Misafir Kalem

Misafir Kalem

Risale-i Nur ve İttihad-ı İslam

A+A-

Bediüzzaman 14. Söz’de şahs-ı mânevi, cemaat, cemiyet ve ittihad kavramlarını başka bir mevzu sadedinde şöylece açıklar:

“Evet, müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı mânevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet, imtizâc edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.”

 

Demek ki farklı fıtratlara sahip insanlar, bir cemaat çatısı altında birleşseler, onları temsil eden bir şahs-ı mânevileri olacaktır. Peki nedir bu şahs-ı mânevi? Bediüzzaman 24. Söz Onuncu Asıl’da şahs-ı mânevi kavramını şöyle açıklar:

 

“Ekser tâife-i mahlûkatta olduğu gibi, ef'âl ve a'mâl-i beşeriyede bâzı hârika ferdler bulunur. O ferdler, eğer iyilikte ileri gitmişse, o nevilerin medâr-ı fahrlarıdır; yoksa, medâr-ı şeâmetleridir. Hem, gizleniyorlar; âdetâ birer şahs-ı mânevî, birer gâye-i hayal hükmüne geçerler. Sâir ferdlerin her birisi o olmaya çalışır ve o olmak ihtimâli var.”

 

Demek ki şahs-ı mânevi ve ferdiyet hakikati arasında kuvvetli bir bağlantı var. İki hakikat de birbirinin olmazsa olmazı.

Ferdiyet hakikatinin her asırda yansımaları olan “müceddidiyet”, “müctehidiyet” ve “mehdiyet” gibi hakikatler de böylesi bir şahs-ı mânevinin adeta “tek bir vücut” halinde temsil edildiği şahs-ı mânevilere işaret ederler.

Mesela ehl-i sünnetin itikadi mezheplerinden olan Maturidiyye yolu etrafında birleşen Müslümanlar büyük bir cemaat oluşturmuşlardır. Bu itikadi mezhebin mümessili İmam Maturidi Hazretleridir ama her asırda bu yolun farklı farklı mümessilleri de bulunur. Ancak yol aynı yoldur, şahs-ı mânevi bölünmez.

 

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur eserlerinde kullandığı şahs-ı mânevi terimi de, kimilerinin eleştirdiği şekilde mümessilsiz ve hayâli bir oluşum değildir.

Mesela Cumhuriyetin ilk yıllarında hilafet, TBMM’nin “şahs-ı mânevisinde” mündemiç olarak kabul ediliyordu. O halde TBMM cemaati, o dönemde “hilafetin de mümessilidir”

Elbette TBMM’nin de Başkan, Başbakan, Cumhurbaşkanı vb. ünvanlarla anılan mümessilleri vardır ve onlar TBMM’nin şahs-ı mânevisinde mündemic olan “hilafet” makamının temsilcileridir.

Demek ki şahs-ı mânevi terimi toplumları, cemaatleri temsil eden kurumların mümessillerini de kapsayan bir terimdir. Bu manayla baktığımızda Diyanet İşleri Başkanı, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı da belli birer şahs-ı mânevinin mümessilleridirler.

 

Eğer tüm cemaatlerin ittihad ederek birleşmesi isteniliyorsa, başta örneğini verdiğimiz 14. Söz’de geçtiği üzere:

“…onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli” olacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati 13. Söz’de şu sözleriyle ortaya koyar:

“Bir kısım gençler tarafından, şimdiki aldatıcı ve câzibedar lehviyât ve hevesâtın hücumları karşısında, "Âhiretimizi ne sûretle kurtaracağız?" diye Risale-i Nur'dan meded istediler. Ben de Risâle-i Nur'un şahs-ı mânevîsi nâmına onlara dedim ki…”

Görüldüğü gibi Üstad, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisinin mümessili olduğunu ve  mümessil sıfatıyla yani o şahs-ı mânevi namına konuştuğunu açıkça ortaya koyar. Bediüzzaman Hazretleri kendisinden sonra Risale-i Nur şahs-ı mânevisinin mümessillerinin kimler olacağını ise Risale-i Nur’un pek çok yerinde anlatmıştır.

 

21. Lema İhlas Risalesi ile cemaatin bölünmeden, birlik ve beraberlik içinde nasıl idare edileceğinin düsturlarını da ortaya koymuştur. Bu eserde geçen şu örnek ise şahs-ı manevi hakikatini çok güzel açıklamaktadır:

“Nasılki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer.”

 

20. Lema ise bilhassa 9 düsturuyla, kaderin binler hikmet iktiza eden cilveleri sonucunda ortaya çıkan cemaatlerin ve dahi tarikatlerin nasıl ittihad edeceklerinin düsturlarını ihtiva eder.

Bu bakış açısıyla bakıldığında başta Risale-i Nur olmak üzere 20. Lema ve 21. Lema gibi ortak metinleri bulunan Risale-i Nur cemaatlerinin ittihadları daha mümkün gibi gözükmektedir.

Tam da bu noktada yapılması gereken, geçmişte her ne yaşandıysa, bir an bile düşünmeden ittihad hatırına unutup İhlas Risalesi düsturları etrafında birleşmek olmalıdır bize göre.

 

Aslında çok da zor olmayan bu fikri ve kalbi birlikteliği yakaladıktan sonra, aynen TBMM’nin “hilafet”in şahs-ı manevisini mündemic olması örneğinde olduğu gibi, bütün cemaatlerden temsilcileri olan şahs-ı mânevi bir kurum teşkil edilmelidir.

Ya da zaten hâl-i hazırda var olan Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bir teşkilatın içinde bütün cemaatlerden mümessillerin bulunduğu bir yapı oluşturulmalıdır.

Elbette bu yapının da başında bütün cemaatlerin ve tarikatlerin şahs-ı mânevilerini de temsil eden bir baş mümessil olacaktır. Bu yapının icraatları ise hiç şüphesiz meşveret ve şura ile olacaktır.

İşte ancak böyle bir kurumsal yapı, cemaatler, mezhepler, devletler muvazenesindeki ittihadı gerçekleştirebilecek birlikteliklerin teşkiline öncülük edebilir.

Daha sonra bu yapı, Avrupa Birliği’nden daha kapsamlı, menfaat ya da güç değil de tevhid ve “adalet-i mahza” esası üzerine tesis edilmiş bir “ittihad” hareketine inkılap edecektir.

 

Bu ittihad hareketi rayına tam manasıyla oturduğunda “gerçek adalet” esası üzerine tesis edilmiş bir “cemâhir-i müttefika” devleti tesis etmemiz hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

Aslında Bediüzzaman, böyle bir kudsi birlikteliğin temellerini “Hutbe-yi Şamiye” adlı konuşmasıyla çok önceden İslam dünyasının ruh ve şuur toprağına atmıştı.

Bugün Suriye’de yaşananlar, Hutbe-yi Şâmiye ile fikir kökleri zaten kazınmış olan ümitsizlik, hilekarlık, husumet, bölünmüşlük, istibdat ve kişisel menfaat hastalıklarının maddi izlerinin de ortadan kaldırılmasıdır.

 

Esed rejimi şu anda bütün o hastalıkları temsil eden bir şahs-ı mâneviye sahiptir. Risale-i Nur ise bütün bu hastalıkları ortadan kaldıracak şahs-ı mâneviyi temsil eder.

O halde bütün bu hastalıkların antitezleri Risale-i Nur örnekliğinde gösterilecektir âleme. Suriye’deki karanlık fikirler ve zulümler yenildikten sonra, Risale-i Nur şahs-ı mânevisinden çıkacak adalet nurları kurumsal manada da insanlığı aydınlatacaktır. 

Böylece ümitsizliğin yerini ümid, hilekârlığın yerini dürüstlük, husumetin yerini kardeşlik, bölünmüşlüğün yerini ittihad, istibdatın yerini hürriyet ve kişisel menfaatlerin yerini ise meşveret alacaktır.

 

O halde ittihadın da kurumsal manada tesis edileceği o kutlu zaman yaklaşıyor demektir. Bu meselede de Risale-i Nur hareketinin pişdarlık edeceğine şüphemiz yoktur.

Ağabeylerimiz, değerli büyüklerimiz, böyle bir kurumsal oluşumun temellerini atmak için mümessiller tayin edip, öncelikle Nur talebeleri arasındaki fikri ittihadı sağlayabilirlerse Bediüzzaman Hazretlerinin yaşayacağı o büyük sevinci tahayyül bile edemeyiz.

Hem zaten bu ittihad mefkûresi, Risale-i Nur talebelerinin asla yok sayamayacakları asli vazifelerdir ve bu oluşumun yollarını hazırlamak, aramak, açmak başkaları için olmasa da onlar için farz-ı ayndır.

Şu anda iktidarda olan dindar Demokratlar da Risale-i Nur talebelerinin ittihad çalışmalarını desteklemelidir. Ayasofya’nın ibadete açılması böyle bir destektir mesela. Çünkü Bediüzzaman’a göre insanlığı tehdit eden bütün o sorunlar ancak “ittihad-ı İslam” hakikatine istinad ettiğimizde çözülecektir:

“Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslamiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yeganesi; ittihad-ı İslam cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-ı Kur'aniye etrafında ittihad-ı İslam dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-yı ecanibten ve bu mileti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.” (OD)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum