Karanlık gecede dolunay beklemek

Londra'da ikamet eden Halep asıllı Müslüman Kardeşler Suriye kolu eski sözcülerinden Züheyr Salim zaman zaman Bediüzzaman hakkında değini yazıları kaleme almaktadır. Hakkında sitayişkar ifadeler kullanmaktadır. Meftuniyetini arz eden değerlendirmeler yapmaktadır. Merhum Faslı alimlerden Ferid Ensari gibi Risale-i Nurlara merak salmış onun ötesinde ciddi olarak taraftar olmuştur. Tespitlerinden birisi şöyledir: “Risale-i Nurlar irşad eksenli ve ıslaha yönelik eserlerdir. Bir gaye etrafında kaleme alınan sistematik eserler bütünüdür. Bu eserlerin zemininde bir ıslah programı yer almaktadır.”

Bilhassa Mesnevi-i Arabi'ye olan hayranlığını dile getirmektedir. Harikulade bir dili olduğunu ifade etmektedir. Said Nursi’nin Bediüzzaman lakabını fazlasıyla hak ettiğini de düşünmektedir. Talebelerinden ziyade ona bu lakabı hocalarının uygun gördüğünü ve verdiğini ifade etmektedir. Bu eserle Bediüzzaman'ın Araplara ve Arap alemine bir pencere açtığını da vurgulamaktadır. Bir Arap meseline veya atasözüne dayanarak karanlık gecelerde dolunayın arandığını ve Bediüzzaman’ın da bu benzetmeye medar olduğunu ve intibak ettiğini ifade etmiştir.

Günümüzdeki gibi bazı dönemlerde karanlık geceleri aydınlatacak bir ruh ve nur aranmaktadır. Karanlık geceler karşısında iki benzetme yapılır. Bunlardan birisi fecri sadığın doğuşu tuluu ikincisi de dolunayın zuhurudur.

Eski müftülerden Sami Arslan, Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı başlıklı eseriyle bu benzetmelerden birine gönderme yapmıştır. Züheyr Salim de Bediüzzaman'ı karanlık gecede beklenilen dolunaya benzetmektedir. Peki Bediüzzaman'ın zahiri olarak dünyadan çekilmesi ile birlikte dolunay da gök kubbemizden çekildi mi? Elbette dolunay gitse bile ışığı gök kubbemizde parlamaya devam etmektedir. Nitekim bir sözünde buna işaretle “mevtim (ölümüm) hayatımdan ziyade dine hizmet edecek” demiştir. Yüce ruhlar ölmezler, geride bıraktıklarıyla yol gösterirler. Semamızda sönmeden asılı duran lamba Risale-i Nurlardır.

Züheyr Salim geçmişte birkaç defa Risale-i Nurlara temas etti ve onun yöntemini tebcil etti. En fazla dikkatini çeken hususlardan birisi siyasi duruşu olmuştur. Siyasete içeriden değil dışarıdan bakan irşad eksenli bir hizmet yürütmüştür.

5ab15a5ae54dac1be4b8.jpg

1911 yılında İttihatçıların egemen oldukları bir sırada Şam’da Emevi Camii'nde bir hutbe vermiş ve ümmetin hastalığının illetini teşhis etmiş ve tedaviye dair reçeteler sunmuştur. Hastalık bünyeden izale edilemediği için aynı reçete geçerliliğini korumaktadır. 100 yıldır güneşin altında değişen bir şey olmamıştır. Bediüzzaman eserlerinde, bilhassa siyasi zemindeki istibdada temas etmiştir. Müslümanların ayağını bağlayan, geri bırakan husus istibdat prangasıdır. Şuradan sapmak ve her seviyede istibdada gömülmektir. Onun Şam hutbesinden 100 yıl sonra Arap kitleleri isyan ahlakını kuşanarak istibdada başkaldırmıştır. Elbette istibdada direnmenin meşru yolları ve yöntemleri vardır. Her başkaldırının doğru olduğunu söyleyemeyiz. Lakin bazen suyun ve selin taştığı anlar olabiliyor.

Şam hutbesinden yüz yıl sonra yani 2011 yılında bölgede yeni bir mecra ve zemin doğmuştur. Bu zemin otoriter ve totaliter rejimlerin ufulunun mukaddimesidir.

Bediüzzaman cemaat ve parti kurmadı

Züheyr Salim yazısının bir yerinde çabalarını fert ve toplumu ıslahına adadığını belirtiyor. Parti ve cemaat teşkil etmediğini söylüyor. Bediüzzaman “zaman tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır” derken aslında sosyolojik bir tespit ve tahlilde bulunuyor. Günümüzde dine ve İslam’a hizmetin dikey boyutta değil yatay boyutta olacağını haber veriyor. Şahs-ı manevi kavramı ve vurgusu da bunu göstermektedir. Bu örgütlü yapılara cevaz vermek anlamında değildir. Zira örgütlü cemaatler veya yapılar nihayetinde komitacılığa dönüşür. Kendisi hiçbir zaman örgütlü bir cemaat kurmamıştır.

Züheyr Salim cihad meydanında Bediüzzaman'a temas etmiş ve Rus işgalcilerine karşı bir avuç talebesiyle birlikte direndiğini ve Sibirya'ya sürgüne gitmek zorunda kaldığını hatırlatmıştır. Bediüzzaman ve talebeleri Ruslara karşı mücadele ederken Mustafa Sıbai gibi İhvan önderleri de Filistin cephesinde cihad önderliği yapmışlardır. Bediüzzaman Sibirya dönüşünden sonra dahildeki cereyanlarla ve inkilapçılarla yüzleşmiştir. Siyasete doğrudan ilgiyi bırakarak, kabuktan öze çekilmiştir. İkinci Said olarak manevi cihada ve irşada ağırlık vermiştir. Hayatını öğrenmeye ve öğretmeye adamıştır.

Züheyr Salim bazılarının istibdadın sadece siyasi boyutlarını gündeme getirdiğini halbuki fikri istibdat, sosyal istibdat ve ekonomik istibdadın siyasi istibdattan geri kalmadığını ifade etmektedir. Bunların tamamı bir şekilde skala biçiminde şarkta çöreklenmiştir. İstibdadın çeşitleri boldur. Hatta Taha Cabir Alvani ile Ahmet Raysuni fukaha istibdadından veya ilmi istibdattan bahsetmektedirler.

İran'da yaşanan olayların başka bir izahı var mı? Ahmet Raysuni dini istibdadın siyasi istibdattan daha tehlikeli olduğunu söylemiştir. Nitekim, Kilisenin dini istibdadı Batı'da ateizmin yayılmasında çekici ve katalizör olmuştur. Belki Bolşevizmdeki gibi dinsizliğe dayalı istibdada yol açmıştır. Dinsizlik dindarlığın yanlış versiyonları üzerinden yayılmıştır. İstibdat bir nevi hevanın çeşitli perdeler altında nefislere hakim olmasıdır. Enaniyetin türlerinden birisidir.

Züheyr Salim yazısını bitirirken Mesnevi-i Nuriye hakkında müstakil bir yazı kaleme alacağını duyurmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.