Kızıl Îcâz Dersleri-12

FİKİRLERİ HATADAN KORUYAN ÖLÇÜ: MANTIK VE KAİDELERE RİAYET

On birinci dersimizde Süllem’in “Mantığın gönle nispeti, nahvin dile nispeti gibidir” beytini okuduk. Şimdi bu benzetmenin neticesine geliyoruz. Nahiv dildeki kuruluşu gözettiği gibi mantık da fikir yürütmenin tertibini gözetir. Süllem, onun faydasını şu beyitle ifade
eder:

> فَيَعْصِمُ الْأَفْكَارَ عَنْ غَيِّ الْخَطَا
> وَعَنْ دَقِيقِ الْفَهْمِ يَكْشِفُ الْغِطَا

Yaklaşık mânası:

1.Mısra: “Böylece fikirleri hatanın şaşkınlığından korur; ince ve güç anlaşılan mânanın üzerindeki örtüyü kaldırır.”

2.Mısra: Kelime kelime “ince anlayıştan örtüyü açar” biçimindedir; maksat, ince mânanın anlaşılmasına yol açmasıdır. Beytin öznesi, önceki beyitte sözü edilen mantıktır. Baştaki فَ harfi de iki beyti birbirine bağlar: Mantık fikrin nizamına hizmet ettiği için bu iki fayda beklenir.

KORUMA VAADİNİN ŞARTI

Bediüzzaman, “فَيَعْصِمُ” kelimesine koyduğu [1] numaralı haşiyede kısa fakat belirleyici bir kayıt düşer: «أي إن راعى، وما دامت لم تستخلف الطبيعة الصنعة». Birinci kısmın mânası, “yani kaidelere
riayet ederse”dir. Şu hâlde beyit, mantık kitabını okuyan herkesin artık hiç yanılmayacağını söylemez. Düşünürken ilgili ölçüleri doğru yerde ve doğru biçimde işletmek gerekir.

İkinci kayıt, tabii kabiliyet ile öğrenilmiş sanat arasındaki münasebete dikkat çeker. Molla Abdülmecid’in açıklamasına göre, bir delilin düzgün çıkması bazen kişinin fıtrî selikasından kaynaklanabilir. Kişi mantık kaidelerini gözetmeden de isabetli bir söz söyleyebilir; fakat bu isabet, mantık sanatını bilinçle kullandığını göstermez. Öte yandan kaideleri ezberlemek de onlara riayet edilmediğinde hatadan korunmaya yetmez. Üstad’ın özlü kaydı, faydayı hem usule bağlıyor hem de tabii isabetle sanatlı istidlali ayırıyor.

“FİKİR” YALNIZ BİR KANAAT DEĞİLDİR

Üstad, “الأفكار” kelimesi üzerine [2] numaralı haşiyesinde fikri, yaratılıştaki tertipli sebepler zincirini çözerek kavrayan; ardından uygun unsurları birleştirip neticeye giden bir faaliyet olarak tasvir eder. Molla Abdülmecid bu yoğun ifadeyi, bir şeyin tarifinde cins ve faslın yerini aramak ve bir kıyasta uygun öncülleri tertip etmek örnekleriyle açar. Şerhte küçük, orta ve büyük terimler arasında kurulan bağ da anılır.

Burada “yaratılışı taklit” sözünü, tabiatın kendi başına yaratıcı olduğu şeklinde okumamalıyız. Şerhin temsilinde insan fikri, mevcut düzende gördüğü tertibi anlamaya çalışır; bir sonuca ulaşmak için uygun başlangıçları seçer ve onları yerli yerine koyar. Benzetme, düşüncenin tahlil ve terkip yönlerini görünür kılar: Önce parçaların ilişkisini çözeriz, sonra o ilişkileri gözeterek hüküm kurarız.

İNCE MÂNANIN ÜZERİNDEKİ ÖRTÜ

Beytin ikinci mısraındaki دَقِيقِ الْفَهْمِ ifadesi, anlaması incelik isteyen hususları hatırlatır. يَكْشِفُ الْغِطَا, “örtüyü açar” demektir. Bir metindeki kelimeleri tek tek bilmek bazen yetmez; hangi sözün tarif, hangisinin delil, hangisinin sonuç olduğunu ayırmak gerekir. Mantık burada mânayı kendiliğinden üretmez. Mevcut delilin nasıl kurulduğunu göstererek karışıklığı gidermeye yardım eder.

Meselâ “Her güzel ifade doğru bir hüküm müdür?” diye sorduğumuzda dilin güzelliği ile hükmün doğruluğunu ayrı ayrı inceleriz. Cümle etkileyici olabilir; doğruluk için ise dayandığı öncüllerin ve onlardan çıkan sonucun ayrıca yoklanması gerekir. Böylece kelâmın süsü delilin yerini almaz; delil de sözün maksadından koparılmaz.

RİSALE-İ NUR’U OKURKEN VE GÜNLÜK HAYATTA

Risale-i Nur’daki bir bahsi okurken önce kelimeyi ve cümledeki yerini tespit etmek, ardından ileri sürülen hükmün hangi delille desteklendiğini görmek faydalıdır. Bir temsildeki her ayrıntıyı temsil edilen hakikatin aynısı saymamak da bu dikkatin parçasıdır. Kızıl Îcâz’ın haşiyesi burada bize ölçülü bir okuyuş öğretir: Kaideyi öğren, tatbik ederken şartını unutma, mânayı kaynakların sözlerine sadık kalarak aç.

Günlük konuşmada ise bir kanaati paylaşmadan önce şu iki sual işe yarar: “Bu sözü doğru anladım mı?” ve “Bu sonuç, gösterilen delilden gerçekten çıkıyor mu?” Mantığın koruyucu faydası, bu soruları usulünce sorma ve cevabını araştırma alışkanlığında görünür.

Süllem’in iki mısraı, hatadan korunma ile ince mânayı açmayı yan yana koyar. Bediüzzaman’ın kısa kaydı, bu faydanın otomatik olmadığını bildirir; Molla Abdülmecid’in şerhi ise fikrin işleyişini açar. İlim bize bir ölçü verir. O ölçüye riayet etmek, acele hükümden kaçınmak ve hakikati dikkatle aramak bizim vazifemizdir.

Kaynak ve metin notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “فَيَعْصِمُ الْأَفْكَارَ…” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, *Kızıl Îcâz*, bu beyte ilişkin [1] ve [2] numaralı haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî, aynı haşiyelere ilişkin açıklamalar. Esas alınan kullanıcı nüshası: *Saykalü’l-İslâm* içinde, basılı s. 162 (PDF s. 10). Günlük örnekler ve tatbik cümleleri tarafımızdan verilmiştir. Eserde sıradaki beyit “فَهَاكَ مِنْأُصُولِهِ قَوَاعِدَا…” diye başlar; bu, sonraki dersimizin mevzuudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.