür dilemem!’ dedi. Üstad namaz kıldıktan sonra kaldığımız koğuşun önüne geldi. Artık kurşuna dizilecekti. O anı korkuyla izliyordum. O sırada başkumandan kendisine bir şeyler sordu. Aralarında bir konuşma geçti. Ondan sonra Üstad’ı bıraktılar. Tekrar kaldığımız koğuşa geldi. Üstad’dan komutanla ne konuştuğunu sorduk, şunları söyledi: ‘Komutan bana, ‘Sen kanına mı susadın be adam? Bana ve Rus ordusuna nasıl hakaret edersin?’ dediğinde ben, ona cevaben: ‘Senin önünde üç şeyden dolayı ayağa kalkmadım. Birincisi, ben Müslüman’ım, sen kâfirsin. İkincisi, İslam dinine göre, ben âlimim, sen cahilsin. Üçüncüsü, ben yaşça senden büyüğüm, sen küçüksün. İmanım gereği bu üç sebepten dolayı ayağa kalkmadım! Yoksa size karşı bir husumetim yoktur’ dedim.’ Bunu üzerine başkomutan başını sallayarak, ‘Dinine bu kadar bağlı ve sadık bir bahadırı öldürmeye gönlüm razı değil, alın bu zatı götürün!’ dedi.”7
Bu savaşta Üstad’ın sadece dört talebesi kurtulur. Bu dört kişi: Molla Münevver, Ali Çavuş, Molla Musa ve Abdulvahhab'tır.8
Molla Münevver Ağabeyin Rus esaretinden kurtulması konusunda Torunu Molla Hikmetullah Çetin şu bilgileri vermiştir: “Dedem Molla Münevver’in kurtuluşu ise; o kampta bulunan bir kumandan esirleri serbest bırakmış ve onlar da Rusya’dan kaçarak Avrupa üzerinden Türkiye’ye gelmişler.”9
Molla Münevver esaret dönüşü Bediüzzaman’ın Van’a ikinci gelişinde de sohbetlerine devam eder. Zaman zaman da Erek Dağı’nda yanında kalır.10
Vanlı Ekrem Özkıran, Molla Münevver’i şöyle anlatır: “Nurşin Camii’nde Molla Münevver vardı, Üstad’ın talebesiydi. Biz o zaman ortaokula gidiyoruz. Molla Münevver insan güzeliydi. Bir gözleri vardı, ceylan gibi... Sarışın değil kızıldı. Kınalı bir sakalı vardı, bir de kınalı bir sarık sarardı. Sarığıyla sakalıyla tam birbiriyle özdeşleşiyordu. Bir gün abdest almış, camiden içeri girecekti. Birden döndü, bana projektör gibi baktı, sanki ruhuma işledi o bakışları.”11
Bediüzzaman Said Nursi, esaretten dönüp, İstanbul’a, ardından Ankara’ya, tekrar İstanbul’a ve ardından Van’a döner. İkinci Van hayatında Molla Münevver, büyük alimler Molla Hamid, Molla Resul, Molla Yasin, Ali Çavuş, Abdülmecid Ünlükul, Şeyh Enver, Şeyh Hasan Efendi, Müftü Ömer Efendi, Şeyh Abdülbaki Efendi gibi alimlerle Bediüzzaman’ın Nurşin Camii ve Erek Dağı’ndaki sohbet ve derslerinde yer alır.
Van’da bulunduğu sıralarda Zübeyir Gündüzalp ağabeyin kendisine mektup yazarak oradaki ağabeylerin hatıralarını yazıp tespit etmesini istediği Rahmi Erdem şunları anlatıyor: “Hz. Üstad, Molla Münevver’e ‘sen evlenme çoluk çocuğundan hayır görmeyeceksin’ demişti. O da evlenmeye mecbur kalmış, çocukları çeşitli kazalarda vefat etmiştiler.”12 Tabi buradaki ‘çoluk çocuğundan hayır görmeyeceksin’ dünyada hayır görmeyeceksin anlamında söylenmiş bir sözdür. “Molla Münevver, çok nüktedan ve şakacı biridir. Bu yüzden kendisine Van’da ikinci Nasreddin Hoca derler. Şapkayı mecburî giydiğinden, yana doğru tersinden yatırır, üzerine de sarık sararak gezer. Üç oğlunu da genç yaşta kaybeden Molla Münevver, onları kendi eliyle toprağa verdikten sonra: “Ya Rabbi, Sana binlerce hamd ü senalar, Sen verdin, Sen yanına aldın, makamlarını cennet eyle!” diye Allah’a teslimiyeti herkesi hayrette bırakır.”13
Molla Münevver, Mehmed Kırkıncı Hocaya, Bediüzzaman Hazretlerinin İstanbul’a gidip geldikten sonra, Erek Dağı’nda inzivaya çekildiğinden ve orada iki yıl kaldıktan sonra nefyedildiğinden bahsetmiştir.14
Molla Münevver, Molla Hamid Ekinci ile beraber Üstad’ın Van’dan sürgün edilmesinden sonra Üstad’ın dostları ve talebeleri ile ilgilenmekten de geri durmaz. Bunlardan biri de Derviş Kamil adlı bir meczuptur. Derviş Kamil ile ilgili bir hadiseyi Molla Hamid şöyle anlatır: “Üstad’ın savaş arkadaşlarından olan Molla Münevver bir gün dükkâna geldi. ‘Haberin var mı?’ ‘Hayrola nedir?’ ‘Bizim Derviş Kamil gelmiş, saçı ve sakalı birbirine karışmış. Cumhuriyet Caddesi’nde asker gibi yürüyerek ‘Elif zebere, Miko gebere, Said’im, Enver’im neredesiniz?’ diye bağırıyor. Yanına da kimseyi yanaştırmıyor!’ Zaten dev yapılı biriydi, bir vursa adamın işini bitirirdi. Hemen Molla Münevver’le koştuk gittik. Bizi görünce sakinleşti. Gelip boynumuza sarıldı ve ağlamaya başladı. Ona bakmaya kendimizi mecbur biliyorduk. Çünkü Hz. Üstad’a âşıktı, onun bize bir emanetiydi. Onu evvela hamama götürdük, güzelce yıkadık. Sonra berbere götürüp tıraş ettirdik. Bir cami hücresini ayarladık. Orada kalmaya başladı. Bir daha da dağa salmadık. Sonra orada vefat etti.”15
Üstad, sürgüne gittikten sonra uzun bir süre Molla Münevver’le haberleşemez ve onu vefat etmiş sanıp ruhuna Fatihalar okur. Molla Münevver Üstad Isparta’da iken onu ziyarete muvaffak olur. Torunu Molla Hikmetullah Çetin bu ziyareti şöyle anlatır: “Molla Münevver, Üstadla görüşmek için Isparta’ya gidiyor. Üstadın evinin önüne geldiğinde kapıda iki nöbetçi duruyormuş. Onlara Üstadla görüşmek istediğini söylemiş, onlar da “Üstad çok hasta, kimseyle görüşmüyor” demişler. Bunun üzerine Molla Münevver ismini söyleyerek “Siz Üstada benim ismimi söyleyin, müsaade ederse görüşeyim, etmezse giderim” demiş. Bunun üzerine Üstad nöbetçilere çağırmasını söylemiş. Molla Münevver içeri girdiğinde Üstad “Ey Molla Münevver, ben ne zamandan beri sana Fatiha-i Şerifler okuyordum, ben seni ölmüş biliyordum” diyor. Bunun üzerine uzun süre Üstadla sohbet etmişler ve Molla Münevver müsaade istemiş.”16
Molla Münevver’in Isparta’da Üstadı ziyaretini Rahmi Erdem şöyle anlatır: “Doksan yaşında olmasına rağmen gayet dinçti. Bir gün Üstadı Isparta da ziyarete gitmiş. Üstad bakmış, ağzında dişleri yok. Minderin altından bir miktar para çıkarıp ‘bu parayı al, dişlerini yaptır’ demiş. O da hiç saymadan parayı cebine koymuş. Memleketine dönerken Gaziantep’te rastgele bir dişçiye uğrayıp dişlerini yaptırmış. Dişçiye borcunu sormuş. Dişçi nereden geldiğini, nereye gittiğini kim olduğunu sorunca, Isparta’dan Hz. Üstad’ın ziyaretinden geldiğini söylemiş. Dişçi de “öyle ise hazretin sana verdiği teberrükleri ver, yeter” demiş. O da hiç saymadığı parayı çıkarıp yine saymadan dişçiye teslim edip dua ederek oradan ayrılmış. Bana her zaman “bu dişler Üstadımın yadigarıdır” der, bu vefa duygusu dolayısıyla memnuniyetini ifade ederdi.”17
Molla Münevver, Van’da Nur Talebeleriyle daima diyalog halinde olup, Çayçı Emin Abi (Çayırlı), Hamid Kuralkan, Erol Kuralkan, Selahaddin Akyıl, Cahit Ünsal, Molla Hamid Ekinci vb. ağabeylerle hizmete devam etmiştir. Bu hizmetlerini ve medrese malına gösterdiği hassasiyeti Rahmi Erdem şöyle anlatmıştır: “Her gelişinde, yemek teklifimi reddeder hep tok olduğundan bahsederdi. Bir gün iki misafirle yemek yiyorduk. O da sedirde oturuyordu. Baktım bunlara ters ters bakıyor. Birden hiddetlendi: “Medresenin yemeği böyle tıka basa yenmez.” deyip onları azarladı. Devamla “Ben buraya hep Hacı Muhiddin'den karnımı doyurup geliyorum, ta ki medresenin yemeği bitmesin. Yeter artık kalkın sofradan.” diye azarladı. Onlar da kendisini tanıdıkları için hoş görüp sofradan gülerek kalktılar.”18
Rahmi Erdem’in Molla Münevver Ağabeyden aktardığı diğer iki hatıra da şu şekildedir:
“Bana “Rahmi Bey gözüm ışığını el'ân koruyor, yine bir muharebe olsa beş bin metreden komünistleri rahat vurabilirim” derdi.
Komünizmle Mücadele Derneği’nin Van şubesinde bir toplantı vardı. Konuşma yapılıyordu. Birden ön sıralarda oturan Molla Münevver hemen heyecanla ayağa fırlayıp hatibin sözünü kesti ve:
-Hatip efendi, komünizmi ben bilirim, onlara karşı Bediüzzaman'la birlikte ben çarpıştım, diyerek başladı anlatmaya. Ondaki hasbilik, ön sıralarda oturan Jandarma Tugay Kumandanı’nın sevgi ve sempatisini celbetmişti. Kumandan paşa onu yanına oturttu ve iltifat edip gönlünü aldı.
1967 yılında okuttuğumuz Mevlid-i Şerife Van’da hasıl olan hadisede onu da sorgu hâkiminin huzuruna çıkarmışlar. Hâkim önce sormuş: “Avukatın var mı?” Hoca: “Hâkim bacı, senden iyi avukat olmaz. Hem hâkimim olursun, hem de avukatım.” Hâkim tekrar sormuş: “Mevlidde silahlarınız varmış öyle mi?” Münevver Hoca: “Evet vardı. Bombalarımız karpuz, mermilerimiz pirinç, silahlarımız da çataldı” diye cevap vermiş.”19
Molla Münevver Ağabeyin son anları ve vefatını da Rahmi Erdem şöyle anlatıyor: “Son günlerinde artık iyice düşmüştü. Vanlı Hacı Muhiddin Efendi’nin evinde yatarken son demlerinde oğlunun “Baba artık vakit geldi kelime-i şehadet getirelim” sözüne hiddet ederek yataktan hemen ayağa kalkmış oğluna hitaben “Sübhanallah, benim kelime-i şehadet getirmeyi bilmediğimi kim sana söylemiş” diyerek ard arda birkaç defa ayakta kelime-i şehadet getirerek tekrar yatağına yatmış ve ruhunu teslim etmiş. Allah Rahmet etsin. Tarih 16 Nisan 1971.”20

(Foto: İsmail Öngel)
Molla Münevver 16 Nisan 1971 yılında 98 yaşında Van’da vefat etmiş olup, kabri Vanlı Eğitimci İsmail Öngel’in verdiği bilgiye göre Akköprü mezarlığında olup Kuralkan’ların aile mezarlığına yakındır. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.
Dipnotlar:
1. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 51
2. Mustafa Öztürkçü, Vefatının 41. yılı münasebetiyle Bediüzzaman’ın eski talebesi ve harp arkadaşlarından Hizanlı Molla Münevver Çetin, Yeni Asya, 11 Nisan 2012; https://www.yeniasya.com.tr/mustafa-ozturkcu/vefatinin-41-yili-munasebetiyle-bediuzzaman-in-eski-talebesi-ve-harp-arkadaslarindan-hizanli-molla-munevver-cetin_206091
3. Son Şahitler 1, sh. 51
4. Mehmed Kırkıncı, Bediüzzaman’ı Nasıl Tanıdım?, E. K. E. K. Yayınları, Erzurum 2022, sh. 70
5. Son Şahitler 1, sh. 51-52
6. Bediüzzaman’ı Nasıl Tanıdım?, sh. 55-56
7. İhsan Atasoy, Molla Hamid Ekinci, Nesil Yayınları, İstanbul 2011, sh. 343
8. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 1, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 321
9. Mustafa Öztürkçü, a. g. y.
10. Rifat Okyay, Molla Münevver ve Halil Ağabey, Yeni Asya, 26 Ağustos 2018; https://www.yeniasya.com.tr/rifat-okyay/molla-munevver-ve-halil-agabey_471251
11. İhsan Atasoy, Hüsrev Altınbaşak, Nesil Yayınları, İstanbul 2013, sh. 294
12. Rahmi Erdem, Davam, Timaş Yayınları, İstanbul 1998, sh. 176
13. Molla Hamid Ekinci, sh. 342-343
14. Bediüzzaman’ı Nasıl Tanıdım?, sh. 29-30
15. Molla Hamid Ekinci, sh. 175-176
16. Mustafa Öztürkçü, a. y.
17. Davam, sh. 176
18. A. y.
19. A. g. e, sh. 177
20. A. y.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.