Mahmut BİLGE

Mahmut BİLGE

Risale-i Nur hikaye kitabı değildir

A+A-

Risale-i Nuru baştan sona okumayanlar, kulaktan dolma bilgilerle ya da sadece bir bölümünü alıp okuyanlar (sadece hikaye bölümünü okuyanlar) Risale-i Nur'un tefsir olmadığını, normal bir eser olduğunu söyler. Ehli insaf olan eseri alır, baştan sona olmasada en azından kanaate varabileceği bir bölümünü alıp okumalı (küçük sözler uzun değil alıp okumak çok mu zor. kütüphaneler deviren aydın ehli) ondan sonra karar vermelidir. 
Kütüphenleri devirdim fakat küçük sözleri okuyacak kadar vaktim yok diyerek aslında kendisine bahane üreten, vuslat yolunu kapatan aydınlara sesleniyorum. Risale-i Nur'un hikaye kitabının olmadığına gelin birlikte bakalım. Korkmayın sizin vaktinizi çok almayacam. 
 
Yüz otuz parçadan oluşan Risale-i Nur Külliyatının temelini teşkil eden eserlerden birisi  de  Lem'alardır.  Lem'a, parıltı demektir. Hakkı görmeyenlere bir el feneridir. Lem'aların ilk bölümünde Hz. Yunus (a.s.) kıssasını anlatan Birinci Lem'a bulunmaktadır.
Birinci Lem'a Risale-i Nur'un hikaye kitabının olmadığının en güzel bürhanlarından,delillerinden biridir. Risalenin Kur'an Metodu kullandığınında göstergesidir.Birlikte Birinci Lem'a'ya bakalım.

Birinci Lem'ayı anlatmaya bir hikayeyle başlayayım.
"Bizim bir hocamız anlatmıştı." Bir gün biz bir toplulukta oturuyorduk, bulunduğumuz toplulukta otururken sohbet meclisinde saygı değer biri bize dönüp;
"Siz risale okuyordunuz değil mi? size ne faydası var? hikayeler meselleler anlatıyor" demiş
Abi istifini bozmadan; "Peki öyle diyorsunuz bana Hz. Yunus as kıssasını anlata bilirmisiniz.
Hoca kalkmış kıssayı anlatmış ve eğer Allaha kul olmazsanız helak olursunuz demiş.
Bunun üzerine abi: "sizin soylediklerinize katılıyoruz ama siz bunu anlatırken hikaye gibi oldu. Gelin size risalede bunun tefsirinin nasıl yapıldığını göstereyim" der.
Ve Lem'aları alır Birinci Lemayı açar;

"Hocam, bakın Hz. Yunusun günümüze bakan cihetini nasıl anlatıyor" diyerek okumaya başlar.
"İşte, Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle, onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hûtundan bin derece daha muzırdır. Çünkü onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.
Madem hakikî vaziyetimiz budur. Biz de, Hazret-i Yunus Aleyhisselâma iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip, doğrudan doğruya, Müsebbibü'l-Esbab olan Rabbimize iltica edip "Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Sûresi: 21:87.) demeliyiz ve aynelyakin anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız O Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir. Acaba Hâlık-ı Semâvat ve Arzdan başka hangi sebep var ki, en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi bilecek? Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvâcından kurtaracak (hâşâ) Zât-ı Vâcibü'l-Vücuddan başka hiçbir şey, hiçbir cihette, Onun izin ve iradesi olmadan imdad edemez ve halâskâr olamaz."

Sohbet meclisindeki topluluğa gür bir sesle okur. Bunu gören oradaki cemaat Risale-i Nura kenetlenmiş, abinin ağzından son cümleden sonra çıkacak olan kelimelerin ne olacağını merakla bekliyorlardı. Devam ederk

"Madem hakikat-i hal böyledir. Nasıl ki Hazret-i Yunus Aleyhisselâma o münâcâtın neticesinde hûtu ona bir merkûb, bir tahtelbahir ve denizi bir güzel sahrâ ve gece mehtaplı bir lâtif suret aldı. Biz dahi o münâcâtın sırrıyla Senden başka ilâh yoktur demeliyiz" diyerek fatihasını verir. Fatihadan sonra bir sessizlik olur. Az sonra saygıdeğer zat adeta donup kalmıştır yerinde. İlmin verdiği enaniyet ve gurur kırılmıştır. Kısa bir süre sonra abinin yanına gelerek yaptığının  hata olduğunu risaleyi tam manasıyla okumadığını ifade eder. Sonra artık risaleyi  okuyup bitirmenin şart olduğunu dile getirir. Abi sohbet meclisinden Risalenin mahiyetini o topluluğa anlatabilmenin verdiği huzurla ayrılmış. Bu güzel günün ardından abinin hizmetteki şevki ve bağlılığı daha da artırmıştı. "

Hikayede Hz. Yunus (a.s.) kıssasını vermedim. Kıssayı hemen hemen herkes biliyor önemli olan oınun günümüze bakan cihetidir. Günümüze bakan cihetini anlayınca asıl o zaman kıssa anlaşılcaktır. Ben sadece bunu anlatmaya çalıştım kalemim döndüğince menba-ı kaynağından içmak lazım. Menbaın kaynağına yaklaşmışken bu kadar, ne duruyorum Risale-i Nuru okumaya başlayayım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.