Sosyal medya dijital 'fast food'dur, bizi derin ve anlamlı düşünmeden alıkoyuyor
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kurtköy Pendik İTO Şehit Ahmet Aslanhan Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileriyle bir araya geldi
“Dijital Çağda Genç Olmak” başlığında bir söyleşi gerçekleştiren Tarhan, 21’inci yüzyılda gençleri bekleyen fırsat ve risklere dikkat çekti.
“ŞANS, AKILLA FIRSATIN KESİŞTİĞİ NOKTADIR”
Tarhan, günümüz gençlerinin geçmiş dönemlerdeki gençlere kıyasla daha fazla fırsata sahip olduğunu belirterek, risklerin doğru konumlanmayla fırsata dönüştürülebileceğine dikkat çekti.
Tarhan; “Günümüzün gençleri bence geçmiş 50 sene önceki, 100 sene önceki gençliğe göre daha şanslılar. Şanssız demeyelim, daha şanslılar. Riski çok ama fırsatları da çok. Hatta Çincede tehlike kelimesinin, risk kelimesinin iki tane kavramdan oluşur. Biri tehlike, biri de fırsat. Yani her riskli davranışın arkasında bir tehdit vardır ama aynı zamanda fırsat vardır. Onun için bu zamanda şimdiki gençler ekosistemin gençliği. Yaşadığımız sistemin gençliği. Eski dönemlere göre çok daha önünde müthiş fırsatlar var. Dijital çağın getirdiği fırsatlar risklerinden, tehditlerinden çok daha fazla ama bunun bütün iş pozisyon almak. Şanslı kişiler doğuştan şanslı olmuyorlar. Şans, akılla fırsatın kesiştiği noktadır. Yani kimse eğer doğru pozisyon alırsa şanslı oluyor. İnsan hayatta da donanımlara sahip olursa yeni fırsatlar yakalar.” ifadelerini kullandı.
“SOSYAL MEDYA DİJİTAL FAST FOOD'DUR”
Dijital platformların ve sosyal medyanın kullanım biçimine dikkat çeken Tarhan, bu alanların kontrolsüz kullanımının bireyleri “dijital obezite” ile karşı karşıya bırakabileceğini söyledi.
Tarhan; “Fast food hayatı kolaylaştırdı, herkes fast food yemeye çalışıyor. Sosyal medya dijital fast food'dur. Arada bir fast food yesen, belli bir şeyde zararı yok ama 24 saat fast food yesen obez olursun. Erken yaşta hasta olursun ve birçok hastalıklarla uğraşırsın. Şu anda dünyanın en büyük tehlikesi obezite. Onun da sebebi fast food kültürü. Bu yeme fast food'u olduğu gibi önümüze bir sosyal medyada ya da yapay zekâda yahut da ekran karşısında karşımıza bir dijital nesne geliyor. Bunu devamlı yersek, fast food'u yemiş gibi dijital obez oluruz. Obez olursak, en çok da şu anda hatta küresel ekonomi sadece parayı kazanmak için yarışmıyor şu anda. Bizim dikkatlerimizi kazanmak için yarışıyor. Hatta bu arama motorlarından birisinin sloganı ‘Tek rakibimiz uyku.’ diyor. Uykuda ben ancak o kişiyi kontrolümüzün dışında tutarım, uyku dışında her an kontrol edebilirim diyor. İkna laboratuvarı kurmuş ya arama motorları. İkna laboratuvarı ‘Nasıl ikna ederiz?’ diye ve kişiye özel robot geliştiriyor. O kişinin ilgi alanı neyse onunla ilgili anahtar kelimeleri tespit ediyor, anahtar kelimelerde onunla ilgili videolar önüne düşüyor. Hepimiz görüyoruz.” şeklinde konuştu.
“BU SOSYALLEŞME BİZİ DERİN VE ANLAMLI DÜŞÜNMEDEN ALIKOYUYOR”
İnsan beyninin öğrenme ve anlamlandırma sürecinin belirli aşamalardan oluştuğunu söyleyen Tarhan, sosyal medyanın sunduğu yüzeysel etkileşimlerin insanları derin düşünme ve anlamlı ilişkiler kurmaktan uzaklaştırabildiğini ifade etti.
Tarhan; “Öğrenme modeli hayvanlarda yemek, içmek, üremek, barınmaktır ama insanın beyninin çalışma modeli farklıdır. Altı tane basamak vardır. Birincisi merak eder bir şeyi. Merak ettikten sonra ona anlam yüklemeye çalışır. ‘Neden, niçin?’ sorularını sorar. ‘Nasıl?’ sorusu yetmez insan beynine. 5N1K sorularını sorar. Üçüncü aşamada değer yükler ona. Uygun uygun değil, geçerli geçerli değil, faydalı faydalı değil, güvenli güvenli değil diye değer yükler. Dördüncü aşamada kabullenir bunu. Beşinci aşamada onunla bağlantı kurar. Altıncı aşamada aidiyet hisseder. Bağlanma kurma ihtiyacı insanın temel ihtiyacıdır. Mesela sosyal medyada yüzeysel ilişkiler var ama derin anlamlı ilişkiler kurmuyorsun orada, hep yüzeysel. Dikkatin dağıtılmasının sebebi scrolling, kaydırmalar. Sosyalleşme gibi gözüküyor ama sosyalleşme değil. Yüzeysel bir sosyalleşme. Bu sosyalleşme bizi derin ve anlamlı düşünmeden alıkoyuyor.” dedi.
“ÖNÜNÜZE BİLGİ GELDİĞİ ZAMAN ŞU ÜÇ SORUYU SORUN”
Dijital ortamda karşılaşılan bilgilerin doğrudan kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Tarhan, bilgiyi değerlendirirken doğruluk, fayda ve insani değerlere uygunluk açısından sorgulama yapılmasının önemine dikkat çekti.
Tarhan; “Dijital olarak önünüze bilgi geldiği zaman üç soruyu sorun. Buna Sokrates’in filtresi deniyor. ‘Bu bilgi gerçek mi değil mi? Doğru mu değil mi?’ Beynimizin ön bölgesi bunu yapıyor. Bu ergenlik döneminde olgunlaşıyor, gelişiyor. Gelen bilgileri bu üç soruyu sorarak doğrulayın. Doğrulayın veya yanlışlayın bilgi geldiği zaman. İkinci aşamada şunu yapın: ‘Bu bilgi benim için faydalı mı değil mi?’ deyin gelen bilgiye. Birincisi doğru diyeceksiniz, ikincisi ‘Faydalı mı değil mi?’ diyeceksiniz. Üçüncü, insan olmaya, insani değerlere uygun mu değil mi? Mesela dürüst olmak, çalışkan olmak, iyi olmak... Hayatımızda somut hedefler var bir de soyut hedefler var. Kapitalist sistem bize somut hedefleri öneriyor. Bir de soyut hedefler var. Hayatın sonuna geldiğin zaman nasıl anılmak istiyorsun? Pusula sahibi olabilmesi için bir insanın önce hedefinin olması lazım, hedefe giderken yol haritası olması lazım, o yol haritasında giderken yapacağı güzel alışkanlıkları kazanması lazım. Sevmediğimiz şeyi öğrenemiyoruz. Duygusal yatırım yapmadığımız şeyi öğrenemiyoruz. Onun için sevgi piramidimize dikkat edelim. Bir insanın sevgi piramidinin en tepesinde ne varsa o insanın kutsalı odur. Bizi harekete geçiren duygulardır. Onun için duygusal yatırımımızı doğru yaparsak zevkle, heyecanla yaparız, aşkla yaparız yaptığımız işi ve hiç yorulmayız. Hedefler ve duygusal yatırım çok önemli.” ifadelerini kullandı.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.