Prof. Dr. Recep GÜNDOĞAN

Prof. Dr. Recep GÜNDOĞAN

Birinci Söz’ün Dil Mantık ve Belagat Açısından Değerlendirilmesi-4

Birinci Söz’de tekrar olgusu, yalnızca aynı kelimenin veya ifadenin yeniden kullanılması bakımından ele alınmamalıdır. Metnin asıl dikkat çekici özelliği, başlangıçta ortaya konulan düşüncenin anlatının farklı aşamalarında yeni ilişkiler içerisinde yeniden kurulmasıdır. “Bismillâh” ile açılan anlam alanı, yolculuk, güç, güven, yardım, korku ve sonuç gibi unsurlar aracılığıyla genişletilir. Böylece başlangıçtaki hüküm, metnin ilerleyen bölümlerinde farklı yönleriyle yeniden düşünülür.

Bu tür bir tekrarın iki işlevi vardır. Birincisi, ana düşüncenin okuyucunun zihninde kalıcı hâle gelmesini sağlamaktır. İkincisi ise aynı düşünceyi farklı bağlamlarda yeniden değerlendirerek onun anlamını derinleştirmektir. İlk karşılaşmada bir ilke olarak sunulan düşünce, temsilin ardından insanın hayatına ilişkin bir değerlendirme ölçüsüne dönüşür.

Metnin sonunda yer alan zikir, şükür ve tefekkür vurgusu da bu anlam genişlemesinin bir parçası olarak okunabilir. Başlangıçtaki ifade, anlatının sonunda insanın varlıkla kurduğu ilişkinin farklı boyutlarına bağlanır. Böylece başlangıç ile sonuç arasında bir anlam devamlılığı oluşur: İnsan, işe hangi anlayışla başladığını düşünmekle kalmaz; karşılaştığı imkânları nasıl değerlendireceğini, nimetler karşısında nasıl bir tutum geliştireceğini ve gördüklerini nasıl anlamlandıracağını da sorgular.

Burada tekrarı yalnızca bir kelimenin yinelenmesi şeklinde değerlendirmek, metnin anlatım tekniğini eksik bırakır. Daha belirleyici olan, ana fikrin farklı örnekler ve sonuçlar üzerinden yeniden işlenmesidir. Bu, öğretici metinlerde kavrayışı güçlendiren bir yöntemdir. Okuyucu aynı düşünceyle tekrar karşılaşır; fakat her defasında onu biraz daha geniş bir ilişki ağı içerisinde görme imkânı bulur.

Tekrarın bu işlevi, Birinci Söz’ün pedagojik niteliği bakımından da önemlidir. Metin, düşünceyi yalnızca bildirmekle yetinmez; onun zihinde yerleşmesini ve hayatla ilişkilendirilmesini hedefler. Bu açıdan tekrar, dilsel bir süs olmaktan çıkarak öğrenmeyi destekleyen bir anlatım aracına dönüşür.

Tekrar, bir kelimenin veya yapının metin içinde yeniden kullanılmasıdır. Birinci Söz’de tekrar, yalnızca üsluba ait bir özellik değildir; ana düşüncenin metnin farklı bölümlerinde korunmasına ve genişletilmesine de hizmet eder. Bunun en belirgin örneği “Bismillâh” kelimesidir. Metin bu kelimeyle başlar ve onu farklı bağlamlarda yeniden ele alır. Önce her hayrın başı olarak sunulur, sonra yolcunun dayandığı isimle ilişkilendirilir, daha sonra varlıkların “lisan-ı hâl” ile ifade ettiği anlam olarak yorumlanır ve nihayet insanın davranışlarına yön veren bir ilke hâline gelir.

Özellikle şu cümlelerde tekrar belirgindir:

“Herbir ağaç ‘Bismillâh’ der…”

“Herbir bostan ‘Bismillâh’ der…”

“Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar ‘Bismillâh’ der…”

“Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları ‘Bismillâh’ der…”

Bu cümlelerde “Herbir” sözüyle başlayan paralel yapılar, farklı varlıkları ortak bir anlam çerçevesine yerleştirir. Aynı kuruluşun tekrarlanması, okuyucunun dikkatini örnekler arasındaki ortaklığa yöneltir. “Sen niçin Bismillah demeysin?” muhtemel sorusunu hatıra getirir.

“Allah namına” ifadesinin kullanımı da metnin son bölümünde benzer bir işlev görür:

“Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız.”

Son cümlede ise bu yapı daha geniş bir davranış dizisine dönüşür:

“Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.”

Burada tekrar edilen ifade, farklı fiilleri tek bir ilkeye bağlar. Vermek, almak, başlamak ve işlemek ayrı davranışlardır; ancak dilsel tekrar, hepsinin ortak bir yönelim altında değerlendirilmesini sağlar.

Tekrarın başka bir biçimi, aynı kelimenin değil, aynı anlamın farklı ifadelerle yeniden kurulmasıdır. Örneğin metinde “himaye”, “devlet namına hareket etmek”, “bir kuvvete istinat etmek” ve “dayanmak” düşünceleri, farklı örnekler içinde benzer bir ilişkiye işaret eder. Bu, kelime tekrarından ziyade anlamın farklı ifadelerle sürdürülmesi olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla tekrarlar, Birinci Söz’de metnin ana düşüncesini korur, örnekleri birbirine bağlar ve sonuç bölümünün önceki anlatımla ilişkisini güçlendirir.

Birinci Söz’ün dil yapısında temsil ve metaforlar merkezi bir yere sahiptir. İnsan, güven, dayanma, yardım, güç ve bağımlılık gibi kavramlar doğrudan teorik tanımlarla açıklanmak yerine, yolculuk yapan iki insanın karşılaştığı durumlar üzerinden anlaşılır hâle getirilir.

Metnin temel temsilinde yolculuk, insanın varlık içerisindeki hayatını düşünmeye imkân veren bir çerçeve oluşturur. Yolcu, belirli bir güzergâhta ilerleyen bir insan olmanın ötesinde, sınırlı imkânlara sahip, ihtiyaçları bulunan ve yol boyunca karşılaşacağı şartları bütünüyle kontrol edemeyen insanı temsil edecek şekilde okunabilir. Yol ise yalnızca fiziksel bir güzergâh değildir; insanın içinde bulunduğu hayat şartlarını, karşılaştığı güçlükleri ve ulaşmak istediği sonuçları düşünmeye elverişli bir anlatım alanı meydana getirir.

Bu temsilin gücü, soyut bir meselenin okuyucunun aşina olduğu bir tecrübe üzerinden anlaşılabilmesinden kaynaklanır. İnsan, yolculukta yardıma ihtiyaç duymanın, güven duymanın veya hazırlıksız yakalanmanın ne anlama geldiğini gündelik hayatından bilir. Metin, bu bilinen tecrübeyi daha geniş bir varlık anlayışını değerlendirmek için kullanır.

İki yolcunun farklı tutumları, temsilin karşılaştırmalı yapısını meydana getirir. Bir yolcu kendi gücüne ve imkânlarına dayanarak ilerlerken diğer yolcu, kendisine yol gösteren ve güven veren bir dayanağa sahip olmanın avantajıyla hareket eder. Böylece aynı yol, iki farklı düşünme ve davranma biçiminin sonuçlarını karşılaştırmaya imkân tanır.

Burada metaforun işlevi, soyut düşünceyi yalnızca süslemek değildir. Temsil, düşüncenin anlaşılma biçimini değiştirir. Okuyucu, insanın sınırlılığı veya güven ihtiyacı hakkında yalnızca teorik bir önerme okumaz; bu meseleleri bir yolculuğun şartları içerisinde zihninde canlandırır. Soyut düşünce, böylece göz önünde tutulabilir ve üzerinde muhakeme yürütülebilir bir duruma gelir.

Bu yöntem, doğru düşünmenin öğrenilmesi bakımından önemlidir. İnsan, bir kavramın tanımını öğrenebilir; fakat o kavramın gerçek durumlarda nasıl işlediğini anlaması için kavram ile tecrübe arasında ilişki kurması gerekir. Birinci Söz’ün temsili, bu ilişkiyi kuran bir düşünme aracıdır.

Metafor, bir kavramın başka bir kavramın anlam alanı üzerinden anlaşılır hâle getirilmesidir. Birinci Söz’de metaforik anlatım, özellikle insanın dünya hayatındaki konumunu ve ihtiyaçlarını açıklarken belirginleşir.

En açık örnek şu cümledir:

“İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür.”

Bu ifadede insan, yolcuya; dünya ise çöle benzetilen bir anlam çerçevesinde sunulur. Burada yalnızca iki nesne arasında yüzeysel bir benzerlik kurulmaz. Yolculuk, tehlike ve ihtiyaç ilişkileri, insanın dünya hayatındaki durumunu açıklamak için kullanılır. İnsan, sınırlı imkânlarıyla bir yolculuk içindedir; dünya ise ihtiyaçların ve karşılaşılabilecek güçlüklerin bulunduğu bir alan olarak tasvir edilir.

Bu metaforik çerçeve, metnin devamındaki “Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir” ifadeleriyle genişletilir. Böylece çöl yolculuğu, insanın aczi ve ihtiyaçları hakkında düşünmeyi sağlayan bir anlam modeline dönüşür.

İkinci önemli örnek, ağaçların meyvelerini insanlara sunan bir hizmet görevlisine benzetilmesidir:

“Demek herbir ağaç ‘Bismillâh’ der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.”

Burada ağaç, meyveleri taşıyan ve sunan bir görevli gibi anlatılır. “Hazine-i rahmet” ifadesi de nimetlerin kaynağını bir hazine imgesi üzerinden anlamlandırır. Böylece meyve veren ağaç, yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, nimetin insanlara ulaşmasında aracılık eden bir unsur olarak sunulur.

Benzer biçimde bostan için kullanılan ifade de metaforik bir anlatım içerir:

“Herbir bostan ‘Bismillâh’ der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.”

Bostanın bir kazan, kudretin ise bir mutfakla ilişkilendirilmesi, farklı ürünlerin bir arada meydana gelmesini yemek hazırlanması üzerinden anlaşılır kılar. Bu imge, çeşitlilik ve nimetlerin sunulması düşüncesini somut bir deneyime yaklaştırır.

Hakeza; “Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar بسم اللّٰە derler, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf âb-ı hayât gibi bir gıdayı takdîm ediyorlar.” cümlesi de benzer bir metaforik temsildir.

Burada süt veren hayvanlar birer “süt çeşmesi” olarak tasvir edilir. Çeşme imgesi, sütün insanlara sunulan bir nimet olarak algılanmasını sağlar. “Bismillah derler” ifadesi, hayvanların bu nimetin sunuluşundaki rolünü; “rahmet feyzi” ve “Rezzâk nâmına takdim” ifadeleri ise nimetin ilahî rahmet ve rızık çerçevesinde anlamlandırılmasını sağlar. Böylece süt verme olayı, yalnızca biyolojik bir süreç olarak değil, insanın ihtiyaçlarına sunulan bir ikram olarak anlatılır.

Burada “metafor” terimini analitik bir kavram olarak kullanıyoruz. Metindeki her benzetme veya temsil unsurunu doğrudan metafor saymak doğru olmaz. Örneğin “o adama benzer ki” ifadesi açıkça benzerlik kuran bir temsildir; buna karşılık “Şu dünya ise bir çöldür” ifadesi, insanın dünya hayatını çöl yolculuğu üzerinden kavramsallaştıran daha doğrudan bir metaforik kuruluştur.

Devam edecek

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.