Mustafa ÖZCAN
Nicolson’ı tasavvufa yönelten sır!
İstisna-i olarak her devrin ehl-i fetreti olabilir. Küresel olmasa bile uçlarda ve kenarlarda mekani ve zamani anlamda fetret dilimleri olabilir. Bu devirlerde fetret toplulukları da bulunabilir. Sahih bilgi perdelenerek ehli davete bulanık olarak aksedebilir. Onlar da bu bulanık bilgeye ikna olmayabilirler. Bu hidayetin kararması mı yoksa bir nevi mazeret midir? Cihadın dini savaş olarak algılanması gibi. Bu bulanık bilginin muhatapları ehl-i necat olabilir mi? Bediüzzaman’a en büyük itirazlar bu cepheden gelmiştir. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası'nda II. Dünya Savaşı'nın dehşeti karşısında mazlum ve dindar Hıristiyanların durumunu değerlendirmiştir. İslâmiyet’in hakiki davetine doğrudan ulaşamamış, "fetret" dönemine denk gelmiş masum ve mazlum Hıristiyanların çektikleri felaketlerin günahlarına kefaret olabileceğini ve ahirette rahmete erebileceklerini belirtmiştir. Kimileri bunu ehl-i küfrü cennete sokmak olarak değerlendirmiştir. Bu, taassubane bir bakış açısının ürünüdür. Nazar istitaat ile ilgilidir.
Müfessir Alusi gibiler dünya çevresinde İslamiyet’in hakiki olarak ulaşmadığı insan kümeleri olabileceğini ve dolayısıyla bunlar ehli fetret kapsamına girebileceklerini söylemiştir. Amazon bölgesinde hala keşfedilmemiş ilkel kabileler bulunmaktadır. Bediüzzaman da bunu zamani ve mekani olarak değerlendirmiş ve İkinci Dünya Savaşı döneminin mağdurlarının fetret ehli olabileceklerine dikkat çekmiştir.
Kimi batılı araştırmacıları tasavvuf alanı ile ilgilenmeye iten saiklerden birisi Bediüzzaman’ın tasvir ettiği ortamdır. Ehl-i fetret ehli necat olma yolunda başkalarını da kucaklayan geniş bir zemindir. R.A. Nicholson’ı tasavvufu incelemeye meylettiren ve iten sebeplerin başında bu gelmektedir. Dr. Abdullah Karta 'Tasavvufun Menşei Problemi' adlı eserin mukaddimesinde bu hususa dikkat çekiyor:
“Reynold Nicholson’ın Tasavvufa ilgi duymasının ipuçlarını Birinci Dünya Savaşı esnasındaki bir radyo konuşmasında bulmamız mümkündür. O dinleyicilere şöyle hitap eder: Çok iyi bilindiği gibi, sufilerin doktrin ve düşüncelerinin, İslam düşüncesi üzerinde büyük bir etkisi olmuştur. Büyük ölçüde sufiler, değişik inançlara mensup insanların bulunduğu geniş bir havzaya, alana yayılmıştır. Onlar, inanç gruplarına karşı müsamaha ve karşılıklı anlayış ile muamele etmişler ve birbirlerini anlamaya çalışmışlardır. Benim çalışmalarım, böyle bir anlayışın oluşmasına yardım etmişse (katkı sunmuşsa) bahtiyarım ve yaptığım işleri boşa gitmemiş sayarım…”
Bu ifadelerden Nicholson’ın çalışmalarında, tasavvufu, hangi temel üzerine oturttuğu anlaşılmaktadır. Ona göre tasavvuf, kültürler arası diyalogda birleştirici bir unsur olarak, İslam’ın diğer kültürlere açılan önemli kapılarından birisidir. İşte onu özellikle tasavvuf araştırmalarına sevk eden saik budur… Nicolson Birinci Dünya Savaşı mağdurlarını ele alırken Bediüzzaman İkinci Dünya Savaşı mağdurlarını göz önünde bulundurmuştur. Bu hususta anlayış birliğine vardıkları söylenebilir.
Ehl-i necat konusunda kapsayıcı yaklaşım dışlayıcı yaklaşımı tadil etmiştir. İslam Müslüman olmayanlara da kapıyı tamamen kapatmamış ve onlara da bir çıkış kapısı aramıştır. Açık bir pencere sunmuştur. İslam’ın sahih olarak ulaşamadığı kimseler ve kitleler bir derece mazurdur. Bediüzzaman Müslümanlar arasında da sahih İslam anlayışıyla sahih olmayan anlayış arasında ayrım yapar. "Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dahil olacaklardır." Demek ki her İslami algı da doğru olmayabilir. Muhyiddin Arabi’nin ifadesiyle özel İslami telakki ve anlayışlar olabilir. Kaynak olarak İslam tektir lakin algı düzeyinde çoklu olabilir.
Müslümanlar bile kesif perdeler ve sis bulutları arkasından bazen İslamiyet’in doğrusuna ulaşamıyorlarsa bu gayri Müslimler için daha fazla geçerlidir. İslamiyet durudur, gecesi gündüz gibidir lakin onun suretini bulandıranlar araya giren ve haile olan beşeri yorumlardır. Bazı beşeri yorumlar İslamiyet’in şeffaflığını örtüyor! Usul kaidelerinden birisi zorluğun kolaylık getirmesidir (el meşakka teclibu’t teysir). Gayri Müslimler için gayretleri derecesinde kurtuluşa erme yolunda mazeret kapısı vardır. Kısaca, tasavvuf İslam’ın yumuşak kalbidir.
El Ahram’ın ünlü köşe yazarlarından ve hususiyle ‘Sanduk ed dünya/Dünya Kutusu’ köşesi yazarı Ahmet Behçet Risale-i Nurların Mısır’da tedavülü ve intişarı için onu tasavvuf kalıbı altında servis ettiklerini ve tanıtmak mecburiyetinde kaldıklarını söylemiştir. Risale-i Nur tarikat olmasa bile tasavvufun ruhuna yabancı değildir. Şefkat ve merhamet ikliminde buluşuyorlar!
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.