Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Gençler ve Nutuk

Daha önce, Gezi Parkı olaylarına katılmış gençlerle [şimdi otuzlu yaşlardalar] bir hasbihal yaptığımı yazmıştım. O gençlerle konuşurken hem onlara acıdım hem de elimden geldiğince unuttukları ve hatırlayamadıkları uygarlığımızın izlerini onlara hatırlatmaya çalıştım. Nasıl bir medeniyetten geldiğimizi, her medeniyetin aslında bir dine dayandığını, bizim sahip olduğumuz büyük uygarlığın da yüce kitabımız Kur’an’a dayandığını, bugünkü Batı uygarlığının da aslında müşrik Roma medeniyetine ve bozulmuş olan Hıristiyanlığa dayandığını onlara anlatmaya çalıştım. Bazıları dudak büküp duymazlıktan geldiler, bazıları da hiç duymadıkları şeyleri yeni işitiyormuş gibi hayretle dinlediler. Bazılarının da dinlemeye bile tahammülleri olmadı: “Beyefendi bu tür sözlere karnımız tok. Biz din filan istemiyoruz, bir tek isteğimiz vardır; demokrasi, ekmek ve özgürlük istiyoruz” diyerek öfkeyle ortamı terk edip gittiler. Bu gençlerin, terör estirmek ve talan etmek istidadında olduklarını anlamak zor değildi.

Onlara “Din demek efendilik demek, başkalarının hakkına saygılı olmak, emanete sahip çıkmak, merhametli olmak, hırsızlık-arsızlık yapmamak, nefis muhasebesi yapmak ve haddini bilmek demektir” dedim. Demokrasi ve özgürlüğün, başkalarının haklarına tecavüz demek olmadığını, anarşi ve terör yoluyla gelecek olan özgürlükte bir hayır olmadığını onlara söylemeye çalıştım. Çalışmadan, emek vermeden ekmeğe ulaşmanın imkânsız olduğunu, fakir-fukaranın parasıyla alınan belediye otobüslerini, varını yoğunu satıp bir arabaya sahip olan vatandaşların araçlarını ve güvenliğimiz için halkın parasıyla alınan polis araçlarını tahrip edenlerin özgürlükçü ve çevreci olamayacaklarını anlattım.

O Gezi Parkı olaylarını destekleyen çocuklarla konuşmam bana iki şey öğretti: Birincisi, anladım ki, her zaman olduğu gibi günümüzde de saf ve cahil gençler, dessas ve kötü niyetli ağabeyleri tarafından kandırılıyorlar. Denilebilir ki, gezi parkındaki çocukların % 90 kısmı, elit ve zengin olan solcu ana-babaların çocuklarıydı. Bununla birlikte bu elit çocukların ana-babaları, onların terör eylemlerinin içine girip zarar görmelerini istemiyorlar. Şunu da söyleyeyim ki: çoğu ana-babaların eylemci çocuklarından haberleri bile yok.

İkincisi ise, eski eylemci ağabeylerinin peşine düşen gençlerin kafalarının bir hayli karışık olduğunu gördüm. Üstelik bunların bir kısmı göğüslerini gere gere Kemalist olduklarını söylüyorlar. Bir tıkla öğrenmeleri mümkün olduğu halde hala Kemalizmin bir demokratik rejimin adı olmadığını bilmeyecek kadar cahil kalmışlar. Onlara, “Hiç Nutuk okudunuz mu?” diye sordum. Hiçbirisinden “Evet” cevabını alamadım. Anladım ki, bu gençler ezberci ve slogancı bir nesli temsil ediyorlar.

Kemalizmin zamanla ülkemizde, özgürlükleri kısıtlayan bir despotluk rejimine dönüştürüldüğünü, yıllarca başörtüsü yasağını devletin en temel sorunu haline getirenlerin, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyenler olduğunu onlara anlattım. Bakın, dedim: Birileri tutmuşlar, Gezi Parkı eylemlerinde Türk bayrağına Mustafa Kemal’in resmini yapıştırarak yeni bir bayrak üretmişlerdi. Böyle bir bayrağın halkın bütün kesimini temsil ettiğini kim söyleyebilir?

Kemalizmin ülkemizde bir despotluk rejimine dönüştürülmek istendiği konusunda kuşkuları olanlar gitsinler, “Neden Uluslararası Atatürk Barış Ödülünü reddettin?” diye Nelson Mandela’ya sorsunlar. O bilge adam, eminim onlara iyi bir ders verecektir. Evet, zindanlarda yaşlanan Mandela hayatı boyunca özgürlük peşinde koştu. 1990’da hapisten çıktı, 1994 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahi devlet başkanı oldu. Ama ayrımcılığa karşı mücadelesini, siyahların özgürleşmesiyle sınırlandırmadı. 1992’de Türkiye tarafından kendisine verilen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü reddetti. Olay Türkiye’de şaşkınlık ve üzüntüyle karşılanmıştı. Kuşkusuz, Mandela’nın ödülü reddetmesinin arkasındaki nedenleri tahmin etmek zor değil. 1992’de bir taraftan başörtülü öğrenciler üniversiteye alınmazken kamuya açık yerlerde Kürtçe konuşmak hapisle cezalandırılıyor, “Ben Kürdüm” demek de terör üyeliği sayılıyordu. Özgürlük uğruna hayatını feda eden Mandela, böyle bir ülkenin liderlerinden ödül alır mı?

Kendileriyle hasbihal yaptığım bu gençler çok zeki, yabancı dil bilen ve iyi üniversitelerde okudukları halde, nefislerine esir düştükleri için çabuk kandırılabiliyorlar. Gençlerin bir kısmı ise, Cumhuriyet rejiminin tepeden inmeci bir laiklik ve ırkçılık anlamına gelebilecek koyu bir milliyetçilik üzerine kurulduğunu bilmezlikten gelecek kadar kurnazdırlar.

Ve anladım ki bu gençlerin bazıları, Menderes’in idamına methiyeler yazan gazeteciler gibi, demokratik yollarla işbaşına gelenlere karşı kin ve öfke doludurlar. “Ülkeye özgürlüğü getiren Atatürk’tür” diyorlar ama kendileri, laiklikle sınırlanan kısır düşünce yapıları ve eylemleriyle özgürlükleri engellemeye çalışıyorlar. Üniversiteli kızların başlarından başörtülerini çekip alıyorlar. Demokrasi diyorlar, demokrasiden istifade ederek terör estirmenin meşru olduğunu savunuyorlar. Tefekkürden ve nefis muhasebesinden yoksun oldukları için, Kemalizm’in sosyal ve dini hayatımızda ne gibi tahribatlar yaptığından haberleri bile yok.

Bunlar ezanın Mustafa Kemal tarafından bir şarkıya dönüştürüldüğünü, Kur’an okumanın yasaklandığını ve kılık-kıyafet özgürlüğünün kaldırıldığını bilmiyorlarsa çok cahildirler. Son tahlilde Mustafa Kemal diğer dünya liderleri gibi tarihsel bir kişilikti. İyi veya kötü bazı şeyler yapıp, ölüp gitti. Ölümünün üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen hala ondan, demokrasi ve özgürlük konularında ilham aldıklarını söyleyenler, çağdaş olduklarını iddia edebilirler mi? Ama ne yazık ki bazı gençlerimiz, böyle bir cehalet hastalığının pençesine düşmüş, çıkamıyorlar.

Sadece bu gençler mi? Hükümetin kıdemli Kültür Bakanı, tutmuş Atatürk’ün Nutuk adlı konuşmalarını İngilizce, Almanca, Fransızca, Kazakça, Rusça, Urduca, Farsça ve Türkmence dillerine çevirerek bedava dağıtacaklarmış. Tercüme etmek için bu milletin hazinesinden çevirmenlere ücret ödemiş. Üzerinden yüz yıl geçmiş bu konuşmalarla kimleri irşat etmek istiyorlar acaba? Türklerde Nutukları okuma düzeyi çok düşük iken yabancılar mı okuyacak? Peki, Farsçaya tercüme ettiniz de neden Arapça’ya tercüme etmediniz? Arapları irşat etmek istemiyor musunuz yoksa Sayın Bakan? Yoksa M. Kemal’in şu ifadelerinden mi korktunuz?

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde kapsayıcı bir Arap milliyeti siyasetini takip etmekti. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi millî lisanında değil, Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler.” [Can Dündar, Atatürk'ün Sansürlenen Görüşleri]

Sayın Bakana şu soruları sormalıyım: Bu din Arapların dini mi yoksa Allah’ın dini mi? Hz. Muhammed (asm) mi bu dini kurdu yoksa Allah Kur’an’ı onun göğsüne indirmek suretiyle mi bu dini kurdu? Bu dinin asıl amacı Arap milliyetçiliğini ayakta tutmak mı? Dinimizin asıl amacının bu olduğuna inanıyorsanız, pes doğrusu. Türkler bu dine girdikten sonra milli heyecanları uyuştu mu? Nutukta yer alıp dinimizi tahkir eden bu sorulara cevap vermelisiniz Sayın Bakan?

Hakikaten sözün bittiği yerdeyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum