Prof. Dr. Recep GÜNDOĞAN

Prof. Dr. Recep GÜNDOĞAN

Birinci Söz’ün Dil Mantık ve Belagat Açısından Değerlendirilmesi-3

Bir metnin kelime seçimi, yalnızca anlatımın üslubunu değil, okuyucunun konuyu nasıl algılayacağını da etkiler. Birinci Söz’de kelimeler, insanın sınırlılığı, korunma ihtiyacı, nimetler ve Allah’a dayanma düşüncesi etrafında anlamlı bir bütün oluşturur.

Metin şu cümleyle başlar:

“Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.”

Burada “baş” kelimesi iki defa ve birbiriyle ilişkili iki anlamda kullanılır. İlk cümlede “baş”, bir işin başlangıcını ifade eder. İkinci cümlede ise “başlamak” fiili, anlatıcının kendi davranışını aynı ilkeye bağladığını gösterir. Böylece kelime seçimi, ana düşünceyi kısa bir ifadeyle ortaya koyarken metnin kendi başlangıcını da bu düşüncenin uygulaması hâline getirir.

Bir başka dikkat çekici kelime grubu, insanın sınırlılığını anlatan ifadelerdir:

“Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir.”

“Acz” ve “fakr” insanın güç ve sahiplik bakımından sınırlılığını; “hadsiz” ve “nihayetsiz” ise bu sınırlılık ve ihtiyaçların genişliğini vurgular. Kelimeler arasındaki anlam ilişkisi, insanın kendi imkânlarıyla bütün ihtiyaçlarını karşılayamayacağı düşüncesini öne çıkarır.

Buna karşılık Allah’ın isim ve sıfatlarını ifade eden kelimeler farklı bir anlam alanı oluşturur:

“Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelî” ve “Kadîr-i Rahîm”

“Ebedî”, “Ezelî”, “Kadîr” ve “Rahîm” ifadeleri süreklilik, hâkimiyet, kudret ve merhamet anlamlarını öne çıkarır. Böylece insanı anlatan “acz” ve “fakr” kelimeleriyle Allah’ı anlatan “kudret” ve “rahmet” kavramları arasında belirgin bir karşıtlık kurulur.

Kelime seçiminin bir diğer özelliği, günlük hayatın somut kelimeleriyle dinî ve soyut kavramların bir arada kullanılmasıdır. “Çöl”, “yolcu”, “çadır”, “asker”, “devlet”, “ağaç”, “süt”, “meyve” ve “tablacılık” gibi tanıdık kelimeler; “himaye”, “rahmet”, “kudret”, “Mün’im-i Hakikî” ve “şükür” gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Bu tercih, soyut düşüncelerin okuyucunun bildiği nesne ve olaylar üzerinden açıklanmasını sağlar.

Dolayısıyla Birinci Söz’de kelime seçimi iki temel işlev görür: İnsan ile Allah arasındaki ilişkiyi ifade eden kavramsal karşıtlıkları kurar ve bu soyut ilişkileri gündelik hayatın diliyle anlaşılır hâle getirir.

Birinci Söz’ün başlangıcındaki özlü ifade, cümle kuruluşunun düşünceyi yoğunlaştıran işlevini gösterir. “Bismillâh her hayrın başıdır” cümlesi, gereksiz ayrıntılardan arındırılmış, açık ve kolay hatırlanabilir bir yapıya sahiptir. Hüküm doğrudan verilir; okuyucu önce temel önermeyle karşılaşır, ardından bu önermenin anlamını açan anlatıya geçer.

Bu kuruluş biçiminde dikkat çeken özellik, önce hükmün ortaya konulması, ardından hükmün bir temsil aracılığıyla anlaşılır hâle getirilmesidir. Metin, başlangıçta bütün gerekçelerini sıralayan soyut bir açıklama sunmaz. Bunun yerine, okuyucunun dikkatini temel bir ilkeye yöneltir ve daha sonra iki yolcunun hikâyesi üzerinden bu ilkenin sonuçlarını görünür kılar.

Birinci Söz’ün cümle yapısı, anlatımın aşamalarına göre değişir. Ana düşüncenin ortaya konulduğu yerlerde kısa ve kesin hükümler kullanılırken hikâye ve açıklama bölümlerinde daha uzun, bağlaçlarla birbirine bağlanan cümleler görülür.

Metnin başındaki şu iki cümle kısa ve doğrudan bir yapıdadır: “BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.”; Bu ilk cümle genel bir hüküm bildirir. İkinci cümle ise “Biz dahi” ifadesiyle bu hükmü anlatıcının davranışına bağlar. Böylece düşünce önce ilke olarak ortaya konulur, ardından uygulamaya geçirilir.

Buna karşılık çöl yolculuğunun anlatıldığı bölümde cümleler uzar ve birden fazla düşünce aynı cümle içinde ilişkilendirilir: “Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin.”

Bu cümlede yolculuk, bir kabile reisinin ismini alma, himayeye girme, tehlikeden korunma ve ihtiyaçları karşılama unsurları birbirine bağlanır. “Tâ” bağlacı, önceki davranışın amacını belirtir. Böylece cümle yalnızca bir olayı anlatmaz; davranış ile onun beklenen sonucu arasında ilişki kurar.

Metinde şart ve sonuç ilişkisi kuran yapılar da vardır: “Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al.” Burada “Madem öyledir” ifadesi, önceki açıklamayı gerekçe olarak kabul eder ve bundan bir sonuç çıkarır. Ardından emir kipindeki “al” fiiliyle düşünce davranışa yöneltilir. Böylece cümle yapısı, gerekçe ile sonuç arasındaki geçişi dil düzeyinde görünür kılar.

Benzer bir kuruluş, metnin sonunda da karşımıza çıkar: “Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.” Bu cümlede “istersen” sözüyle şart ilişkisi kurulur; ardından art arda gelen emir kipleri sıralanır. Cümle, okuyucunun kendi durumunu değerlendirmesinden davranışa yönelik bir çağrıya geçer.

Metindeki soru-cevap bölümü de cümle yapısı açısından önemlidir. “Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?” sorusunun ardından gelen cevap, “Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir” biçiminde üçlü bir sıralamayla düzenlenir. Böylece soru, bir problemi belirlerken cevap, düşünceyi sınıflandırılmış ve hatırlanabilir bir yapıya kavuşturur.

Bu örnekler, Birinci Söz’de cümle kuruluşlarının tek tip olmadığını gösterir. Kısa cümleler ana düşünceyi vurgular; uzun cümleler olayları ve gerekçeleri birbirine bağlar; şart ve sonuç yapıları düşünceyi ilerletir; emir cümleleri ise anlatılanları davranışla ilişkilendirir.

İki yolcunun karşılaştırıldığı temsil, düşünceyi soyut düzeyden tecrübe edilebilir bir duruma taşır. Yolcuların aynı yolculuk içerisinde farklı tutumlar benimsemeleri, insanın varlık karşısındaki farklı konumlarını karşılaştırmaya imkân verir. Böylece cümlelerin anlamı, yalnızca sözcüklerin sözlük karşılıklarıyla sınırlı kalmaz; anlatıdaki kişiler, olaylar ve sonuçlar arasındaki ilişkiler üzerinden genişler.

Bu noktada soru ve cevaplara dayanan açıklama biçimi de önemlidir. Okuyucuya yalnızca bir sonuç bildirilmez; anlatının iç mantığı içerisinde bu sonucun neden anlamlı olduğu gösterilir. Önce farklı tutumlar ortaya konur, sonra bu tutumların sonuçları belirginleşir. Böylece düşünce, bir hükmün ezberlenmesinden çok, hükme götüren ilişkilerin kavranmasına dayanır.

Devam edecek

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.