Mehmet Abidin KARTAL

Mehmet Abidin KARTAL

Karanlıklar okuyarak aydınlanır

Hikâye

Osman Bey eşiyle kahvaltı yaptıktan sonra Eylül ayının son günlerinden havanın güneşli ve ılık olduğu bir günü fırsat bilerek yalnız gezmenin keyfini çıkarmak ister. Zaman zaman yalız yürüyüş yapmak, gezmek hoşuna gider. Evden çıkarken eşi Elif Hanım, “Osman Bey ben öğleden sonra karşı apartmanda dördüncü katta oturan Hatice Hanımı ziyaret edeceğim, haberin olsun” diyordu. Hayrola hanım komşunun bir sıkıntısı yoktur, inşallah. Yok, yok iyiler. Çok özlediğim iki yıl önce evlenen apartmanın sarıçiçeği kızı Filiz İzmir’den gelmiş, hem onu da görmüş olurum. Selamımı söyle derken Osman Bey evden çıkar. Çınar ağaçlarının dökülen sarı yaprakları üzerinde yürümeye başlar. Sokağın sonundaki belediyenin dinlenme parkında bir banka oturur. Parka bir göz atar. Çocuklar annelerinin kontrolünde, salıncaklarda sallanıyorlar. Kaydıraklarda kayıyorlar. Parkın her tarafından sarıçiçeklerin gülümsemesi, çocuklarınkine karışıyor. Ağaçlarda sarı elbiselerini giymiş bir asker gibi nöbet tutuyorlar. Bu atmosfer Osman Beye altın sarısı saçlı kızını hatırlatır “Daha dün gibi hatırlıyorum hemşirenin onu kucağıma verdiği o günü. İnanamamıştım, bu minicik canın benim canımdan bir can olduğunu. O kadar küçük masum ve tertemizdin. Seni kollarından tutarken içimde bir korku belirmişti, ya incitirsem, ya düşürürsem, ya ağlatırsam diye. ”

Osman Bey derin bir nefes alır. Elindeki tespihi çekerken, gökyüzüne bakar, masmavi gökyüzünde beyaz bulutlar sanki bir randevuya yetişmenin telaşı içinde hareket ediyorlar. Osman Bey kendi kendine mırıldanır. “Bulutlar gökyüzünde yerlerini değiştirebilirler, altın saçlım, sarı gülüm ama yıldızlar yerli yerindedir hep, eğer bir bulut gece görünmez eylemişse bir yıldızı, sanma ki yıldız sır olmuştur. Aldırma bulutlara kızım, yıldızlar hep ışıldar, bulutlar olsa da olmasa da. Sen nerede olursan ol benim yıldızımsın.” Mırıldanmalar bittiğinde Osman Bey hüzünlüydü. Çok özlediği uzaklardaki kızı gözlerinde tütüyordu. Onun hasretine zor dayanıyordu.

Osman Bey parkta oturduğu banktan kalkarak yürümeye devam etti. Trafiğe kapalı yaya yolunda yürürken, yolun her iki tarafındaki dükkânların vitrinlerine bakarak sakin sakin yürüyüşüne devam ederken yolun köşesindeki kitapçı dükkânının vitrinini önünde durarak merakla kitapları incelemeye başlar. Emekli öğretmen olan Osman Beyin ilgisini, Ruhun Derin Yaraları kitabı çeker. Kitabı almak için, dükkânın kapısından adımını içeri atar atmaz, karşısında saçları sanki altından örülmüş güneş gibi parlayan, gülümseyen kız buyurun efendim, yardımcı olabilir miyim derken, kızının yokluğunun kurşun gibi içine çöktüğünü hisseder, sendeler, zor ayakta durur. Görevli kız durumu fark eder. Sandalyeye oturmasına yardımcı olur. Su ikram ederek, rahatlamasını sağlar. Görevli sarı saçlı kız biraz zaman geçtikten sonra, amca nasılsın iyi misin? Bizi korkuttun der. Yorgun ve hüzünlü gözleriyle kıza bakarak, “Kızım seni görünce kızımı hatırladım. Onun da senin gibi altın sarısı uzun saçları vardı. Gözümün nuru, kalbimin neşesiydi. İdealleri vardı. İman hakikatlerinin, iyiliklerin, güzelliklerin dünyayı cennete çevireceğine inanıyordu. Bunun için insanların birbirlerini sevmesini istiyordu. Karanlıkların okuyarak aydınlık yollara çıkacağı inancı içindeydi. İnsanların birbirini sevmesi için önce psikolojilerinin düzeltilmesi gerekiyordu. Kızım psikolog oldu. İyiliklerin, güzelliklerin hakim olması için okyanusta bir damla misali görevini severek, aşkla yapıyordu.”

Görevli kız merakla sordu, şimdi nerede? Bu soru karşısında Osman Bey daha da hüzünlendi. Cebinden mendilini çıkararak nemlenen gözlerini sildi, “Cennete gitti” diyebildi. Allah Rahmet eylesin amca, çok üzüldüm derken Osman Beyin ellerinden öperek onu teselli etmeye çalıştı. Beni de bir kızınız olarak görebilirsiniz amca dedi. Zaman geçmiş Osman Bey biraz kendine gelmişti. Alacağı kitabı hatırladı. Sarı saçlı kız kitabı Osman beye verdi. Kitabı alıp arka kapak yazısını okudu.

“Ruhun Derin Yaraları, kendimizi ve dünyayı sorgulamaya çağıran, bizi can evimize buyur eden bir kitap. Bütün dünyayı onaramazsın ama onarmaya kolunun uzandığı yerden başlayabilirsin. Bir ruhun diğerine yardıma heveslendiği, bir ıstırabı dindirmeye talip olduğu her seferinde dünya güzelleşir ve buraya geldiğimizde, insan olduğumuza değer.”

Osman Bey kitapçıdan çıkıp evine doğru yürürken yol üzerindeki İstanbul Halk Ekmek büfesinden iki ekmek alır. Evine yakın markete girerek patates, soğan ve mandalina da alır. Hanımının çok sevdiği kuru incirde alarak ona sürpriz yapmak ister.

Elif Hanım komşu gezmesinden gelmiştir. Kapının zili çalar. Hoş geldin diyerek kocasını karşılar. Hoş bulduk gönlümün sultanı.

Akşam yemeğinin akabinde çaylar içilirken, Elif hanım eşine uzun zamandır sürpriz yapmıyordun, teşekkür ederim beyefendi der. Osman Bey kırmızı ciltli kitaplarının da bulunduğu kitaplığından zaman zaman günlüklerini yazdığı defteri alır. Bu gün yaşadıklarını günlüğüne yazmak ister. Elif Hanım eşine, “Seni hüzünlü görüyorum, sabahki neşen yok. Ne oldu? Neler yaşadın? Neye üzüldün? ” Osman Bey yaşadıklarını anlatır. Anne yüreği o da hüzünlenir. Odaya bir an sessizlik hakim olur. Osman Bey defteri karıştırırken kızı için yazdığı yazı gözüne çarparken “Sahibi emanetini aldı” der.

Saçının altın sarısı kalbine yansıyan Psikolog Zeynep otuz üç yaşında kansere yakalanarak vefat eder. Osman Bey kızı için yazdığı yazıyı okumaya başlar.

“Yıllar önce kızım Zeynep’i bir bebek olarak kucağıma aldığımda onunla ne kadar, nasıl hayat yaşayacağımı bilmiyordum. Sordum sarıçiçeğe ilahisi ile mışıl mşıl uyurken onunla geçireceğim günlerin hayalini kuruyordum. Büyümeye başladı. Yıllar su gibi geçiyordu. Okul hayatı başarılarla geçti. Ailelerin cennet gibi olmasına katkı sağlamak için psikolog olmayı seçti. Gönüllere dokundu, evlere neşe saçtı. Bir Ramazan Bayramında çocukların ellerindeki oyuncak silahları gördüğünde çok ağladı. ‘Baba bu çocukların ellerindeki silahları alıp yerine kitaplar vermek için çok çalışmalıyız. Sahibimiz bize ‘Oku’ diyor. Bu çocuklar okuyarak cahilliğe meydan okumalı, karanlıklar okuyarak nurlanır, okuyan insan aklını kullanır, aklını kullanan hakikat ve sevgi yolunun yolcusudur.’ dediğinde hayaller kurduk. Kızım bütün çocukların, insanların yüreğine sevgi tohumları saçmak için işine uçarak gidiyor, eve koşarak geliyordu. Doktor, ‘Sen kanser olmuşsun gereğini yapmazsan yakında ölürsün’ dediğinde elimi tutup gözlerime bakarken, ’Şimdi ne olacak baba hayallerimiz vardı’ diyordu. Hayallerini bize bırakarak bir Eylül sabahı sonsuzluk ülkesine yolculuğa çıktı altın sarısı saçlı kızım.

Eylül hazan ve ayrılıkların başladığı zaman dilimidir. Eylül ayında ağaçların yapraklarının sarararak evleri olan ağaçlardan ayrılmaya başlamaları hayatın sonunun yaklaştığını hatırlatır. İnsanlığa, “Hazırlanınız; başka ve daimî bir âleme gidiyorsunuz.” Der.

Hazan ayrılık mevsimidir. Bütün insanlara hüzün verir, bana kızımı hatırlatarak daha fazla verir. Hazan mevsimi hayatın fani yüzünü yüzümüze vurur. Sararıp dökülen yapraklar dünya hayatının hakikatine dair mısralar yazar. Unuttuğumuz, unutmayı istediğimiz şeyleri hatırlatır bize. Bu hatırlatış acımasızca değil, lodos rüzgârının yüzümüze şefkatli, muhabbetli dokunuşlarıyla olur. Dünyamızda her şey kendi sonuna doğru yürümekte, biz unutmaya çalıştıkça hazan mevsimi gelir, hatırlatır bu gerçeği bize.

Hazanda uykuya dalan kelebekler, böcekler, çiçekler, yapraklar, baharda yine uyanacaklar. Bahar dünyanın sabahıdır. Her geceden sonra güneş yine doğacak sabah olacak. Sonra günün birinde, sonsuzluk ülkesinde bir güneş doğacak. İnsanlar haşir sabahında uyanacaklar.

Haşir sabahında buluşmak dileğiyle, altın saçlı, altın kalpli kızım Zeynep’im, seni çok seven, özleyen, hayallerine sahip çıkan, Baban.”

Hayat devam ediyor. Güneş dünyayı aydınlatıyor. Osman Bey dün aldığı kitabı okuyor. Elif Hanım mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Dışarıda hazan rüzgârı esiyor, çınar ağaçlarının sararan yaprakları dökülmeye devam ediyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.