Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Ademden Kurtarmaya Çalıştığımız Bir Gün

Öğretmenlik günlerimizde, her gün karşımızda gençler oluyordu. Her gün onlara bir hakikat anlatılabilmek peşindeydik. Bunu kendimize dert edinmiştik.

Bazen de ders dışında buluşmalarımız oluyordu. Bu buluşmalarımızdan birine Yaşar isimli hem de sol çevrede yetişmiş bir öğrencimiz de katılıyordu. Durmadan sualler soruyordu. Her sualine mukni cevaplar alıyordu. Her sualine hem de kırmızı kaplı kitaplardan cevaplar okuyunca, bir gün bu fakire "Hocam, acaba Said Nursi beni tanıyor mu?" diye soru sormuştu. Kendini o kadar meseleye kaptırmıştı ki sanki Said Nursi kendi çevresinde yaşayan ve onların bu suallerine muttali olmuş biri gibi gelmişti ona. Said Nursi'yi elbette onu tanımıyordu ama onun gibi gençlerin suallerine aşinaydı ve onlara ileri derecede şefkatle yaklaşıyordu.

Hatıralarla dolu bir yazıda okuduğumu hatırlıyorum. Geçen asrın başında, klasik Osmanlı medreselerinin birinde, medrese hocasına bir gencin soruları olmuştu. Sorular karşısında çaresiz ve cevapsız kalan hocamız da sınıftan ağlayarak ayrılmıştı. Aynı asrın çeyreğindeki yıllarda ise, zındıka fikri, daha bir dessesâne yol bulmuş ve direk imanın erkânına ilişmeye başlamıştı. Aynı yıllarda daha ileriye gitmiş, Resimli Ay dergisinde ahiret inancıyla alay eden karikatür bile yayımlanmıştı.

Resimli Ay'da bu karikatürün yayımlandığı aynı dönemde, Barla'da Haşir Risalesi te'lif edilmiş ve el yordamıyla çoğaltılarak Millet Meclisinde vekillere dağıtılmıştı. Üstadın yeğeni Abdurrahman da mecliste çalışıyordu aynı dönemde. Muhtemeldir ki risale orada eline geçmiş ve ölümüne çeyrek kala itikat aynasını temizlemişti bu sayede.

İslam ümmeti güçlü iken, cephede delik açamayan zındıka, zayıflayan bünyeye zamanla sızmayı başarmış; böylece "Bin seneden beri iman ve Kur'an aleyhine teraküm eden Avrupa feylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup ehli imana hücum etmeye" başlamıştı.

Şimdi yalnız cüz'i ve hususi bir kalbe değil bütün insanlığa musallat olmuş olan küllî bir tahribat var. Tamir ve tahrip taraflarındaki seviye farkı ise, kıyasa dahi gelmez. Tahribat hem kolay ve yıkıcı hem de daha fazla araç ve vasıta kullanılıyor. O zaman tamire olan ihtiyaç, aracın azlığına göre kat kat fazla. Yanımızda ve elimizin altında ise; un, yağ, su ve şeker var. Durmak bize yakışır mı? Hazret-i Peygamberin bir gazvesi için ilana çıktığını düşünün. Ne farkı var? Asıl mesele, bu zamanın cihad-ı manevisi değil miydi?

Biz de bu cihad-ı manevi için, çeşitli yerlerden aldığımız randevulara cevap vermek, yeni yerlerle görüşmek için geçen çarşamba günü Trabzon'un doğu tarafındaki ilçelerine uğramaya çalıştık. Daha önce, sohbetler yaptığımız bir imam hatip lisesine uğradık önce. Bu lisede Sefa Kılıç hocamız var. Müdür yardımcısı Habip hocamız bizi olağanüstü ilgi ile karşıladı. Yan okula gittik, orada da sohbet etme zeminleri bulmaya çalıştık. Sefa hocamız, Yusuf Kaplan Bey'in "Medeniyet Okumaları"nı öğrencilerle takip ediyor, iştirak ediyor. Bu okumalarda altıncı kitap olarak da Lem'alar seçilmiş ve onu okuyacaklar. Bu fakirden de otuz adet Lem'alar talep ettiler. Hemen karşıladık. Yusuf Kaplan, özellikle İkinci Lem'a için "Âlem-i İslam'da böyle bir metin yok." diyor. Demek Lem'aları keşfetmiş şimdilik. Okuma sırasına koymuş. Diğerlerini keşfetse hepsini sıraya koyacak, diye düşünüyorum.

Okullarda sohbet sözlerini alıp Rize'ye geçtik. Çeşitli okul yöneticileriyle konuştuk, sohbet planları yaptık. Daha önce uğrayıp ders yaptığımız Yenigüzelköy Kur'an Kursunda yeni ders için gün belirledik. Dönüşte Sürmene Müftülüğüne, müftü hocamız hemşehrim Yusuf Kars hocamıza uğradık. İlçedeki sohbet imkânlarını konuştuk. Kendisi de nurlardan çok istifade eden ve hizmetin ve gerekliliğinin farkında. Yani sadece maaş kovalayan bir din görevlisi değil.

Hocamıza derdimizi anlattık. Başta nefsimiz, bu derslere olan ihtiyacı ifade ettik. Özellikle İkinci Mektuptaki hediye meselesinin özü olan Saf Sûresinin "Yapmadığınız şeyleri niçin anlatıyorsunuz?" mealindeki İkinci Âyetini hatırlattık ve nazara vermeye çalıştık.

Devamında Araklı'daki arkadaşları uğradık ve günün mütalaasını yaptık. Aynı gün akşama bizim bölgedeki derse davet ettik ve sonuçta derste de görüştük.

Evet dostlar, bunları anlatıp bir nevi sesli düşünmeye çalışıyoruz. Bir günü, ademin elinden kurtarmaya çalışmanın bizde oluşturduğu ferah ve memnuniyeti anlatmak için bunları yazdım. Oturup gitmeseydik, faaliyetler ademde kalacaktı. Günümüzü ademden kurtarmanın gayreti, tarifsiz bir lezzet veriyor. Denemekten geri durmamak lazım.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.