Kimiz biz?

Bazen bir baraj kurmak gerekir. Enerji üretebilmek için. Bazen de barajların yıkılması gerekir ki o coşkun akan sular durulsun ve mecrasını bulsun diye.

Engel olmak, set çekmek, disipline etmek adına baskı kurmak mı daha zordur yoksa bir barajı yıkıp da suya yol vermek mi?

İnşaat mühendisliğini göz önüne alınca baraj yapımı için çok kurallar, şartlar vardır, ilim gerekir. Fakat bu mühendislikte “baraj yıkma sanatı” yok bildiğim kadarıyla.

Peki günlük hayatın akışı ya da akamayışı içinde bizim daha çok set çekmek ve engel kurmak, baraj yapmak sanatına mı yoksa işlevselliği olmayan veya daha fazla faydaları engelleyen barajları yıkmaya mı ihtiyacımız var?

Doğrusu doğumumuzdan bu yana hayat suyumuzu kesen öyle çok barajlar diktiler ki ciddi bir “baraj yıkma sanatı” zaruri ihtiyaç olmuş.

Bu barajların kimi umumi idi. Doğan her çocuk kaçarı kurtuluru yok orada engellenecek baskılanacak. Siyah önlük giyip kendi soyundan olmayan bir adama “atam” diyerek yedi göbek ecdadının kemiklerini sızlatacaktı. Kalbindeki sevgiyi o adama verecek ve tüm kalb damarları tıkanacaktı. Hayat suyunu can suyunu öyle bir kesişle kesmişlerdi ki ülkenin kırsalı bile bu barajdan hissedar oldu.

Sonra her çocuğa hususi bir baraj kuruldu “dur sus” barajı. Onu en çok seven ana babası bunu yaptı zira öyle bir yerdi ki burası fazla konuşanın kellesi gider ve doğru söyleyenler köyler silsilesi kurardı. Madem çocuk burada yaşayacaktı, en selametlisi durması, hareket edip yeni icatlar çıkarmaması ve susup hak bildiğini savunmaması idi. Böylelikle onlar erdi muradına biz çıktık ıskartaya.

Bazılarımız harika ve yeni ve ufuk açıcı bir doğru olan Risale-i Nur ile tanıştı sonra. Ne güzeldi bunca yalan içinden çıkagelen bu hakikat. Heyhat heyhat gel gör ki biz yalanlar ve hakikatsizlikler ve uydurmalar ve hurafeler üzerinden yaşayıp gitmeye öyle alışmıştık ki bu hakikati nasıl taşıyacağız, bu hakikat ile ne yapılır bilemedik.

Atadan dededen gördüğümüz kalıba koyma, baskı altına alma, kısıtlama ve bir tek doğru sanılanı her kese giydirme usulünü bu mecrada da geçer akçe sandık.

Kimimize göre kadın çalışmamalı, kimine göre tersi doğru idi. Kimimiz çarşafı kimimiz başörtüyü tuttuk. Kimimiz sosyal hayatı kimimiz mağaraları seçtik. Seçtik seçmesine de kaç kişi kendine uygun olanı tercih etme bahtiyarlığını yakaladı acaba? Ve kendileri için seçtiğimizi nasıl da baskıcı diktatör rejimin (kurucusu CHP idi kimileri unuttu da o yüzden diyiverdim kendinize geliverin gari) yaptığı gibi nesillerimize, evlatlarımıza ve müritlerimize dayattık.

Kaynak doğru usül yanlış oldu vesselam. Kaynak arş-ı A’zamdan gelen Kur’an-ı Kerim’in mucizevi bir lem’ası ve mucizevî irşadatta bulunan Risale-i Nur idi fakat o muazzam ab-ı hayatın, o Nil-i Mübarekten daha coşkun akıp her kese şevk veren engel tanımaz Cennet nehrinin üstüne öyle barajlar öyle barajlar kurduk ki… kuranlar kendini inşaat mühendisi sandı tamam, inşaattan anlıyor idiler lakin akan nehrin hacmi, debisi, mebde ve müntehasını hiç hesaba katamadılar. Katamazlardı da çünkü hesaba gelecek şey değildi.

Şu her kesin eleştirdiği toplum mühendisliğini hakikat için de uygulamaya kalktılar. Bu kitabı okuyan dünyayı bırakmalı idi veya dünyanın zirvesine oynamalı. Çalışmamalı idi veya çalışmalı. Başka şeyle hiç ilgilenmemeli idi yada ilgilenmeli. Halbuki o coşkun abı-ı hayat çorak toprakları hedeflemişti. Her ne cins toprağı olursa olsun. İster çöl ister kayalık, her yere akacak idi. Her ölmüşe hayat öpücüğü verecek idi. Şefkat idi esası, öyle döverek sopalayarak değil öpüp okşayarak diriltirdi. Kılıç vardı elinde fazlalıkları kesip atacak idi ama elmastandı kılıcı. Kansız ameliyat yapardı. Bu kılıç hep sadece esas kaynağın ve “üstadlar dairesi”nin eline olmalıydı. Zira ehil olmayan kılıç ile yanlış müdahale ederdi. Bu hayat suyu her toprağa akarken can vermek için, her kes kabını doldurdu ondan. Gel gör ki her kes kendi kabındakine müşteri arar oldu. Böylece kap sahipleri arttı ve her kes kendi kabına müşteri toplama derdine düşünce tefrika oldu. İttifak gitti zira aslını gösterme kabiliyeti pek azalmıştı basiretsiz kap sahipleri yüzünden.

Her hepsi dese idi : “ben size bu kadarcık tattırıyorum fakat asıl menba çok bereketli gidin siz da kabınızı doldurun”. Kendi leğenine kevser dedi her hepsi. Baraj kurmaktan daha da tehlikeli oldu bu zira baraj sadece debiyi azaltacak ve bir üretime sebep olacak idi. Ama bu leğenler koparıp parçaladı kaynaktan. Ebter etti güzelim hayat suyunu.

Bir yandan barajları yıkmalı şimdi. Bir yandan “ey kap sahipleri alın gelin kaplarınızı hepsini bir edelim koyalım Peygamber nefes etsin de aslındaki bereket gelsin yine ona. Zayi olmayasınız siz de o da.

Bir tevbe zamanı şimdi bir nedamet bir tarziye vereceğiz. “Affet bilemedik kadrin kıymetin” diyeceğiz. Mehdi iken sen süfyan tabağında servis ettik, kimyası değişti o hayat suyunun. Rutine girdi. Rahle i tedrisinde iken biz nasıl oldu süfyangillere katıldık? Ayıltamadı has kardeşlerin şefkatli elleri. Zecir gelmeden ayılalım gayrı.

Sopası var şahs-ı manevinin. Silkip atar kimini silkeleyip uyandırır ayılmaya niyet edeni. Sopa dedikse kılıç gibi o da nuranî.

Yeniden o ab-ı hayatı hayatlanmak için içmeli şimdi. Yeni bir niyet ile yeni bir kasıt ile. Leğenleri boşaltıp işlevsiz barajları yıkarak. Daha verimli yeni ileri teknoloji termik santrallar kurmak gerek belki, varsa daha ilerisi. Fakat kimyası değişmeden ulaşmalı kurak topraklara. Ve barajlar debiyi azaltmamalı. Ta ki ulaşacağı her yere ulaşsın o hayat suyu.

Eğer bizim kurduğumuz baraj yüzünden gidebileceği bir gönle daha akamadı ise o hayat suyu vay bizim adına hizmet dediğimiz hezimetimize. Bir kişi yanımıza gelemedi ise her hangi bir özelliği bize uymadı diye, biri küsüp açmadı ise bir daha kitabın kapağını…

Haydi kaplarımızı nehre boşaltalım ve biz de bırakıverelim nehre kendimizi. Barajlarımızı yıkalım usulünce. Hepimiz nehre toplaşınca birbirimizle tanış olacağız. Bir de nehrin öte yakasına bakıvereceğiz ki bir ayna var zannedeceğiz önce zira bizden bir tane daha olacak o nehrin başında, o nehirden beslenen. Bir de bakacağız ki BÜTÜN ABDURRAHMANLAR BURADA.

Adımız ister Zehra olsun ister Ali o nehrin başında tek sıfatımız var her hepimizin :  ABDURRAHMAN.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum