Kıyâmet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır

Kıyâmet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır

Ayet meali

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Lokman Suresi 33-34. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

33 . Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve öyle bir günden korkun ki, (o gün) ne baba çocuğuna (onun nâmına birşey) öder, ne de çocuk babasına (onun nâmına) bir şey ödeyicidir. Şübhe yok ki Allah’ın va‘di haktır; öyle ise sakın dünya hayâtı sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan) sizi (bir taraftan günâha sevk ederek) Allah(’ın affına güvendirmek) ile şaşırtmasın!

34 . Şübhesiz Allah ki, kıyâmet (vakti) hakkındaki bilgi ancak O’nun katındadır. Veyağmuru (O) indirir. Rahimlerde olanı da (O) bilir. Ve hiçkimse yarın (amel cihetiyle) ne kazanacağını bilemez. Hem hiçkimse hangi yerde öleceğini bilemez. Şübhesiz ki Allah, Alîm (sizin bilmediğiniz herşeyi bilen)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır. (*)

(*) “Ehl-i ilhâd (dinsizler) tarafından tenkîd sûretinde mugayyebât-ı hamseden (beş bilinmeyenşeyden) yağmurun gelmesi vaktine ve rahm-ı mâderdeki (ana karnındaki) ceninin keyfiyetine (ne olduğuna) i‘tirâz edilmiş. Demişler ki: ‘Rasadhânelerde bir âletle yağmurun vakt-i nüzûlü (yağma vakti) keşfediliyor. Onu da, Allah’dan başkası da biliyor. Hem röntgen şuâ‘ıyla rahm-ı mâderdeki ceninin müzekker, müennes (erkek, dişi) olduğu anlaşılıyor. Demek mugayyebât-ı hamseye ıttılâ‘ kābildir (haberdâr olmak mümkündür)?’

El-cevab: (...) Rasadhânelerdeki âletle, yağmurun mukaddemâtını (alâmetlerini) hissedip vaktini ta‘yîn etmek, gaybı (gizli olanı) bilmek değildir, belki gaybdan çıkıp âlem-i şehâdete (yaşadığımız âleme) takarrübü (yaklaşması) vaktinde, bazı mukaddemâtına ıttılâ‘ sûretinde bilmektir. (...) Röntgen şuâ‘ıyla rahm-ı mâderdeki çocuğun erkek ve dişi olduğunu bilmek وَيَعْلَمُ ماَفِي الْأَرْحَامِ [Rahimlerde olanı da (O) bilir] âyetinin meâl-i gaybîsine (gizli ma‘nâsına) münâfî (bir zıdlık) olamaz. Çünki âyet, yalnız zükûret (erkeklik) ve ünûset (dişilik) keyfiyetine (hâline) değil, belki o çocuğun acîb isti‘dâd-ı husûsîsi (şaşılacak husûsî kābiliyetleri) ve istikbâlde (gelecekte) kesb edeceği (kazanacağı) vaziyetine medâr (vesîle) olan mukadderât-ı hayâtiyesinin (hayatta başına geleceklerin) mebâdîleri (başlangıçları), hattâ sîmâsındaki gāyet acîb olan sikke-i Samediyeti (onu diğer sîmâlardan farklı kılan Allah’ındamgası) muraddır (kasdedilmiştir) ki, çocuğun o tarzda bilinmesi, ilm-i Allâmü’l-Guyûb’a (bütün gizlilikleri bilen Allah’ın ilmine) mahsustur.” (Lem‘alar, 16. Lem‘a, 112-113)