Mehmet Asıf IŞIK

Mehmet Asıf IŞIK

Koç ve Yiğit Bir Dost Göçtü Bu Dünyadan

Âlimi de, cahili de, ârifi de, gafili de, nefes alan her insanın kesin olarak bildiği bir hakikattir insan hayatının ölümle sona ereceği. Bu değişmeyen kesin gerçek şu ki, hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Hakim’de beyan edildiği üzere, ölümün yaşamakta olduğumuz şu fânî hayattan önce yaratıldığıdır. Hayata gözlerini açan her canlı, henüz yaratılmadan önce ölüm vakti takdir edilmiş olarak dünyaya gelir. Eşref-i mahlûkat ünvanıyla, mükerrem ve üstün sıfatlarla donatılmış olarak görev başına gönderilen insandan istenen kulluğunu yüksek bir şuur mertebesiyle ahsen-u amel, yâni en güzel biçimde yerine getirmesidir.

İnsanlık tarihi boyunca cevapları aranan sualler, biz mü’minler için, Hikmetli Kitabımızın izahlarıyla niçin yaratıldığımızın bilinciyle, ne olduğumuzun, nereden geldiğimizin ve nereye gitmekte olduğumuzun idrakiyle var oluş gâyemize uygun olarak titizlikle ve takva ile yaşamamız istenmiştir. Aklı başında olan insan, müddeti her fert için farklı olan, doğumu ile ölümü arasındaki imtihan süresini kendisine verilen imkânlarla en iyi, en makbul, en kazançlı biçimde değerlendirmeye gayret eder ve etmelidir.

Yaratılmış olan her şey fânîdir, fenâdır ve geçicidir. İlm-i İlâhi’de tayin ve takdir edilmiş olan, ne bir an geri kalmayan ne de ileri alınmayan vakti gelince, Allah’a bakan yönü ve yüzü hariç, her şey elini eteğini çekerek bu diyardan ebedî âleme göçecektir. Çünkü İlâhî takdir öyledir. Her nefsi yaratan her nefse ölümü tattıracağını defalarca bildirmiş ve bu gerçeği hayatın her safhasında hatırdan çıkarmayalım diye de hayatı, ölümü, ardından yeniden dirimi ve yine ölümü gözlerimizin önünde defalarca tekrar ettirmek suretiyle bütün şuur sahiplerine göstererek ibret almamızı istemiştir.

Doğduk, şimdilik yaşıyoruz ve önümüzde ne zaman vuku bulacağını bilmediğimiz, hiçbir şekilde de kendisinden kaçamayacağımız bir ölüm hakikati var. Hüküm ve takdir Cenâb-ı Allah'ındır. O “Ahkâm’ul Hâkimin’dir.” Her şeyin dizgini elinde olan mutlak irade, hüküm ve kudret sahibidir.

Zaten, bize bildirildiği üzere, iman ettiğimiz en büyük tesellimiz ise, "Allah'ın kudretinden geldik ve O'nun rahmetine dönücüleriz." Zaten her şey, her iş, her olan ve biten O’na dönmüyor, döndürülmüyor mu? Bizm de dönüşümüz O’na dır, inşallah rahmetine olacaktır. Âmennâ!..

Bir can pâremiz, bir nur talebesine yakışan medh u sena edilmeyi hak eden pek çok meziyetleri üzerinde taşıyan, örnek şahsiyetiyle nezdimizde kadr u kıymeti çok yüksek, aziz bir kardeşimiz Cemal Koçyiğit’ten bahsedeceğim. İsmiyle müsemma olan bu koç ve yiğit, uğruna sadakat ve samimiyetle yaşadığı davasını omuzlarımıza, unutulmamak üzere yüzlerce, belki binlerce hatırasını yüreklerimize emanet, rûhunu da sahibine teslim ederek Rabb-i Rahim’inin şefkat ve merhamet yurduna döndü.

***

Merhum ve mağfur kardeşimiz İTÜ makine mühendisliğinden mezun olduktan sonra İngiltere’de yüksek lisans eğitimini tamamlayıp ülkesine dönmüştü. Aslen Trabzonlu olmasına rağmen, aflarını dilerim, Karadeniz insanının bilinen çabucak dalgalanan ve parlayan özelliklerinin aksine sakin tabiatlı, son derece olgun, zeki, tahlil eden aklî melekesi ve sorun çözme kabiliyetine sahipti. Bu özelliklerine ilâveten sıcak ve samimi arkadaşlığıyla sohbetine doyulmayan, belki mühendisliğin kendisine kazandırdığı çözümleme yeteneğiyle Risale-i Nur’un ağır konularını ve derin meselelerini dengeli ve ölçülü bir usûlle ve suhûletle konuşur, müzakere ederdik.

c1.jpg

Merhum Cemal kardeşimiz medenî bir insandı. Nezahet, nezaket ve tevazusuyla kaliteli bir şahsiyete sahip, zarafetiyle ve ruh inceliğiyle emsali az bulunur cinsten iyi bir dost ve arkadaştı.

Ömürleri uzun olası âile efradı ve yakın çevresiyle canından aziz bildiği dâvâsına ve mânevî hizmetlere can u gönülden ve sadakatle bağlılığı ve fedakârca sahiplenmesi gençlere numûne-i imtisal olmaya sezâdır. Bir ömrün yarısını, 30 yılı aşan arkadaşlığımız ve hizmet beraberliğimiz boyunca takdire şâyân tevazusunu Necip Fazıl’ın Allah Dostu başlıklı şu beyti tarif edebilir: “Yıldızları tesbih tesbih çeker de / Namazın arka saf hizasındalar.” Merhum Cemal kardeşim de olması, yetişmesi, bulunması, yapması, el uzatması gerektiğine kanaat getirdiği her yerde olur, bulunur, yapacağı maddî veya mânevi yardımı azamî seviyede koşarcasına yapar, üşenmeden hizmet eder, fakat kimseye de hissettirmezdi.

Rahmetlinin beyefendiliğinden bir hatırayı naklederek bahsetmek isterim. Bir dönem Nur hizmetlerinin, zaman nehrinin dar ve çalkantılı bir vadisinden geçerken kollara ayrılmasından yıllar sonra, kader sevk-i İlâhi ile, öteden beri Gebze’de Nur hizmetlerinde bulunanlarla çeşitli vesilelerle bu şehre gelen farklı renk ve tonlardaki nur talebelerini buluşturdu. Birbirlerine akran sayılacak o genç kadro Kur’an hakikatleri olan iman hizmetinde Risale-i Nur’un esaslarında beraberlik tesis etmek üzere ittihat ve ittifak ettik. Canla başla, birbirimizden aldığımız heyecanla bereketli bir hizmet ortaya çıktı. Zaten İlâhî taahhüt de öyledir: “İn tansurullahe yansurkum” yani, siz Allah’ın dinine yardım ederseniz o da size yardım eder. Etti ve ediyordu. Hem erkekler, hem hanımefendiler canibinden heyecanla yapılan hizmeti Cenâb-ı Hak genç filizlerle yeşertti. Filizler fidan oldu. O fidanların pek çoğu şimdi meyveye durmuş, kökleri derinlere inmiş koca çınarlar olmuşlar, hamd olsun.

Her rengin bir araya gelmesiyle Gebze’nin semasında göz alıcı bir gökkuşağı oluşmuştu. Malûm ya, gökkuşağı kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, camgöbeği, mavi ve menekşe renklerinden meydana gelen renk sırasına sahip bir veya daha fazla aynı merkezli arklardan oluşur. Bu birleşmede renklerin dizilişinin önemi yoktur. Aslolan bir araya gelerek o ışık çemberini oluşturmaktır. Bu renk beraberliğinin oluşması yağmurdan sonra güneş ışınlarının 42 ilâ 50 derecelik bir açıyla yeryüzüne inmesi gerekir. Açı daralır ya da genişlerse gökkuşağı dağılır.

Zaman içinde beldemize gelerek hizmete dahil olan bazı dikkatsiz arkadaşlar uzun zaman rengârenk ışık hâlelerinden semâmızda yıllar yılı parlayan gökkuşağının açı ayarına müdahale etmeye ve bilâhare tek renk görmek hevesiyle renk dizilişinde ısrar etmeye başladı. Bu yersiz müdahalenin ağızların tadını bozmaması için o ışık çemberi altında bulunan arkadaşlar bir araya geldik. Ömrümde gördüğüm en seviyeli, zarafetli ve nezaketli bir müzakere neticesinde Cemal kardeşimizin de aralarında bulunduğu grup gıllu gış olmaksızın “İman kardeşliği ve dava arkadaşlığı hukukumuz bâkî olması şartıyla bize müsaade ederseniz …” diye başladıkları cümleyle kenara çekilmek istediklerini söylediler.

O gün yüreğimiz alevlendi. Şimdi gibi hatırlıyorum, ben ve birkaç kardeşimiz hiç beklenmedik bu durum karşısında âdetâ şok olmuş, diğer odaya geçerek içimiz yana yana gözyaşları dökmüştük. Bir şartla…” kaydıyla şunları söylemiştik: “Madem iman ve hizmet kardeşliğimiz sıhrî kardeşliğin önündedir, madem davamız bir, inanç ve itikadımız, mesleğimiz birdir. O halde bunu bir ayrılış değil, bir bal kovanından oğul vermek gibi kabul ederiz.” demiştik ve 23 sene bu kabulle ve bu anlayışla birbirimizden hiç kopmadan her vesileyle bir araya gelir, bazen ortak programlar icra eder, birbirimizden kuvvet alır, birbirimize zahir ve müzahir olurduk. Bu münasebetimiz halen öylece devam etmektedir.

c2.jpg

***

İnşaallah tahkiki iman mertebesine ulaşmış olmasını ümit ve temennî ettiğim imanına, sadakatine, samimiyetine ve Kur'an hakikatlerine fedakârca hizmetkârlığına yakinen şahit olduğumuz, şu garip zamanda az bulunan türden, âilece hakikî bir dostumuz, iman fedâisi dâvâ arkadaşımız Cemal Koçyiğit fânî dünyanın yükünü omuzundan indirdi.

Cemal bey kardeşimizin son bir senesi ağır bir hastalıkla geçmişti. Hastalığının onu halsiz bıraktığı son demlerine kadar hizmetinde geride kalmak istemiyordu. Cemal Koçyiğit kardeşimizle hastalığı sırasında bazen işyerine uğrayarak bol bol sohbet ediyor, dinlenmeye çekildiği dönemde zaman zaman telefonla arayıp konuşuyorduk. Hastalar Risalesi’ni bol bol okuyarak mânevî kuvvet alıyor ve teselli buluyordu. Rahatsızlığının takdir-i İlâhî ile bir memur olduğunun şuuruyla, dayanılmaz hale gelen acı ve sıkıntılarına sabrediyor, rıza ve tahammül ile karşılıyordu. Gün geçtikçe ağırlaşan hastalığı vazifesini bitirip sayılı nefesi tükenince ebedî âleme dâvet vakti gelmişti artık.

Cemal Koçyiğit kardeşimizin vefatı üzerinden iman ve Kur’an hizmetinde bulunan hastalara bu vesileyle müjde kabilinden bir hatırlatmada bulunmak isterim. Bediüzzaman Hazretlerinin Sünnet-i Seniye Risalesi’nde zikrettiği bir hadiste “Ümmetin fitne ve fesada maruz kaldığı zamanda sünnetime uyana yüz şehit sevabı vardır”, bir diğer hadiste “Batındaki hastalıklardan dolayı ölen mü’min şehittir.” buyurulmuş. Bu hadislerin beyanına göre sünnete titizlikle uyup yaşayan da, batındaki hastalık sebebiyle ölen mü’min şehidlik sevabı verilecek ise Cemal Koçyiğit kardeşimiz inşallah şehidlik mertebesiyle Rabbinin huzuruna çıkmıştır.

Hak Teâlâ, Cemal Koçyiğit kardeşimin ve diğer mü’min ve mü’minelerin hastalıkla geçen her bir dakikasını taksiratına kefaret eylesin. Kusur ve taksireti yok ise ecrine ve sevaplarına da rahmetiyle mukabele etsin.

Aziz Cemal kardeşim, dostum, ders ve dâvâ arkadaşım; Ömrün boyunca dinine ve dâvâsına severek, fedakârca ve tükenmez bir azimle hizmet ettiğin Peygamber Efendimize komşu olasın. Yüzün ağarmış olarak, rihletin selâmet, mekânın cennet, makamın âlî, hesabın beraat ve mükâfatın şefaat olsun.

Seni çok özleyeceğiz aziz ve çok değerli dost!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.