Koruma tedbiri, kadını şiddetten kurtarmıyor
Aile içi şiddet yuvayı dağıttığı gibi yalnızca kadınların değil çocukların da hayatını karartıyor.
Zeynep Haşlak, Emel Temizay'ın haberi:
Sadece 2012 yılında şiddet yüzünden 160’dan fazla kadın, 13 çocuk ve 3 bebeğin öldüğü basına yansıdı. Peki, alınan onca tedbire rağmen neden şiddetin önüne geçilemiyor?
Son yıllarda kadına yönelik şiddet, Türkiye’nin değişmeyen gündemi haline geldi. Yasa çalışmaları, uluslararası sözleşmeler ve koruma tedbirlerine rağmen 2012’de 160’tan fazla kadın öldürüldü, 150 kadına tecavüz edildi ve 210 kadın yaralandı. Aralarında psikolog, hukukçu, sosyolog, İslam hukukçusu, aile danışmanı ve kadın dernek yöneticilerinin de bulunduğu uzmanlar, şiddeti önlemede gelinen noktayı Zaman’a değerlendirdi. Hukukî tedbirlerin ötesinde şiddete eğilimli bireylerin zorunlu tedavi sürecinden geçirilmesinde hemfikir olan uzmanlar, ailede şahit olunan şiddetin nesilden nesile aktarıldığını kaydediyor. Şiddeti önlemek için aile içi iletişim eğitimi önerilirken, kadınların değil erkeklerin gözetim altına alınması tavsiye ediliyor. Bu kapsamda önleyici tedbir olarak ‘elektronik kelepçe’ yönteminin hayata geçirilmesi bekleniyor. Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Burçin Koç, şiddet suçunun sicile işlenmesi gerektiğini söylüyor. Koç; tüm desteğe, eğitime, uyarılara rağmen şiddeti davranış tarzı haline getiren erkeklerin toplumdan izole edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye’de kadına yönelik şiddet, simge isim Ayşe Paşalı’nın ölümüyle görünür oldu. Üç çocuk annesi Ayşe Paşalı, eski kocasının fiziksel ve cinsel şiddetinden korunmak için polise ve mahkemeye başvurdu. Korunma talebi karşılanmayan Paşalı, eski eşi tarafından 10 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Korunamama sebebiyle öldürülen kadınlar, basında ‘Ayşe Paşalı Vakası’ olarak anıldı. Tuğba Özbek de boşandığı eşi tarafından Bayrampaşa’da 11 yaşındaki oğlu Buğra ile birlikte yakılarak öldürüldü. 8 Temmuz 2011’de gerçekleşen olay ertesi gün gazetelere yansıdığında Tuğba Özbek’in tek mağdur olmadığı anlaşıldı. Aynı gün Adana, Van ve Maraş’ta 4 ayrı kadın, eşleri tarafından kimi silahla, kimi bıçakla, kimi boğularak, biri de intihara zorlanarak öldürüldü. Basına yansıyan bu haberler üzerine kadına yönelik şiddeti önleme adına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı peş peşe adımlar attı. 2011 yılında Ankara’da kadına yönelik şiddet olayları için iki özel yetkili savcı görevlendirildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, şiddeti önleme kapsamında 29 maddelik tasarı hazırladı. Aile Eğitim Programı (AEP) kapsamında 7 pilot ilde ‘eğitici eğitimleri’ verildi. Bakanlık, her aile için sosyal destek uzmanı projesi kapsamında birçok aileye destek sağlandı. Polisin, İstanbul’un 39 ilçesinde kadın koruma timi kuracağı belirtildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, aile içi şiddet olaylarını araştırması için Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirdi. Kadına karşı şiddeti önlemek için Diyanet, Genelkurmay ve Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabakat yapıldı. Diyanet, ‘Alo Fetva’ hattına gelen şikâyetler doğrultusunda görevlilerine dersler verdi. Jandarma da kadına yönelik şiddeti önlemek için kadın-erkek eşitliği ile ilgili eğitimden geçirdi. Türkiye, şiddeti önleme adına İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin hem ilk imzalayıcısı hem de ilk onaylayıcısı oldu. 8 Mart 2012’de Meclis’e sunulan kadına yönelik şiddeti önleme tasarısı, 6284 sayılı ‘Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’ olarak yasalaştı. Son olarak pilot uygulaması Bursa’da başlatılan Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) açıldı. Buton ve çağrılı koruma sistemi hayata geçirildi. Yasal çalışması yapılan elektronik kelepçenin ise hayata geçirilmesi bekleniyor.
Bütün tedbirlere rağmen ise daha iki gün önce Uşak’ta sabah 8’de temizlik işçisi olarak çalıştığı PTT şubesine giren ve korunma talebinde bulunan Nermin Şen’i, 17 yıl önce ayrıldığı eşi bıçaklayarak öldürdü. İzmit’te işsizlik ve kredi borcundan dolayı strese girdiği için eşini öldürdüğünü söyleyen Ramazan G., bir aylık kızıyla birlikte 3 çocuğunu da öldürmüştü.
‘Şiddet suçu kişinin siciline işlemeli’
Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Burçin Koç; emniyet mensubu, öğretmen, imam, bürokrat gibi kadına veya herhangi bir insana şiddetle ilgili suçu kim işlerse siciline işlenmesi gerektiğini söylüyor. Koç, “İlgili kişi ağır, caydırıcı cezalar almalı. Nasıl ki devlet memurunu darp etmek suçsa ve hapis cezası dâhil ağır cezaları varsa, bu memurların işledikleri şiddet suçlar da yasal düzenlemelerle cezasız bırakılmamalı.” diyor. Bir hekim olarak, şiddet uygulayan ve cinayet işleyenlerin bir kısmının ağır psikiyatrik hastalar olduğunu ifade eden Koç, şöyle konuşuyor: “Bu hastalar, gerekirse kolluk kuvvetleri zoruyla hastanelerde tedavi edilmeli ve tam tedavi olmadan toplum içine salınmamalı. Bir insanı, bir kadını ölümle tehdit edeni toplumdan izole etmek için öldürmesi beklenmemeli. Kaybeden sadece o kadın veya o aile değil, bütün bir toplum.”
Avukat Fatma Benli de şiddet faillerine suçlarına denk ağırlıkta ceza verilmesinin önemli olduğunu belirtiyor ve şu örneği veriyor: “Lapseki Aile Mahkemesi hâkimlerinin küçük bir ilçede yaşayan eşe, ‘Karımı dövdüm kendisinden ve tüm ilçe halkından özür diliyorum’ yazılı metni dağıtma görevi vermesiyle ilçedeki şiddet vakalarının azaldığı görüldü. Şiddetin karşılığının olması, toplum nezdinde afişe edilip küçük düşürülmesinin caydırıcı olacağı kanaatindeyim.”
‘PSİKOLOJİK DESTEK ŞART!’
Aile Danışmanı Fatma Taş, şiddetin sebepleri arasında; çiftlerin konuşurken birbirlerini aktif tetiklemeleri ve olayları sorgularken kışkırtıcı tavırlarının olduğunu söylüyor. Toplum içinde yaygın görülen kişilik bozukluklarının da şiddete eğilimi artırdığını belirten Taş, “Stres ve baskı altında olan kişiler, yardım alamadıkları için evde bu birikimler patlayabiliyor. Ortaokuldan başlanarak önemli bir ders olarak gençlere eğitim verilmeli. Derslerin içeriğinde ‘Aile olmak nedir? Eş olmak nedir? Anne olmak nedir? Baba olmak nedir?’ gibi konular olmalı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırladığı eğitimlere katılmak ve bilinçlenmek gerekiyor. Bu programlara sadece bayanların değil erkeklerin de gitmesi gerekiyor.” ifadelerini kullanıyor.
Prof. Dr. Kemal Sayar (Psikiyatr): Cinnet ifadesi kullanılmamalı
Cinnet; gerçekleşen olayı, ruh hastalığı veya münferit bir nedensizlik gibi gösteriyor. Kadına hakaret etme, laf atma, tokat atma ve öldürme, pratiklerin toplamının farklı bir yansıması. Hiçbir cinayet bir anda olmuyor. Erkek bunu aklına getiriyor, cesaret ediyor ve bununla tehdit ediyor. Yani bir anlık bir gözü dönmüşlük değil. Medyadaki kadına yönelik dayak, taciz ve tecavüzü normalleştiren bir üslupla haber yapılması, şiddeti körükleyen bir durum. Şiddetin sebeplerini meşrulaştıracak ‘kıskançlık cinayeti’, ‘kan davası’ ve ‘kardeşiyle kaçmıştı’ gibi nedenler sunulmamalı.
Prof. Dr. Nilüfer Narlı (Sosyolog): Erkek zihniyetinin değişikliğine odaklanılmalı
Toplumsal zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğu gibi erkeklerin de zihniyet değişikliğine ihtiyacı var. Bir erkeğin ailesinden duydukları, öğrendikleri çok önemlidir. Türkiye’de kadınlar değişiyor ama erkekler değişmiyor ve şöyle düşünüyor: Ben kadını kontrol etmeliyim, kadın bana ait bir meta. Karşılıklı konuşmak yerine şiddet kullanarak karşı tarafı bastırmak istiyor. Bu düşünce değişmedikçe erkek de değişmeyecektir. Bu yüzden yapılacak çalışmalar, alınacak önlemlerde erkek zihniyetinin değişikliğine odaklanılmalı. Tabii bu eğitim çocukluktan itibaren olmalı.
Avukat Fatma Benli (Gökkuşağı Kadın Platformu Hukuk Danışmanı): Ailesini malı gibi gören, şiddetten çekinmiyor
Şiddet, aslında bazılarının zannettiği gibi bir avuç psikopat erkeğin cinsiyete dayalı şiddet eylemi değil, öğrenilmiş bir kod. Şiddete gerekçe gösterilecek bahane çok. Fakat hiddetini kızdığı patronuna ya da sokakta kavga ettiği kişiye yöneltmiyor. Bunun bir yaptırımı olacağını biliyor ve kendini frenliyor. Ancak aile içindeki mahremiyetin sağladığı koruma alanını kötüye kullanıp eşini dövmekten çekinmiyor. Çünkü eşini ve çocuğunu kendi malı gibi görüyor. Eşi ve çocuğunu kendine verilmiş bir emanet olarak görmüyor.
Zaman
