Mersin araştırmasına dikkat!

Mersin araştırmasına dikkat!

Mersin'de yapılan 12 yıllık bir araştırma özellikle göç alan şehirlerde yaşanan sosyal değişimi gözler önüne serdi.

Mersin'de 1998 yılından 2010 yılına kadar 2 bin denek üzerinde yapılan araştırma sonucunda özellikle göç alan şehirlerde yaşanan sosyal değişim gözler önüne serildi. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, göçle gelen sosyal ekonomik seviyesi düşük çevrelerle ilgili alarm zilleri çalıyor.

Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Gödelek, "Bazı Psiko-sosyal Değişkenler Bakımından, Organize Suça ve Terörizme Katılımın Boylamsal Yöntemle İrdelenmesi Mersin Örneği" isimli çalışmasını, UTSAM'düzenlediği "Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Sempozyumu"nda sundu. Yoksulluk, işsizlik, göç, aile ve kentleşme gibi bazı psiko-sosyal değişkenlerle organize suç örgütlerine ve terörle bağlantılı gruplara katılma arasındaki ilişkiyi incelen Gödelek, 1998 yılında Mersin ili ve ilçelerinden seçilen 2 bin deneği 2010 yılına kadar inceledi.

Araştırmaya göre, deneklerin sosyo-ekonomik düzeyi yükseldikçe eğitim düzeyleri de yükseliyor. Düşük sosyo-ekonomik düzeyde yer alan erkek ve kadın denekler daha ziyade göçle gelen mahallelerde yaşıyorlar. Düşük sosyo-ekonomik düzeyde yer alan denekler aynı zamanda kendilerini etnik kimlik olarak "Kürt" olarak tanımlıyor. Mersin'e göç nedeniyle geldiğini ifade eden denekler, tüm örneklem sayısının yaklaşık yüzde 57'sini oluşturuyor. Yine aynı şekilde, deneklerin yüzde 56,5' i kendisini Kürt olarak algıladığını ifade ediyor. Yüksek sosyo-ekonomik düzeyde yer alan Kürt kökenli vatandaşların ise kendilerini Kürt olarak algıladıklarını ifade etmemesi ilginç bir durum olarak değerlendiriliyor.

Silahlanma eğilimi artıyor

Eğitim düzeyinin en düşük olduğu grup düşük sosyo-ekonomik düzey kadın denek grubunda, her geçen yıl biraz daha fazla sayıda eğitim öğretim hayatından kopuş gözleniyor, "Geleceğin nesillerini yetiştirecek olan söz konusu annelerin eğitimden bu kadar sık bir biçimde kopmasının doğurgularının hayırlı olmayacağı açıktır" uyarısında bulunuluyor. Yine sosyo ekonomik düzey düştükçe boşanma sıklığı da artıyor ve böylece denekler parçalanmış ailelerde yaşamak zorunda kalıyorlar. Parçalanmış ailelerde göçmen olarak geldikleri bölgede ve düşük sosyo-ekonomik düzeyde yaşamak, alkol ve uyuşturucu kullanma sıklığını beraberinde getiriyor. Sosyo ekonomik düzey düştükçe  alkol ve uyuşturucu bağımlılığı düzeyi de o ölçüde artıyor. Yasa dışı ateşli silah bulundurma eğiliminde ve yine yasa dışı faaliyetlere eğilim konusunda da giderek artan bir tırmanış söz konusu.

Umutsuz bir hayat

Deneklere bir dizi psikolojik test de uygulandı. Buna göre, umutsuzluk, kaygı ve depresyon düzeyleri yükseliyor ve öfke katsayıları artıyor. Ancak bu değerlerin özellikle düşük sosyo-ekonomik düzeydeki kadın deneklerde daha üst düzeye çıktığı görülüyor. Gödelek, burada "Göçle geldiyseniz, kentin varoşlarında, yaşıyorsanız, eğitim düzeyiniz düşükse ve kadınsanız, sizi daha umutsuz, depresif, kaygılı, ve bütün bunların sonucunda öfkeli bir hayat beklemektedir" değerlendirmesini yapıyor.

En önemli etken işsizlik

Araştırmada ortaya çıkan sonuçlar ise şöyle özetlendi: "Organize suç örgütlerine ve terör eğilimli gruplara katılmak ile yoksulluk arasında bir ilişki var. Eğitim pozitif yönde çok önemli bir değişken. Parçalanmış ailelerin çocukları söz konusu gruplardan daha kolay etkilenmekte. Terör örgütü üyesi ya da organize suç örgütü adayının belli bir 'kişilik profili' var. İşsizlik söz konusu gruplara katılımı kolaylaştırmada önemli bir unsur. Beceri ve meslek edindirme suçla mücadelede önemli."

KAYGI VEREN UZAKLAŞMA

Araştırmada, deneklerin kendilerini niteledikleri etnik kimlikleri bağlamında diğer kimliğe yönelik olarak sosyal mesafe algıları da masaya yatırılıyor. Kendisini "Kürt" olarak algıladığını ifade edenlere,  "bir Türk ile", kendisini "Türk" olarak algıladığını ifade edenlere de "Bir Kürt ile" başlayan "Evlilik", "yakın arkadaşlık", "aynı sokakta komşuluk", "aynı meslekte iş arkadaşlığı", "aynı ülkenin vatandaşı olmak", "vatanımı ziyarete gelmiş bir turist olarak", "vatanımdan sınır dışı edilmeliler" soruları yöneltiliyor. Araştımaya göre durum kaygı verici.  Her iki grup yıllarla birlikte en azından algı bağlamında birbirlerinden sosyal mesafe olarak uzaklaşıyor.

ETNİK ALGI GRUBU DEĞİŞİYOR

Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Gödelek, "Elde edilmiş olan bulgular incelendiğinde her iki etnik algı grubu için de sosyal mesafenin giderek açıldığı görülür. Örneğin 'bir Türk ile evlilik yaparım' diyen Kürt kökenli yurttaşların sayısı örnekleme dâhil olan deneklerde 1998 yılında yüzde 12,8, 2010 yılında bu oran yüzde 0'a düşmüştür. Aynı şekilde 'bir Kürt ile evlilik yaparım' diyen Türk deneklerin sayısı da 1998 yılında yüzde 26,9'dan, 2010 yılında yüzde 1,3'e gerilemiştir. "Türkler vatanımdan sınır dışı edilmeli" diyen Kürt deneklerin sayısı yüzde 0,5'den yüzde 4,2 ye yükselmiştir. Benzer şekilde "Kürtler vatanımdan sınır dışı edilmeli" diyen Türk deneklerin sayısı da yüzde 0'dan yüzde 9,9 a yükselmiştir" uyarısında bulundu. Aynı şekilde Kürtler ile Türkler arasında yakın arkadaşlık, aynı sokakta komşuluk, aynı meslekte iş arkadaşlığı gibi konularda da isteklilik oranının yıllara göre düşmesi kaygı verici.
Bugün