Medyada İslam'ın profesyonel savunucuları
İslami hassasiyeti olan medya olarak kendini tanımlayan medya çalışanları bu yazdıklarım açısından kendilerine yeniden bir bakmalılar. Bireysel ve aile yaşamları ne kadar İslami?
Erkam Tufan Aytav'ın yazısı
Tarafgirlik mi yoksa dindarlık mı?
Sana ne kardeşim diyebilir siniz? Ama benimkisi de merak işte.
Türkiye’de dindarların sözcülüğünü yapan, onların haklarını savunan, İslam’ı temel değer olarak kabul ediyorum diyen medya mensuplarının, yazarların İslam’ı yaşama noktasında durumları nedir acaba?
Mesela namaz kılma oranı ne kadar? Ya da oruç tutma durumu nasıl? Hayatlarında, ailelerinde, çocuklarında din ne kadar belirleyici bir faktör olarak yer alıyor? Gerçekten bir anket yapılsa ne çıkar acaba?
Peki, bu soru neden önemli? Şunun için önemli; bu sorunun cevabı bizi taraftar mı yoksa dindar mı olduğumuzu belirleyecekte ondan.
Yani Ziya Paşa’nın meşhur beytinde bahsi geçenler gibi olmamak için. Ne diyor şair ‘onlar ki âleme verirler nizâmât; bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde’.
Dindarlık başkadır, taraf olmak yani tarafgirlik başkadır. Tarafgirlikte kabuk vardır öz yoktur. Adeta bir profesyonel gibi savunur ait olduğunu iddia ettiği değerleri.
Tarafgirlikte hasbelkader çizginin bu tarafında kalmış olmak vardır. Bu hasbelkader bazen ailesinden mecburen aldığı İslami öğreti sonucu olur, bazen de konjonktürün getirdiği sebeplerden. Kalıbı ile artık oradadır, ruhu ise başka yerlerde.
Artık tercih etmiştir bir kere, safını belli etmiştir, İslam’ı Müslümanlığı var gücü ile savunur. Hâlbuki bireysel hayatı da, aile hayatı da İslam adına son derece kurak ve çoraktır.
İşin özü olmayınca da hayat bu medyada çalışan ‘islamcıları’ çok rahat savurur.
Artık namaz kalmamıştır, oruçlar tökezleyerek devam eder veya etmez, yaşam tarzı olarak ta tüketim toplumun bir parçası haline gelmiştir.
Dönemin getirdiği bol paralı pozisyon sahibi de olunca yüzler artık kararıverir. Çölde rüzgârlarla savrulan çalılar gibidirler. Bunların çoğu babaları köyden gelmiş ailelerin çocuklarıdır. Paralanınca köylülük ve fakirlikten gelme eziklikleri ile ne yapacağını şaşırırlar.
Medyadaki üslupları da o öyle yapılmaz böyle yapılır üslubudur. Cepheler belirlenmiştir, önemli olan karşı cepheye bir taş atmaktır. Arenadaki gladyatör gibidirler. Gladyatörü alkışlayanların ruh haletleri gladyatörle hep aynı olmuştur, sadece konumları farklıdır. Kendi gibi olan kitleleri coştururlar.
Taraftarlık başkadır, gerçek anlamda inanmak ve yaşamak başkadır.
İslami hassasiyeti olan medya olarak kendini tanımlayan medya çalışanları bu yazdıklarım açısından kendilerine yeniden bir bakmalılar. Bireysel ve aile yaşamları ne kadar İslami?
Kastım şu kişiye, bu kişiye değil, kimse darılmasın, ben taşı havaya attım. Kimin başına düşerse.
Belki de benim başıma düşer.
Haber 7
