Şahin DOĞAN
Rabıta-i mevt ve mutluluk
Normal ve sıradan bir gün. Hava nispeten sıcaktı. Tam bir sonbahar havası. Mutluluk raşeleri akıyordu havadan. Arabanın ıvır zıvırı. Bir yağ değişimi tek başına cep yakmaya yetiyor. İki taziye. Ölen ölene. Günde binlerce insan ölüyor, inlerce insan doğuyor. Her dakika dolar boşalır bir han bu dünya. Ölüm her şeyden daha yakın insana. İnsanın daima unuttuğu, bilinçaltına atmaya çalıştığı en büyük iç sıkıntısı ölüm. Hayattan daha gerçek. Hayattan daha büyük bir talebi olabilir mi? Ağaçlar yapraklarını döküyor, otlar sararıyor. Doğa ölüyor sonbaharda. İlkbaharda diriliyor. Milyonlarca yıldır devam eden bir döngü, bir devr-i daim. Onun için tefekküre değer bir kıymet-i harbiyesi yok.
Yeknesaklık perdesi. Ne kadar kırmak istesen de rutin ve yeknesak hayat. Hayatın içine en fazla birkaç dakika derince bakabiliyorsun. Sonra kaçıyorsun, dağılıyorsun. İş, aş, diğer meşguliyetler kaçırıyor hayattan seni. İyi ki kaçırıyor. Ölümü en fazla beş dakika düşünebiliyorsun. Sonra hiç ölmeyecekmiş gibi hunharca ve şehvetle hayatın içine atlıyorsun, dört elle yapışıyorsun. Beyaz bir kefenden başka hiçbir şey götüremiyor insanlar. Buna rağmen nasıl bu kadar hunharca, şehvetle ve iştahla sarılabiliyorlar hayata? İnsanları bırak, kendin nasıl yapabiliyorsun bunu?
Kendime neden haksızlık ediyorum ki! Kırk dokuz yıldır hiçbir zaman hunharca ve iştahla sarılamadım bu hayata. Daima iğrendim, daima kendimi yabancı hissettim. Bu hayata olan ilgim kerhen olan bir ilgiydi. Zihinsel olarak belki her zaman terk-i dünya makamında yaşadım. Ölüm hakikati beş dakika bile hiç çıkmadı kafamdan. Daima ölümün penceresinden baktım bu hayata. Onun için yaşayamadım ve kaçırdım hayatı. Henüz on beş yaşındayken risalelerden kapma bir alışkanlıkla bir odada huşu içinde tek başıma rabıta-i mevt yapardım. O gün bugündür rabıta-i mevt yapıyorum. Hayatım bir rabıta-i mevt.
Bütün hayat ayaklarımın altından kayıp gitti. Rabıta-i mevt'ten hasıl olması gereken neticeye de ulaşamadım, bu hayatı da yaşayamadım. İki arada, bir derede. Mahçup ve mütereddid. Mevlana, Said Nursi, Ali Şeriati, Gandhi gibi bir hayatım olsun isterdim. Şiir gibi bir hayat, elif misali dimdik ve dasitani bir hayat. Heyhat, ben kim onlar gibi olmak kim! İntizar, tezellül, mahcubiyet. Hayatımı hulasa eden üç kelime. Bunları neden yazıyorum ki! Gökkubbe altında hoş bir sada bırakmak için belki. Hoş veya nahoş bütün sadalar bir gün yokluğun kopkoyu karanlığında kaybolduktan sonra...
Ne yaparsam yapayım içimdeki huzursuzluğu huzura kalbedemiyorum bir türlü. İçimde daima bir huzursuzluk, bir tedirginlik, bir çatışma, bir gerilim var. Gölge gibi takip ediyorlar beni. Geçmişte en huzursuz anlarımda bile çok derinlerde istinad ettiğim mutlak bir hakikat vardı. Bu hakikat ne olursa olsun eninde sonunda huzur veriyordu. Şimdilerde giderek azalıyor. En derinlerde bir izafilik, bir müphemlik, bir muğlaklık görüyorum daima. Doğal olarak buralarda huzuru bulmak imkansız. Acaba yaşadığım şey psikolojik bir hal mi? Filozoflara, bilgelere, sanatçılara, alimlere gidiyorum. Onlardan meded umuyorum. Gördüğüm şu: onlar da benim gibi birer insan ve çaresizler. Hepsi bir teselliye, bir hikayeye tutunmuş. Sonuçta hepsi ölmüş ve çoktan toprak olmuş. Bakış açımı değiştirsem? Ne fark edecek ki? Gerçeklik bakış açılarından bağımsız olarak çırılçıplak duruyor önümde. Gerçeklik, yani hayat ve ölüm...
Yeni kitap üzerinde saatlerce çalışma. Yazılar şalgam çorbası gibi karmakarışık. Ayıklamak, tasnif etmek, düzenlemek gerekiyor. Çok yorucu. Nasıl bir şey yapsam? Sekreter gibi iyi bir yardımcı lazım bana. Yazıların hepsini ayıklayacak, okuyacak, düzenleyecek, biraz da anlayacak şevkli, zeki ve çalışkan bir yardımcı. Kimse ücretsiz emek vermez. Para ödeyecek gücüm yok. Ama böyle birini bulabilirsem düşünebilirim belki. Rafine bir kitap, bütün kitaplarımdan süzülmüş bir kitap, etimin eti, hayat denen mülakata bunu yazmak için geldim diyebileceğim bir kitap. Henüz o kitabı yazamadım. Bazı kitaplarım buna namzet ama hiçbiri tam olarak değil. Hepsi yarım ve müsvedde. Yazabilir miyim, bilmiyorum.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.