Pekin’i Müslümanlar mı inşa etti?
1264 yılında Emirüddin (Yeh-hei-tieh-erh) bir Müslüman mimar ile birlikte şehrin imarına başlamıştı. Pekin’in inşasında çalışanların çoğunu yine Müslümanlar oluşturmaktaydı.
Moğollar, büyük istilalarla Asya’yı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Batı yönünde ilerlemeleri Ukrayna’ya kadar ulaşan Moğollar, Doğu yönünde de topraklar elde etmiş ve sınırlarını Japonya’ya kadar dayandırmışlardı. Özellikle Çin’in ele geçirilmesi, Moğollar için ayrı bir önem taşımaktaydı. İpek yolunun başlangıcı, Asya kıtasının uç noktası olan Çin, büyük bir zenginlik anlamına geldiği gibi Moğolların ulaşabileceği en yüksek hedeflerden birinin gerçekleştirildiği anlamına geliyordu.
Ancak Çin, tarihi çok eskilere dayanan, derin ve köklü medeniyetlere sahip olan bir bölgeydi. Moğollar ise göçebe bir kültüre sahip olmakla birlikte ele geçirdikleri topraklardaki kültürler içerisinde genelde erimekte ve hızlı bir şekilde elde ettikleri toprakları, hızlı bir şekilde kaybetmekteydiler. Çin kültürü içersinde erimek ise elde edilmiş olan Çin topraklarının, yine Çinlilerin eline teslim edilmesi anlamına geliyordu. Çin’de kurulan Yüan (Moğol) İmparatorluğu’nun kralı olan Kubilay, Çin’i kaybetmek istemiyordu. Çinlilerin medeniyetinin hakimiyetine teslim olmamak için dünyanın farklı bölgelerinden farklı din ve kültür yapısına sahip kişileri ülkesine davet ediyordu. Bu davetlerinin arka planında bir çok sebep bulunmakla birlikte belki de en önemli nedenlerden biri; Çin’i (yani imparatorluğunu ) dünya ülkelerinin merkezi haline getirmek, ilim ve medeniyetin beşiği yapmaktı.
Kubilay’ın, ülkesine davet ettiği kişilerİn büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktaydı. Müslüman astronomları, tabipleri, zanaatkarları, tüccarları ülkesine davet eden Kubilay, onlara özel ihtimam gösteriyor, bir çoğunu vergilerden muaf kılıyor ve ülkesinde ilmi araştırmalar yapmaları için Müslümanlara özel akademiler ve rasathaneler kurduruyordu.
Kubilay, devlet yönetiminde de Müslümanlara güvenmekteydi. Çinli danışmanlara çok güvenmeyen Kubilay, Müslümanlardan danışmanlar seçiyor, özellikle finansal alanları Müslümanlara teslim ediyordu. Bu durum olumlu olmakla birlikte, zaman zaman olumsuz sonuçlarda doğurmaktaydı. Aslında Müslümanların, ekonomi alanında iyi oldukları bilinmekteydi ve diğer Moğol hükümdarları tarafından da Müslümanlar bu alana sevk edilip sarayda çok önemli konumlara getiriliyorlardı. Ancak kralların aşırı savurgan harcamaları, sürekli savaş halinde olmaları ve askeri harcamaların çokluğu sebebiyle karşılaşılan ekonomik sıkıntı durumunda halka ağır vergiler uygulanabiliyordu. Halk, ekonomik bir sıkıntıya düştüğünde bunun sorumlusu olarak Moğol krallarını değil, Müslümanları görüyorlardı. Bu sebeple Müslümanlara yönelen tepkiler, onlar hakkında yalan haberlerin çıkması gibi bir duruma da yol açabiliyordu ki bu olumsuz bakış tarih kitaplarına da yansıyarak kendini göstermiştir.
Moğollar, dönemin en ileri ilim ve medeniyetini elinde bulunduran Müslümanların sahip olduğu bikrimin farkındaydılar. Cengiz Han, Karakurum’da ülkesinin başkentini inşa ettirmek istediğinde Müslüman mimarları ülkesine davet etmişti. (Bazı Müslümanlar ise zorla getirilmişlerdi ve saray inşasında çalışmaları istenmişti. )Aynı şekilde Yüan Hanedanlığının imparatoru Kubilay da bir başkent inşa ettirmek istemekteydi. Hem Orta Asya’yı hem de Çin’i yönetimi altına alabilmesi için başkentin Karakurum’dan taşınması ve ikisine de ortak yakınlıkta olan bir yerde bulunması gerekliydi. Bu konu için Müslüman mimarlara başvurulmuş ve Yüan hanedanlığının yeni başkentinin inşası onlara teslim edilmişti.
Kurulacak olan yeni başkent, hem Moğol topraklarına hem de Çin topraklarına yakın olduğunda Orta Asya ve Çin toprakları kolay yönetilebilecek, her ikisinde de merkezi idare, varlığını hissettirebilecekti. Ayrıca Kubilay’ın bazı hastalıklarının bulunmasından ötürü bu şehir, onun sağlıklı yaşayabileceği bir ilkim yapısına sahip olmalıydı. Yeni başkentin geniş bir alana inşa edilmesi büyük bir önem taşımakla birlikte hem doğal güzelliği olmalı hem de bu doğal yapı yeni şehri tehlikelere karşı koruyabilecek bir nitelik taşımalıydı. Her türlü saldırıya açık bir şehir imparatorluğun uzun bir hayat sürdürebilmesini engellerdi. Yeni başkentin yeri ticaret, ulaşım, iletişim merkezi olan bölgelere yakın olmalı bunun yanı sıra yiyecek ve su ihtiyacı açısından verimli olabilecek bir yer olmalıydı. Böyle bir başkent için en uygun yer bugünkü Pekin’in bulunduğu yerleşim bölgesi olarak düşünülmüştü. Zira Pekin, daha öncede bazı Çin imparatorluklarına başkentlik yapmış olan bir şehirdi.
Buraya inşa edilecek olan şehir Çin’in mimari yapı anlayışıyla da uyum göstermeliydi. Zira Kubilay Han, Moğol olduğu için dışarıdan gelen biri olarak görülmek istemiyordu ve kendini Çinlilere kabul ettirmek arzusunu da taşıyordu. Çin mimarisinde Konfüçyanizmin de etkileri görülmekteydi. Bu yüzden yeni inşa edilecek olan şehir daha önce Çin mimarisine hakim bir mimar tarafından hazırlanmalıydı.Bu nitelikleri taşıyan Müslüman mimar ve ustabaşı Emirüddin’di. Çin kaynaklarında ismi “Yeh-hei-tieh-erh” veya “Yeheidie’erdinh” olarak da geçen mimar Emirüddin, aslında Yüan sarayında daha önce ekonomik ve finansal alanda görevler icra etmiş, şehir ve kasaba planlamaları yaparak mimari yönünü de göstermişti. İranlılar ile yapılan ticarette, Moğolların lonca sistemi olan ve “ortak” olarak isimlendirilen teşkilatta Müslümanlar ile Yüan arasındaki ilişkileri düzenleyen ve bu alanda da çalışmalar yapmış olan önemli bir kişiydi. Hayatı hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Emirüddin’in,1300’lü yıllarda yaşamış olduğu bilinmekte ve İranlılarla yapılan ticaretle ilgilenmesinden dolayı İran veya Orta Asya asıllı olduğu düşünülmektedir.
1264 yılında Emirüddin (Yeh-hei-tieh-erh) bir Müslüman mimar ile birlikte şehrin imarına başlamıştı. Pekin’in inşasında çalışanların çoğunu yine Müslümanlar oluşturmaktaydı.( Bazı araştırmacılar burada çalışan Müslümanların, daha önce Karakurum’un inşasında çalışmış olan Müslümanlar olduğunu düşünmektedirler.) Şehrin imarı Müslümanlara teslim edilmişti ve yeni başkent mükemmel bir simetrik düzen ile inşa ediliyordu. Şehir dikdörtgen biçimindeydi ve 28.600 metrelik bir alana sahipti. Şehrin en dış duvarının içinde iki iç duvar bulunuyordu ve bu duvarlar, Kubilay’ın İmparatorluk şehrine ve onun ikamet ettiği yere yönlendiriyordu. Ayrıca duvarlar Kubilay’ı ve onun çevresini, memurların ikamet ettiği yerden ayıra işlevine de sahipti. İç duvarlar ise şehrin içindeki orta Asyalıları Çinlilerden ayırıyordu. İbn Battuta’da Yüan hanedanlığı sırasında Çin’de bulunmuş ve şehrin bu haline sahit olmuştu. İmparatoru ziyaret için geldiği sırada şehir ona çok ilginç gelmiş, hayatında bu kadar büyük bir şehir görmediğini dile getirmiştir. Ayrıca şehri anlatırken yukarıda verdiğimiz bilgilere eşdeğer bilgiler vermiştir.
Pekin’in Üç önemli nehirleri olan Kao-liang, Chin-sui,Tung-hui, yeni inşa edilen şehrin içersinden geçecek şekilde ayarlanmıştı. İmparatorluk, şehrin tüm su ihtiyacını bu nehirlerle sağlıyordu. Birer menderes olan nehirlerin kaynağı denizinden geldiği için başkent hiç su sıkıntısı çekmeyecekti. Ayrıca bu nehirler, önceki durumlarına nazaran surların içindeki bölgeye çok daha fazla su sağlar hale getirilmişti. Şehir kuzey-güney ve doğu batı akislerine göre simetrik olarak şekillendirilmişti. Caddelerin genişliği ise 9 süvarinin, yan yana at koşturabileceği şekilde tasarlanmıştı. Tehlike ve saldırı gibi durumlara karşı olarak surlar 3 kattı. Şehrin içerisine girmek için 11 kapıyı geçmek gerekiyordu ki bu kapılar çok geniş caddelerden oluşuyordu.
Kubilay’ın başkentine “Da-du” ismi verilmişti ancak daha çok “Hanbalık” ifadesi kullanılıyordu. Hanbalık; imparatorun oturduğu şehir, anlamına gelmekteydi. Kubilay’ın isteği üzerine yeni başkentin yakınlarında Müslümanlar için bir de gözlem evi inşa edilmişti. Da-du, resmi olarak 1270’lerde Yüan’ın başkenti oldu. Şehirdeki yapıların büyük bir kısmının tamamlanması 1293 tarihine kadar devam etmişti.
Yüan hanedanlığı yıkıldığında, yeni kurulan hanedanlık (Ming), Da-Du’nun büyük bir kısmını tahrip ettirmişti. Şehrin mimari yapısı üzerindeki tahripler ve eklemeler sonraki dönemlerde de devam etmişti. “Hanbalık” veya “Da-du” şehri, bugün Pekin olarak bilinmekte ve hala bu şehir başkentliğini korumaktadır. Ancak Hanbalık’tan geriye sadece bazı kalıntılar günümüze kadar ulaşabilmiştir.
Kaynaklar:
1.Etienne Balazs, Istituto Italiano Per il Medio ed Estremo Oriente,Oriente poliano:studi e conferenze tenute all'Is. M.E.O. in occasione del VII centenario della nascita di Marco Polo, 1254-1954.
2. Morris Rossabi, Khubilai Khan: His Life and Times , Universty of California Press, Berkeley,Los Angeles, LondonKhubilai,1988
3. Herbert Franke, The Cambridge history of China: Alien Regimes and Border States,907-1368,Cambridge University Press,1994.
4.Hee Soo Lee,İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, Türkiye Diyanet Vakfı,1991, Ankara.
Esra Çifci/ Tarih Dosyası/Dünya Bülteni
