Musa Kazım YILMAZ

Musa Kazım YILMAZ

Kültürümüzde Ana-Baba Hakkı (3)

Kur’an Kültüründe ana-baba hakkı kutsaldır. Anne-babasına itaat etmeyen bir kimse Allah’a itaat etse bile itaati hükümsüzdür. Çünkü Allah Kur’an’da (فَلَا تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا) “Anne-babanı azarlama, onlara öf bile deme! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle[1] buyuruyor. Kur’an’dan ve birçok hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, Allah’ın rızası anne-babanın rızasına bağlıdır. Anne-babanın evlat üzerindeki hakları büyüktür, çünkü bir baba, hiç kimsenin değil sadece evladının kendisinden daha üstün bir makama gelmesi için çaba sarf eder. Bu yüzden, bu değerli varlıklara saygıda kusur etmemek dinimizin temel prensiplerindendir.

Allah Lokman suresinde şöyle buyuruyor: (وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فٖي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ لٖي وَلِوَالِدَيْكَ) “Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın.”[2] Ayette anne için ayrıca, “Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur şeklinde bir parantez açılmış olması, anne hakkının babanın hakkından önce geldiğine işarettir.

Nitekim bir adam Hz. Peygamber’e (sav) gelerek (مَن أَحَقُّ النَّاسِ بحُسْنِ صَحَابَتِي ياَرَسُولَ الله؟) “Ey Allah’ın resulü, en çok hizmetimi hak eden yakınım kimdir?” diye sordu. Hz. Peygamber, (أُمُّكَ) “Senin annendir” diye buyurmuş. Adam üç kere, (ثُمَّ مَنْ؟) “Daha sonra kimdir?” diye sormuş, Resûl-i Ekrem (sav) üç kere üst üstte (ثُمَّ أُمُّكَ) “Sonra annendir” diye cevap vermiştir. Adam dördüncü defa, “Sonra kim” diye sorunca, Hz. Peygamber, (ثُمَّ أَبُوكَ) “Sonra babandır” diye cevap vermiştir.[3]

Hadisi şerh edenler buradan yola çıkarak anne hakkının baba hakkından üç kat daha fazla olduğuna hükmetmişlerdir. Diğer taraftan Cahime adında bir adam, gazaya katılıp katılmama konusunda Hz. Peygamber’le istişare etmek için gelmiş ve: “Gazaya çıkmak istiyorum, bunun için seninle istişare etmeye geldim ey Allah’ın Resulü” demiş. Hz. Peygamber “Annen var mı?” buyurmuş. Adam, “Evet vardır Ya Resûlellah” demiş. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), (الزَمْها فإنَّ الجنَّةَ عند رِجلَيْها) “Onun yanında kal, çünkü cennet onun ayaklarının yanı başındadır” buyurmuştur.[4]

Bu hadis de anne hakkının baba hakkından daha büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Cennetin ayaklarının yanı başında olması, “cennete girmek annelerin rızasına bağlıdır” anlamındadır. Dolayısıyla annesini razı etmeden ya da ona saygısızlık yaparak vefat eden bir kimsenin cennete girmesi imkânsızdır. Bu hadis halk arasında (الجنٌةُ تحْتَ أقدامِ الأمٌهَاتِ) “Cennet annelerin ayaklarının altındadır” şeklinde şöhret bulmuşsa da mana bakımından sahih olmakla beraber hadis bu lafızla mevzudur.

Anne- baba hakkına bu derece ehemmiyet evren kültürümüzde hiçbir evlat anne-babasına karşı hak iddiasında bulunamaz. Ama bu durum, anne- babanın evlatlarına karşı sorumsuz oldukları anlamına gelmez. Kuşkusuz anne-baba, Kur’an ve Sünnetle sabit olan sorumluluklarını yerine getirdikten sonra evlatlarından hürmet ve saygı bekleyebilirler. Hatta gayri Müslim bile olsalar ebeveynimize itaat etmemiz farzdır. Fıkıh kitaplarımızda konuyla ilgili bir detaya yer verilir, şöyle ki: Anne-babası gayri Müslüm olan bir Müslüman onları kiliseye götürmez ama kiliseden çıktıklarında onları alıp evlerine ulaştırmak zorundadır.

Batı kültüründe ise menfaat esas olduğundan ebeveyn ile evlat arasındaki bağ, menfaatlerle sınırlıdır. Menfaati olmazsa bir evlat anne-babasına sıradan bir iyilik bile yapmaz. Bugün Batıda yaşayan yaşlı ve hasta ebeveynlerin hayatı büyük bir dramdır. Çünkü yaşlı ve hasta ebeveynler, hayatlarının büyük bir kısmını huzur evlerinde, çocuklarından uzak bir yerde geçiriyorlar. Bazen evlatları vefatlarından bile haberdar olmuyor ve defin işlemlerinde de bulunamıyorlar.

Batılılar bu dramatik tablodan bir nebze kurtulmak için Mayısın ikinci Pazar gününü “Anneler Günü” olarak kutluyorlar. Haziran ayının üçüncü Pazar günü de “Babalar Günü” olarak kutlanıyor. Yani hiç olmasa yılda bir kere ve resmi de olsa bu değerli varlıkların hatırlanması gerektiğini biliyorlar. Bu iyi bir yaklaşım olmakla beraber yetmez. Bizim kültürümüzde sadece yılın bir günü değil, her gün anneler ve babalar günüdür.

Kaldı ki AB ülkeleri ve ABD, 7 aydan beri 35 binden fazla kadın ve çocuğu öldüren Terörist İsrail devletini destekliyor ve ona silah temin ediyorlar. Acaba AB ülkeleri ve ABD hangi yüzle anneler gününü kutladılar? Onlar annelerinin gününü kutlarken annesiz kalan binlerce Filistinli çocukların anneler gününü kim kutlayacak? Ya çocuklarını kaybeden Filistinli annelerin anneler gününü kim kutlayacak?

Demek Batı’nın icat ettiği Anneler ve Babalar günü de bir fiyaskodan ibarettir. Samimi olsalardı, “Annelerini kaybeden Filistinli çocukların anısına bu yıl anneler gününü kutlamıyoruz” demeliydiler. Fakat maalesef hiçbir konuda samimi olmadıkları gibi anneler gününü kutlama konusunda da samimi değildirler.

(Devam Edecek)

[1] İsra, 16/23.

[2] Lokman, 31/14.

[3] Buhari, Hadis nu: 5971; Müslim, Hadis nu: 2548.

[4] Neseî, Sünen, Hadis nu: 3104; İbn Maceh, Sünen, Hadis nu: 2781.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum