Prof. Dr. Erhan PİŞKİN

Prof. Dr. Erhan PİŞKİN

Parmak İzi ve Retinadan Simalara İlahi Sanat

Dünya üzerinde bugüne kadar milyarlarca insan yaşadı ve şu anda da milyarlarca insan yaşamaya devam ediyor. Kalabalık bir caddede yürürken veya tıklım tıklım dolu bir stadyumun tribünlerdeki insanlara baktığımızda; hepsinin bir kafası, iki gözü, burnu, kulakları, dudakları, iki eli ve on parmağı vardır. Yani temel malzeme aynıdır, şablon ortadadır.

Peki, bu kadar büyük bir malzeme ve anatomik benzerliğin ortasında nasıl oluyor da her birimiz diğer tüm insanlardan tamamen farklı yüzlere, parmak izlerine ve göz yapısına sahip olabiliyoruz?

Bütün insanlığı ortak bir yaratılış düzeninde var etmek, Allah’ın (cc) kuşatıcı kudretinin ve birliğinin (Vahidiyet) bütün insanlıkta görülen tecellisini ortaya koyarken; her insanın yüzüne, parmak izine ve göz yapısına kendine özgü özellikler vermek, O’nun her bir varlık üzerindeki hususi tecellisini (Ehadiyet) gözler önüne serer. Böylece insan, hem bütün insanlıkla paylaştığı ortak yaratılış özelliklerinde hem de kendisine özgü benzersiz niteliklerinde Allah’ın ilim ve kudretine işaret eden birer delil olarak okunabilir. Denklemlere, hücre içi süreçlere veya genetik kodlara baktığımızda gördüğümüz şey; cansız moleküllerin oluşturduğu kör ve tesadüfi bir mekanizma değildir. Aksine, ihtimal uzayının sınırlarını zorlayan bu muazzam düzen; her detayında kusursuz bir ölçüyü, yüksek bir iradeyi, İlahi bir Sanatı ve Bilinçli bir Tasarımı kanıtlar.

Parmak Uçları

Adli olaylarda ve modern güvenlik sistemlerinde ilk başvurulan kişisel kimlik her zaman parmak izidir. Çünkü parmak izi tamamen kişiye özeldir. Hatta aynı genetik kopyayı taşıyan tek yumurta ikizlerinin bile parmak izleri birbirinin aynısı değildir.

Kuran-ı Kerim'de Kıyamet Suresi 3 ve 4. ayetlerde şöyle buyrulur: "İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter." Kur'an’ın asırlar öncesinden insanın bu benzersiz biyometrik mührüne dikkat çekmesi, insan bedenini yaratan Zat ile Kur'an'ı indiren Zat'ın aynı olduğunun apaçık bir mucizesidir

On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar insanoğlu parmak uçlarındaki bu çizgilerin kişiye özel bir mühür olduğunun farkında bile değildi. Oysa basit bir mantık yürütseniz; küçücük bir kâğıt parçasına milyarlarca kez rastgele çizgiler çizseniz, bir süre sonra çizimler mutlaka birbirine benzer veya çakışır. Fakat milyarlarca insanın parmak uçlarındaki çizgiler birbirinin aynısı değildir.

a1.jpg

Parmak izlerimiz anne karnında, gebeliğin 10. haftasında oluşmaya başlar ve 17. haftada tamamlanır. Derinin alt ve üst katmanları arasındaki biyokimyasal etkileşim bu çizgileri adeta bir ressam gibi çizer. Bu çizimi yönlendiren faktörler ise tam anlamıyla hayret vericidir: Rahim içindeki kan basıncı, kandaki oksijen miktarı, amniyotik sıvının minik akış hareketleri ve bebeğin anne karnında rahim duvarına anlık dokunuşları...

Bilimde kaotik ve hassas sistemlere benzer bu süreç, mikroskobik dokunuş farklarını alıp, milyarlarca insan arasında asla tekrarlanmayan eşsiz birer imza kartına dönüştürür. Ancak burada unutulmaması gereken hakikat şudur: Parmak izini oluşturan etkenler kendi başlarına ilimsiz, iradesiz ve kör süreçlerdir. Aklı, gözü ve şuuru olmayan bu cansız sebeplerin, milyarlarca insanı birbirinden ayırt edecek kusursuzlukta biyometrik kimlikler tasarlaması imkânsızdır. Cansız sebepler, Sanatkâr'ın usta ellerini ve mucizevi icraatını gizleyen zarif birer perdeden ibarettir.

Göz Retinası

Gözümüzün en arka tabakasında yer alan retina ve onun altındaki kılcal damar ağı, parmak izinden bile daha hassas bir kişisel imzadır. Retinamızda yaklaşık 120 milyon çubuk ve 6 milyon koni hücresi bulunur. Bu hücreler kendilerine ulaşan ışığı anında elektrik sinyallerine çevirerek beyne iletir.

Bu yapının şaşırtıcı yanı şudur: Tek bir insanın sağ gözündeki damar ağı ile sol gözündeki damar ağının deseni bile birbirinden tamamen farklıdır. Üstelik bu desen doğumdan ölüme kadar değişmez. Sadece retina ve parmak izi de değil; ses tellerimizin titreşim frekansından yürüyüş tarzımıza ve kalp atışımızdaki EKG dalga boyutuna kadar bedenimizin her bir parametresi kişiye özel şifrelenmiştir. Karşımızdaki bu muazzam biyometrik kimlikler bedenimizin her bir parçasının özel olarak mühürlendiğini ve tesadüflerin oyuncağı olmadığımızı söyler.

a2.jpg

İnsan Siması

Yüzümüze baktığımızda kaş, göz, burun, çene, yanak ve cilt gibi temel anatomik unsurlar görürüz. Derinin esmer, beyaz veya siyahî olmasından tutun; altındaki yağ, kas, bağ dokusu ve kemik yapısına kadar onlarca faktör simayı belirler. Büyüme hormonunun çene yapısına etkisi veya tiroit hormonunun gözün yüzdeki konumuna tesiri gibi komplike hormonal dengeler bu resmi tamamlar.

Yüzümüzdeki organların kapladığı alan toplasanız birkaç santimetrelik dar bir alandır. Sınırlı ve dar bir alanda, trilyonlarca insana yetecek kadar farklı sima çizebilmek; "dar bir sınırda sonsuz taksimat ve varyasyon yapabilen" muazzam bir İradeyi gösterir. Tek bir sanatkârın elinden çıkan milyarlarca tablo düşünün: Hepsi aynı tuval ve aynı boyalarla çizilmiş ama hiçbiri diğerine benzemiyor. Bu mükemmellik boyanın veya fırçanın başarısı olabilir mi, yoksa fırçayı tutan Usta'nın mı?

Burada durup derinlemesine düşünmek gerekir: Bir insanın simasını veya parmak izini, geçmişte yaşamış ve gelecekte yaşayacak bütün insanlardan farklı kılmak; ancak ve ancak bütün insanları aynı anda gören, bilen ve yaratan bir Zat'ın işi olabilir. Çünkü bir şeye "benzersizdir" diyebilmek, onun dışındaki bütün örnekleri ihata eden sonsuz bir ilim gerektirir. Demek ki her bir insanın yüzüne basılan o benzersiz mühür; bütün insanlığı yaratan Usta'nın kim olduğunu ilan eden silinmez bir İlahi imzadır. Bütün yüzleri çizmeyen, tek bir yüzü benzersiz kılamaz.

Ayrıca yüzümüzü oluşturan organların yerleri, biçimleri ve oranları sonsuz imkân ve ihtimal denizinde yüzer. Gözümüz alnımızda, burnumuz çenemizde de olabilirdi. Bütün bu organların tam olması gereken yere, estetik ve fonksiyonel bir ölçüyle yerleştirilmesi; sonsuz ihtimaller içinden tek bir güzel şekli seçip ayıran mutlak bir İradeyi ispat eder.

a3.jpg

Şimdi gelin birlikte matematiksel bir düşünce deneyi yapalım: Ya herkes aynı yüzle yaratılsaydı ne olurdu?

Matematikteki "bire bir fonksiyon" kuralı gibi, her bireyin yüzü insanlık kümesinde kendine has bir koordinata sahiptir. Eğer tüm insanlar aynı yüzle yaratılmış olsaydı; toplumsal adalet çöker, mahkemelerde masum ile suçlu ayırt edilemez hale gelirdi. Aile hayatı, emniyet, hukuk ve sosyal iletişim sürdürülemez bir karmaşaya sürüklenirdi. Dünyanın kuruluşundan bu yana hiçbir yüzün diğerinin tamamen aynısı olmaması, insanı ve sosyal düzeni en ince ayrıntısına kadar bilen bir İrade ile açıklanabilir.

Hücredeki Kombinasyon ve DNA

İlk insan Hz. Âdem ve Hz. Havva'dan günümüze kadar trilyonlarca farklı simanın ortaya çıkabilmesi, genetik seviyede işlettirilen olağanüstü biyokimyasal mekanizmalar sayesindedir.

Anne ve babadan gelen üreme hücreleri oluşurken (mayoz bölünme esnasında) krosing-over adı verilen bir genetik parça değişimi gerçekleşir. Bu işlem, kromozomlar üzerindeki genleri adeta bir iskambil destesi gibi sürekli yeniden harmanlar. Sadece tek bir özelliğin iki farklı gen varyasyonuna bağlı olduğu en basit varsayımda bile, aynı anne babadan 70 trilyonun üzerinde farklı genetik kombinasyonda bebek meydana gelebilir. İşin içine yüzümüzü şekillendiren yüzlerce geni kattığımızda ise, bu ihtimal sayıları hesap makinelerinin ekranına sığmayacak astronomik rakamlara ulaşır.

Tüm bu fiziksel özelliklerimiz hücre çekirdeğindeki DNA molekülünde şifrelidir. İnsanın tek bir hücresindeki DNA bilgisi kâğıda dökülse, dünyadan aya kadar uzanacak devasa bir ansiklopedi kütüphanesi oluşturur. İğne ucundan binlerce kat küçük bir alana bu devasa bilgiyi sığdırmak ve hatasız çalıştırmak, elbette sonsuz bir ilim ve mühendislik harikasıdır. Bilgi teorisinin de söylediği gibi: Bir yerde kod ve bilgi varsa, o kodu yazan bir Kâtip olmak zorundadır.

a4.jpg

Embriyolojik Gelişim ve Üç Karanlık Evre

Sperm ve yumurtanın birleşmesiyle oluşan ilk tek hücre (zigot), bünyesinde tüm vücudun inşa planını barındırır. Henüz mikroskobik boyuttaki bu hücre grubu anne rahmine doğru ilerlerken, anne bedeni ile bu hücreler arasında mucizevi bir biyokimyasal haberleşme başlar. Anne bedeni, daha önce hiç karşılaşmadığı bu hücreyi bir yabancı gibi yok etmek yerine, ona kucak açar ve beslenmesi için gerekli ortamı hazırlar.

Bilim dünyası ancak 19. ve 20. yüzyıllarda mikroskopların gelişmesiyle anne karnındaki gelişimin aşama aşama olduğunu öğrenebilmiştir. Oysa Kur'an-ı Kerim, Zümer Suresi 6. ayette bu durumu asırlar önce şöyle bildirmiştir: "Sizi de annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratışın ardından diğerine çevirerek yaratıyor. Rabbiniz olan Allah işte budur; egemenlik tümüyle O'na aittir..."

Modern tıp bugün anne karnındaki gelişimi tam da bu ayetin işaret ettiği gibi üç ana evrede inceler: Hücrelerin çoğalıp rahim duvarına tutunduğu pre-embriyonik evre, organların taslaklarının oluştuğu embriyonik evre ve yüzün, ellerin, ayakların şekillenerek insani görünümün kazanıldığı fetal evre.

Sonuç

İşte, insan, Cenâb-ı Hakkın böyle antika bir san’atıdır. Ve en nazik ve nazenin bir mu’cize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musağğar suretinde yaratmıştır.

Göz retinasındaki kılcal damarlardan parmak ucundaki çizgilere, yüzümüzdeki o eşsiz sima mühürlerinden hücremizdeki devasa DNA kütüphanesine kadar her detay bize açıkça şunu söyler: Biz sahipsiz ve başıboş değiliz. Her birimiz sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi Yaratıcı tarafından özenle tasarlandık. Bilimle derinleştikçe bize düşen; bu muazzam nizamı okumak, sebeplerin arkasındaki Sanatkâr'ı görmek ve O'na şükretmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.