'Masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât' ihlası nasıl kazandırır?

'Masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât' ihlası nasıl kazandırır?

Kâinat ve içindeki her varlık Allah’ın harika bir sanat eseridir. İnsan bu eseri tefekkür ederse, marifet ışıkları kalbe akar.

Tefekkür, derin düşünme, zihni yorma ve işin şuuruna varma demektir.

Kur’ân-ı Kerim’de tefekkürle ilgili beş yüze yakın ayet vardır. "...Şüphesiz hep bunlarda akıllı olan bir ümmet için elbet Allah'ın birliğine delâlet eden ayetler vardır." (Bakara Suresi, 164) gibi birçok ayet, insanın kendi mahiyetini ve kâinatta tecelli eden isim ve sıfatları tefekkür etmesini emrediyor.

Zira insanın en mühim vazifesi; iman, ubudiyet ve tefekkürdür. İnsan tefekkür sayesinde ülfet ve taklitten kurtulup tahkike varabilir. Bu bakımdan, Kur’ân’ın birçok ayetinde; “akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır” denmekte ve tefekkür manasını ifade eden pek çok kelime kullanılmaktadır.

Allah’ın varlığına ve birliğine delalet eden afakî ve enfüsi ulvî hakikatler ancak tefekkür ile anlaşılır. Kâinat, insan aklının önüne açılmış, okumakla bitmez muhteşem bir kitaptır. Bütün mahlûkat Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudretini ve nihayetsiz fiillerini gösteren birer ayet, birer ayinedirler.

Aklın semeresi tefekkür, onun meyvesi de ilim ve irfandır. Kâinatın esrarı, mülk ve melekûtun sırları akıl ve tefekkür ile inkişaf eder.

Bir köyün muhtarsız, bir iğnenin ustasız ve bir harfin kâtipsiz olmayacağını bilen bir insan, eserden müessirini görür ki; buna, “bürhan-ı innî” denilir. Evet, “Bir iğne ustasız olmaz” hakikati, kâinatta yaratılan her mevcudun bir ustaya muhtaç olduğunu, usta olmadan eser olamayacağını idrake yerleştirir.

Tefekkür, Cenab-ı Hakk’ın antika, garip, bedi ve muhteşem eserlerini okumaktır. Bu kâinattaki harika eserleri tefekkür eden mütefekkir bir arifin imanı ziyadeleşir, yıldızlar gibi parıl parıl parlar, aklını ve kalbini nurlandırır. Âli makamlara ancak ve ancak tefekkür merdiveni ile çıkılır. Mütefekkir bir arif semaya doğru yükselen ihtişamlı dağlara, çeşitli meyvelerle bezenmiş bağlara, yıldızlarla süslenmiş asumana, güneşlere, aylara, deryalara, onlarda yüzen balıklara, fezada uçan kuşlara, dumanlı bulutlara, yağan yağmurlara ibretle bakıp tefekkür eder. Böylece marifetin şahikasına yükselir, âli makamlara uruç eder, Allah u Teâlâ’nın muhibbi, habibi, dostu ve âşığı olur.

Kâinata sathî nazarla bakanlar onu okuyamaz ve onun ne mana ifade ettiğini anlayamazlar. Basiretle, ibretle, şuurla, dikkatle ve mana-yı harfi ile bakanlar ondaki nice ulvi hakikatleri, garip ve bedi eserleri okurlar.

Evet, bu âlemde yıldızlar mı bedi ve harika değil, dağlar ve bağlar mı harika değil, uçan kuşlar ve ötüşen bülbüller mi bedi değil? Bir goncanın ve bir çiçeğin latif yapraklarına dikkatle nazar edilirse onlardaki harika sanat müşahede edilir. Bu harika sanatı düşünen bir mütefekkir, elbette bu âlemde hiçbir zerrenin başıboş olmadığını görür. Gördüğümüz bu kudret eserlerinin nice hikmetleri ve gayeleri vardır. Elbette Sani-i Hâkim’in en güzide bir eseri olan, akıl ve kalb ile vicdan ve marifet ile, şefkat ve merhamet ile donatılan insanın da bir gayesi olmalıdır.

Sanat sanâtkârı gösterir, onun yüceliğini ve büyüklüğünü kalbe hissettirir. Yani insan eserden onun saniine intikal eder, sonra kalbinde ona karşı muhabbet hâsıl olur. Muhabbetin neticesinde onun rızasını kazanma arzusu oluşur.

Kâinat ve içindeki her varlık Allah’ın harika bir sanat eseridir. İnsan bu eseri tefekkür ederse, marifet ışıkları kalbe akar.

Hulasa Cenab-ı Hakk’ın rızası iman, ihlas, tefekkür, marifet ve muhabbet ile kazanılır.

Sorularla Risale

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.