Muhammed Numan ÖZEL
Dünya Varsa Ahiret de Var
“Madem dünya var. Ve dünya içinde bu âsârıyla hikmet ve inayet ve rahmet ve adalet var. Elbette dünyanın vücudu gibi kat'î olarak âhiret de var. Madem dünyada herşey bir cihette o âleme bakıyor. Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.”[1]
Hepimiz dünya dediğimiz bu muazzam mahlukun üzerinde yaşıyoruz. Etrafımıza baktığımızda, göz kamaştırıcı bir düzen, şaşırtıcı bir hikmet ve her şeyi kapsayan bir inayet, intizam görüyoruz.
Bir çiçeğin simetrisinden, mevsimlerin şaşmaz döngüsüne, nefes alıp vermemiz için ayarlanan atmosferin hassas dengesine kadar her yerde, tesadüfe yer bırakmayan bir kasıt ve gaye okunur.
Peki, bu düzen ve lütuf, sadece gelip geçici, kısa bir ömür için midir desek elbette hayır deriz.
O zaman bu adaletin de tam olarak tecelli edeceği bir yer olmalıdır. Zira, bu kısacık dünya hayatında zalim cezasını tam olarak çekemiyor, mazlum ise hakkını tam olarak alamıyor.
İnsanlık tarihi, haksız yere acı çekenlerle, işlediği suçun karşılığını görmeden ölenlerle doludur.
Eğer ahiret olmazsa, bu mükemmel Adalet mekanizması noksan kalır. Dünya, zalimin ödüllendirildiği, mazlumun unutulduğu yarım bir hikaye olur ki, bu da kâinattaki Hikmet ve Adalet prensibine aykırıdır. O halde, dünyanın varlığı nasıl kesin ise, bu dünyadaki hikmet ve adaletin tamamlanacağı ahiretin varlığı da o kadar kesindir.
Bu dünyadaki her şey, bir "misafirhane" havasındadır. Ağaçlar her sonbahar ölüp, her bahar yeniden doğarak, haşir ve yeniden dirilişin küçük birer fragmanını sunar. Tohum, toprağa gömülerek kendisinden kat kat büyük bir hayat ağacına dönüşür. Bunlar, bize ölümün bir yok oluş değil, bir kabuk değiştirme, ebedi hayata geçiş olduğunu fısıldar.
İnsanın ruhunda yer alan sonsuzluk arzusu, mükemmellik sevgisi ve bitmeyen lezzet açlığı da bu dünyanın fani sınırlarını aşar. Bu duygular, insana, bu arzuların tam ve ebedi olarak tatmin edileceği bir yerin varlığını işaret eder.
"Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor."
Ecel ve kabir, bizim için sadece bir son değil, ahiret kapısının girişidir.[2] Bu kapıyı açtığımızda bizi, dünya hayatımızdaki seçimlerimizin ve amellerimizin nihai karşılığı olan Cennet veya Cehennem bekliyor. Onlar, yaratılmış ve hazırdır; tıpkı bize bu dünyada bir imtihan alanı hazırlayan Kudret'in, imtihanın sonuçlarını göreceğimiz "ödül" ve "ceza" mekanizmalarını da hazırlaması gibi.
Bu hakikat, hayatı ciddiye almamızı, her anımızı bir sorumluluk bilinciyle yaşamamızı gerektirir. Çünkü elimizdeki bu dünya, sadece geçici bir tarla, ahiret ise ebedi bir hasat yeridir.
Eğer dünya bu kadar düzenli, amaçlı ve adaletli ise, bu yapıyı temelinden reddetmek, yani ahireti inkâr etmek, bu düzenin, hikmetin ve adaletin hepsini inkâr etmek demektir.
Öyleyse, aklımızı ve kalbimizi birleştirerek, bu kesin hakikate göre yaşamlarımızı tanzim etmeliyiz.
Bu derin hakikat üzerine düşünmek ve gereğini yapmak mı ister misiniz, yoksa alelade bir şekilde yaşamak ve sonunda çok büyük bir pişmanlık yaşamak mı? diye hepimiz nefsimize sormamız gerekiyor.
Selâm ve duâ ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.