Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Kızkulesi Sarıyer İstanbul

A+A-

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
 
قُلْ سٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌۚ

"(Resulüm!) De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kādirdir.” (Ankebut S, 20)

"Seyahat edin sıhhat bulun." Hz. Muhammed Mustafa (asv) (bknz; Ahmet b. Hanbel, 3/280; Aclunî, 1/445)

Rahmetli Bayram Yüksel anlatıyor:

“Kırlara gittiğimizde Üstadımız  en yüksek yerlere çıkardı. Bazen yüksek ağaçların ve taşların başına çıkardı. Namaz kılarken de yüksek taşların başını tercih ederdi. Kırlarda cemaatle namaz kıldığımızda bizlere imamlık ederdi. Namaz vakti girdiğinde muhakkak ezan okuturdu. Üstad bizlere, 'Sizlerdeki gençlik bende olsa, şu dağlardan inmem' derdi. Daima kitab-ı kebir-i kâinatı mütalaa ederdi.” (Son Şahitler 3- N.Şahiner.)

Son İstanbul seyahatimde; Şehzadebaşı Camii ile Vezneciler arasındaki eski Direkler arasında yürüdüm ve iki tiyatro/ sinema kalıntısından birinin Ferah Tiyatrosu olduğunu tesbit ettim.

(Kanuni S.Süleyman tarafından Saruhan Sancak Beyi iken; 1543'te 22 yaşında ölen oğlu Mehmed adına yaptırılmıştır. Camiyi 1543-1548 yılları arasında Mimar Sinan'a yaptırttı. Mimar Sinan'ın çıraklık eseri.)

2021072522525663287f5421ddfa04.jpg

Şehzadebaşı Camii yol tarafı duvarında; İstanbul'un merkezi/orta yeri var.

"İstanbul'un orta yeri sinema
Garipliğim yoksulluğum duyurmayın anama" demiş Orhan Veli.

Cumhuriyet döneminde bu sinemalar, 2.Meşrutiyet döneminde tiyatro; Ferah Tityatrosu gibi.

Bu orta yer/odak taa Kostantinapolis zamanındaki ortalama bir hesaplamaya dayanıyor.

Yani; Ayasofya'dan Edirnekapı'ya, Pera/ Beyoğlu'ndan Kocamustafapaşa ve Topkapı'ya, Doğu Roma başkenti eski İstanbul'a çekilen çizgileri burda kesişiyormuş ki genel anlamda doğru.

Mimar Sinan Şehzadebaşı'nı inşa ederken; bu odak noktayı zarif bir körniş ve minik yeşil bir sütunla işaretlemiş.

Sonra 31 Mart Divan-ı Harbi Örfi yargılamalarının yapıldığı; İstanbul Üniversitesi'ndeki taş binayı yeniden gözlemledim.

Bu bina önünde mezuniyet töreni yapılıyordu içeri bırakmadılar.

1909'da Taçkapı'nın alnında Fetih ayeti yazılı bu büyük mekan, Bab-ı Seraskeri ve Harbiye Nezareti idi.

Kapatılan ayetin üstü 1953 ilk Fetih kutlamalarında açıldı ve ayet görüldü.

Tamir ve bakımda olan Beyazıd Camii ibadete açılmıştı.

Öğlen namazını kıldım ve Üstadın ihlaslı hafızları dinlerken temsili şeytanla münazara ve düellosunu hatırladım.

Bu günlerde Üstad körüklü çizmenin altına lastik giyip, camide lastik ayakkabıyı çıkartıp topuksuz çizmeyle namaz kılıyormuş.

Sonra 5 km'lik Beyazıd/ Sultan Ahmed yolunda yürürken Üstadın kaldığı Piyerloti Oteli'ni, (1960 31 Aralık/ 1 Ocak gecesi) Türk Edebiyatı Vakfı ve Sağlık Müzesi arasındaki ilk tutuklandığı Sultan Ahmed Karakolu'nu, işgal yıllarında 1918/1922 Ayasofya/ Sultan Ahmed arasında İngiliz askerlerine yakalanmadan izini kaybettirişini tahattur ettim, göğsüm kabardı.

Sonra eski Babıali/ basın merkezi olan Kazım İsmail Caddesi'nden karışık ve güzel hatırlarla geçip, Babı Ali Yokuşu'ndan Sözler Yayınevi'ne indim. Nihai amacım buraydı zaten.

Gayyur, halden anlar, güleç Sözler çalışanı ile genç yaşta vefat eden eski çalışan Mehmed kardeşin yakışıklı oğlu karşıladı. Çay sohbet derken ilk defa basılan Kıril alfabeli fakat dili Kırgızca olan tüm mevcud küçük Risaleleri aldım. Afganca risaleler ise Envar'da varmış.

Envar'ın merkezi de rahmetli Tahir Ağabey'in kaldığı Kocamustafapaşa Caddesi'ndeki Tevruz Apartmanı'nın arka sokağındaymış, oraya da gittik. Envar Neşriyat'ın merkezi ahşap 3,5 katlı harika bir köşk.

Afganca Risaleleri de burdan temin edip, Hekimoğlu Ali Paşa Cami'nin son cemaat kısmında cuma namazımızı kıldık.

(Hekimoğlu Ali Paşa Camii, İstanbul'un Fatih ilçesinde, Davutpaşa mahallesinde Kızılelma caddesi ile Hekimoğlu Ali Paşa caddesi kavşağında Osmanlı döneminde 18. yüzyıla özgü bir camidir. Külliyesi ile birlikte klasik Türk mimarisinin son eseri olarak kabul edilir. 1734-1735 yılları arasında inşa edilmiştir.)

Bu camii Isparta Yurdu'ndaki Nurcuların 80 öncesi bayram namazı ve cuma kıldığı camii. Bu camide her çeşit muhacirin de namaz kıldığını gördüm. En çokta kuzey Iraklı bir Kürt ağası kıyafetli adam dikkatimi çekti, namazdan sonra sohbet etmek istedim bulamadım.

Vaaz hocası dışarıya boğukça yankılanan bir sesle; sadece gençlerin tişörtleri arkasındaki yabancı yazılardan bahsetti. İnanca ahlaka ters yazı örnekleri verdi. Önce yadırgadım sonra ünsiyet ettim.

Camii bahçesindeki sanatlı, asaletli mezar taşları gerçekten ibretlikti. Büyük tononuzun üstündeki uygulamalı geleneksel sanat atölyesi kapalıydı.

Cuma'dan sonra taçkapının ilerisindeki Isparta Yurdu'nu gördüm.

2021072522592163287f5421ddfa04.jpg

Isparta Öğrenci Yurdu bugün

Önce  karşısındaki kahvehanemizde çay içip taahattur, tasavvur ve tahayyül kolaçan edip harmanladım. Her mekanın, arazinin bile, kaderde yazılı zaman süresi varmış bir kez daha aynelyakin müşahede ettim.

İlk defa Hekimoğlu Ali Paşa Camisi'nin bir külliye olduğunu farkettim. Aşevi ve vakıf dükkanlarını gördüm. Fatih Belediyesi etrafını temizleyip bu eserleri işlevine kavuşturmuş.

Oturduğum kahvehane de caminin akarlarındanmış. Ama eskiden kapanın elinde kalıp kullanılıyormuş yeni farkettim.

Isparta Yurdu'nun caddeye bakan avlusu çok değişmiş. Ön duvara bitişik olarak kapalı ve açık şekilde kafeterya yapmışlar. Bir kaç saat oturup; 1978/83 arasında tayran ettim. Yurdumuz kurs merkezi olmuş içeri şöyle bir göz attım hüzünlendim. Bir-iki yıl önce sağlık merkezi, daha önce ise elektirik şirketi binasıydı.

Sonra Kızılelma Caddesi'yle Davut Paşa Camii arasındaki semt pazarından, Davut Paşa cami avlusuna gidip ikindi öncesi etrafını inceleyip eski halini çıkarmaya çalıştım, tam çıkaramadım.

(Davud Paşa Külliyesi, II. Bayezid dönemi vezirlerinden Koca Davud Paşa tarafından yaptırılmış, içerisinde cami, medrese, mektep, mahkeme, aşevi gibi yapı ve kurumlar barındıran, 1485 yılında yapımı tamamlanan bir külliyedir.)

Semt pazarı satıcı ve alıcısıyla İstanbul'un bir dünya şehri olduğunu açıkça ilan ediyordu. Fakat cami etrafını saran gecekondu/elkondular yıkılıp cami ve külliyesi ortaya çıkartılmıştı. Bu vaziyete tarifsiz sevindim ve memnun kaldım.

Cami avlusunda Suriyeli çocuklar ile Türk çocukları oyun oynuyordu. Bu hal tuhaf geldi ve çeşitli çağrışımlar yaptı. İki derenin uzun yollardan sonra kavuşmasına benzer bir tedai yaşadım. Bugünkü zorluklara rağmen bu çocukları  yarının ümit filizleri gibi gördüm. Akranları telefon başındayken bunların tarihi camiin mermerli avlu ve sütunlar arasında oyun oynamaları muhteşem ve tarihten fırlamış figürleri andırıyordu.

2021072523004763287f5421ddfa04.jpg
Davut Paşa Camisi'nde oynayan çocuklar

Aynı manzarayı defalarca Şehzade Camisi kuzey avlusundaki ulu çınarlar ve zümrüt çayırlarda da gördüm. Göçmen çocukları yeşil tabiat ve tarihi mekanlarda teneffüs ederken yerleşik evlerin çocukları oda kuytularında telefon sörfü yapıyordu!

Ardından taşınan Cerrahpaşa hastanesi içini adımladım. Taa Samatya sahiline kadar çevre düzenlenmiş ve deniz kenarında yeşillik içinde spor tesisleri ve ötesinde Adalar görünüyordu.

Hayret! Şehrin bu bölgesi yıkılıp yeniden kurulmuş gibiydi. Rahmetli Menderes'in imar ve inşa faaliyetinde sonra İstanbul bir kez daha yıkılıp kurulmuştu. Ama eskisinden daha iyi, daha güzel bir manzaraya sahipti. Cerrahpaşa Caddesi'nden Aksaray'a yayan yürüdüm. İstanbul uluslararası bir şehir haline getirilmiş. 

Muhacir, mülteci her yerde dükkanı, tezgahı çalışanıyla... Dükkan levhaları Arapça, İngilizce. Türkçe yazılı levha az. Bu karmaşa batıda olmaz belediye bir maddeyle levhada Türkçe yazma şartını koyamaz mı ki?

Salacak'tan Boğaz Turu

Ertesi gün sevgili oğlumun arabasıyla Üsküdar Camileri Mihrimah Valide ve Cedid Valide Camileri'nde namaz kılıp fotolar çektim. Öğrenciler için Üsküdar'daki Nevmekan olağanüstü harika bir çalışma, dinlenme yeri ama içinde çalışan öğrenciler çok azdı.

Kız Kulesi'nde çay içmeyi çok istiyordum, yürüyüp oraya vardık.

2021072523060863287f5421ddfa04.jpgKız Kulesi/ Topkapı/ Yedi Tepe'nin bir kısmı.

Kızkulesi tamir ve bakıma alınmış. 2023 de bitecekmiş. 2,5 katlı taş bir binanın 3 senede nesi tamir edilip onarılacak anlayamadım!

İstanbul ve Türkiye'deki restore çalışmaları gerçekten sevindirici ve iftihar edilecek işler. Amma içine girip incelendiğinde pekçok yanlış ve hoyratlık olduğu görülüyor. Temel sebep Karadeniz inşaatçı kafası ve yeterli donanımlı tamir onarım elemanının yetiştirilememesi. Ayrıca iş tarihi olunca bakım ve  yenileme süresi uzatılıp  paralar katlanıyor.

Salacak iskelesinde Boğaz turu için hemen kalkıyor denen gezi teknesine oturduk lakin hem yüksek kaotik müzik hem kalkmayan motor sabrımızı tüketti. Oğlum vazgeçti üzüldüm. Derken bazılarının tekneyi terketmesi ve ikazlarımız  sayesinde hareket ettik

Salacaktan Dolmabahçe Sarayı'na doğru rotayı kırdık. Boğaz altta, solda Marmara Denizi ve Adalar, sol ilerde Sarayburnu/ Topkapı ve 7 tepe üstündeki sultan camileri. Solda Haliç, tam karşıda Galata kulesi ve yarımadası, üstte Cihangir Tophane sırtları, Taşkışla Maçka ve Gökkafes.

Yanılmıyorsam Süzer Holding'in 1970'lerde yaptırdığı bu çirkinlik örneği gökdelen Dolmabahçe Sarayı ve Küçük Mecidiye Camii'nin üzerine abanmış gibi görünüyor. Maçka'dan yükselen bu gökdelen bir çok çirkin beton yapının inşasına örneklik etti. Solcular yıkımı için çok uğraşmıştı ve doğru bir mücadeleydi.

***

Sonra pekçok tarihi eseri yakın mesafeden seyrettik. En meşhurları ise Dolmabahçe Sarayı. Amma Kırım Savaşı sürerken 1853/ 56 arasında Ermeni mimar Mihran Mesrobiyan tarafından inşa ettirildi. Sultan Abdülmecit, 5.000.000 altına mâl olan Dolmabahçe Sarayı'nda sadece 5 yıl yaşayabildi. Sonra Cumhuriyetin kurucu reisi safa sürdü.

Osmanlı Imparatorluğu'nu ekonomik anlamda tam bir iflas hâlinde devralan Sultan Abdülaziz devrinde 5.320 kişinin hizmet verdiği Dolmabahçe sarayının yıllık masrafı 2.000.000 sterlini bulmaktaydı. (Vikipedi.)

Çırağan Sarayı. 1863/1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimarı Sarkis Balyan'a 4 yılda 4 milyon altına yaptırılmış. Yapımı için Avrupa devletlerinden borç alınmıştır. Dünyanın her yanından nadide mermer, porfir, sedef gibi maddeler getirtilerek sarayın yapımı için kullanılmıştır. Yalnız sahili doldurmak için 400.000 Osmanlı lirası, yapımına ise 2,5 milyon altın harcanmıştır. Mühendis: Sarkis Balyan; Hagop Balyan Mimar: Niğosos Balyan

Beylerbeyi Sarayı. İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Beylerbeyi semtinde bulunan ve Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yıllarında mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan saraydır. 1850’lerden sonra saray yapımı hızlandı. Artık her padişah kendi sarayını yaptırıyordu. Bu süreç, 1856’da Dolmabahçe sarayının yapımı ile başladı. Topkapı Sarayı yerine önce Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi Yıldız ve Feriye Sarayı ile devam etti.

Topkapı Sarayı ise Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478'de tamamlanmış. Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırmasına kadar (1856), yaklaşık 380 sene boyunca devletin idare merkezi ve Osmanlı padişahlarının resmi ikâmetgâhı olmuştu.

***

Şehitler Köprüsü, ayağında Beylerbeyi Sarayı derken boğaz gezimiz Kız Kulesi etrafında 300 derecelik bir dönmeyle bitti.

Akşama doğru arabayla Üstadın büyük dönüşümüne sahne olan Fıstıklıbağlar Sokağı Sarıyer'deki halvethanesini bulduk. O günlerde hakikatan çam ve fıstıklarının yetiştiği cennetvari bir arazi olduğu şimdi bile anlaşılıyor.

Daha Sarıyer körfezine girince insanı mest eden reyhani kokular ciğerimize ve gönlümüze bayram ettirdi.

2021072523083563287f5421ddfa04.jpgÜstad Bediüzzaman'ın 2.Said'e dönüştüğü Sarıyer'in sahili.

Sonra Üstadın bayırın yüzünde yenilenen ahşap iki katlı inzivasını bulduk giremedik ama temaşa ve tefekkür edip fatiha okuduk. Sokak saksılarında her çeşit meyve, sebze ve çiçeklerin yetiştirilmesi insanı hayret ve hayranlığa düşürüyordu.

"Üstad akıllı ve nasipli insan, tam da metomorfoz yuvasını bulmuş" diye içimden geçirirken yatsı ezanı okunmaya başladı..

Sarıyer'deki ağaçlı ve hoş bir camide namazımızı kılıp Mecidiyeköy'e revan olduk.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum