Risale-i Nur Lûgatından bir kelime: İstişare ve meşveret ne demek?

Risale-i Nur Lûgatından bir kelime: İstişare ve meşveret ne demek?

İstişare ve meşveret ne demek? İstişare ve meşveret ifadelerinin anlamı nedir? Risale-i Nur Lûgatından istişare kelimesi ve meşveret kelimesinin sözlük anlamı nedir?

A+A-

Serdar Aslan-RİSALEHABER

Risale-i Nur eserlerinin birçok yerinde geçen meşveret kelimesinin anlamı “danışma” istişare kelimesinin anlamı "meşveret etme" şeklinde ifade edilebilir.

İstişare kelimesi Arapça Şûra kelimesinden gelmekte danışma, fikir sorma, meşveret etme, müşaverede bulunmak anlamına gelir.

Meşveret kelimesi de İstişare kelimesiyle aynı Arapça kökten gelen bir kelimedir. İstişare kelimesinin anlamında bulunan danışma ve fikir sorma anlamlarını içinde barındırır. Bununla birlikte meşveret kelimesi istişare kelimesinden farklı olarak danışma meclisi anlamı da taşır. Yani istişare gerçekleştirilen fiilini ifade ederken; meşveret istişare fiilini, istişare yapan heyeti, bulunulan yeri de ifade edecek ‘meclis’ anlamını da kapsar. Kullanım örneklerine bakarak meşveret kelimesinin iki kişiden fazla gerçekleştirilen istişareler için kullanıldığını söylemek mümkünse de neredeyse kardeş diyebileceğimiz bu iki kelime zaman içinde bir birine yerine kullanılagelmiştir.

Risale-i Nur'dan istişare ve meşveret ifadesinin geçtiği örnek cümleler:

ALTINCI KELİME: Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir. وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ  (“Onların yönetimi, aralarında yaptıkları istişare iledir.” Şûrâ Sûresi, 42: 38.) âyet-i kerimesi, şûrâyı esas olarak emrediyor.

Evet, nasıl ki, nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr unvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi, en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.

Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır. Yani, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki, üç yüz, belki dört yüz milyon İslâmın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iyedir ki, o hürriyet-i şer’iye, âdâb-ı şer'iye ile süslenip garp medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatı atmaktır. (Hutbe-i Şâmiye | Arabî Hutbe-i Şamiye eserinin tercümesi)

BEŞİNCİ KELİME: meşveret-i şer’iyeden aldığım ders budur: Şu zamanda bir adamın bir günahı, bir kalmıyor. Bazan büyür, sirayet eder, yüz olur. Birtek hasene bazan bir kalmıyor. Belki bazan binler dereceye terakki ediyor. Bunun sırr-ı hikmeti şudur: Hürriyet-i şer’iye ile meşveret-i meşrua, hakikî milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyettir. (Tarihçe-i Hayat - İlk Hayatı)

• Hem de meşrutiyet-i meşrua denilen dünyada beşer saadetinin bir sebebi ve hâkimiyet-i milliyeyi temin ile makine-yi hayatın buharı olan hürriyetteki irade i cüz’iyeyi istibdat ve tahakkümün belâsından kurtaran meşveret-i şer’iyenin mayasıyla mayalandıran meşrutiyet-i meşrua sizi herkes gibi imtihana davet ediyor ki, sinn-i rüşde bülûğunuzu ve vasîye adem-i ihtiyacınızı görmek istiyor.( Divan-ı Harb-i Örfî - Hâtime)

• Hem de meşveret-i efkârın mehasinindendir ki: Makasıd ve mesalik, burhan-ı kàtı’ üzerine teessüs ve her kemâle mümidd olan hakk-ı sabit ile hakaikı rapteylemesidir. Bunun neticesi: Batıl, hak suretini giymekle efkârı aldatmaz. (Muhakemat | Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat))

• Kezalik, hakaik-i mahzâ ve mücerredât-ı sırfeden olan mâneviyatta, maddiyûnun hükümlerine müracaat ve fikirleriyle istişare etmek, âdetâ lâtife-i Rabbaniye denilen kalbin sektesini ve cevher-i nurânî olan aklın sekeratını ilân etmek demektir. Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatı göremez. (Muhakemat | Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat))

• Kırk beş sene sonra, tamamıyla beşerin bu ihtiyac-ı şedîdini, dinsizliğin zuhuruyla küre-i arzın kıt’aları ve devletleri birer insan gibi hissetmeye başlamışlar. Hem âyat-ı Kur’âniye başlarında ve âhirlerinde beşeri aklına havale eder, “Aklına bak” der. “Fikrine, kalbine müracaat et, meşveret et, onunla görüş ki bu hakikati bilesin” diyor.

• Demek, şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk. Şimdi bu ittihâd-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşvünemâ bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesafe-i terakkiden, inşaallah mu’cize-i Peygamberî (a.s.m.) ile, şimendifer-i kanun-u şer’iye-i esasiyeye amelen ve burak-ı meşveret-i şer’iyeye fikren bineceğiz. (Divan-ı Harb-i Örfî | Hürriyete Hitap)

• Üç yüz milyondan ziyade ehl-i İslâmı bir aşîret gibi birbirine rapteder; siz de o râbıtayı muhâfaza ediniz. Zira meşveret perdeyi attı; milliyet göründü, harekete geldi. Milliyet içinde İslâmiyet ışıklandı, ihtizâza geldi. Zira, milliyetimizin rûhu İslâmiyettir; hakiki ve nisbî ve izâfîden mürekkeptir. Başka millete benzemiyor.

• Bunu da cidden söylüyorum: Eğer, meşveret şeriattan bir parmak müfârakat ederse, eski hâl yüz arşın ayrılmıştır. (Münâzarat - Sualler ve cevaplar)

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum