Kemalist elit ne ister?

Kemalist elit, başta bürokratik oligarşi olmak üzere rejimin mevcut halinden rant sağlayan her türlü “memur”lar topluluğudur. Kimi kriz çıkarmakla, kimi krizi yönetmekle memurdur. Bir nevi danışıklı dövüş sahnelenmekte ve açılan rant kapıları paylaşılmaktadır. Atanmışlar topluluğunun yönettiği Türkiye üzerinde en ziyade oyunların oynandığı bir coğrafyada yer almakta. Yine aynı Türkiye, demokrasi gelişiminin hemen başlarında diktaya teslim olan Avrupa ülkelerinin -Fransa İspanya ve Almanya gibi- her alanda olduğu gibi bu alanda da elli altmış yıl gerisinden geliyor. Onlar dikta yönetimlerini terk edeli epey olmuşken Türkiye’de mevcut dikta kalıntılarının kendi kurdukları demokrasi oyunundaki mızıkçılıklarına şahit oluyoruz. Kemalist elit, elindeki mevcut gücü kullanarak bir şeylerin olması veya bir şeylerin olmaması yönünde irade gösteriyor.

Bir elit düşünün ki, devletin sahibi olmak iddiasında olsun ve bu imtiyazı korumak için kendi koyduğu yasaları çiğnemek üzere çeteler teşkil edebilsin (!) Tabii ki bu Kemalist elit için de normal denilebilecek bir durum değil. Kemalizm’le birlikte kendi mevcut imtiyazları ve rant kapıları da son bulacağından var güçleriyle olayların gelişiminin yönünü tersine çevirmeye, en azından değiştirmeye çalışıyorlar. Olayın bu kısmında anlaşılmayacak, garipsenecek bir yan yok. Ama gelin görün ki bunu yaparken izledikleri yol ve kullandıkları argümanlar halkın hassasiyetlerini umursamaksızın saptandığından halktan asla iltifat görmeyeceklerdir. Ve bunun sonucunda Kemalist elit, halkın desteği olmadan gayesine ulaşmak adına söylemleri ve icraatlarıyla genel olarak Türkiye’de bir şeylerin olmasını isteyebilecektir. Bunlar toplumsal dönüşümler, karışıklıklar ve krizler gibi olağandışı durumlardır. Peki, Kemalist elit ne istiyor?

A. Kavram karışıklığı

Kemalizm’in icrasının ilk yıllarından bu yana en büyük icraatı kavram karışıklığı olmuştur. Önceleri özellikle dinle ilgili kavramlarda etkisini gösteren saptırma ve kasıtlı yanlış kullanılma sonralarda siyasi kavramlarda da görülmüştür. Ve bu yöntem kamuoyu oluşturmada oldukça etkili biçimde kullanılmıştır. Birkaç örnek verecek olursak; burada ilk zikredilmesi gereken kavram laikliktir. Özellikle son dönemlerde herkes tarafından farklı manada kullanılan laiklik, cumhuriyet yönetiminin batıcılığından mütevellit olarak içselleştirdiği ilk kavramlardan biridir. Bilindiği üzere Fransa’dan devşirilen kavram, sonraları içi “din karşıtlığı” ile doldurularak iç kamuoyuna servis edilmiştir. Kavramın aslından habersiz toplum, ithal edilen kavramların cumhuriyet yönetimi kadar çabuk içselleştiremediğinden olacak, inkılâplara maruz bırakılmıştır… Diğer bir örnek şeriat kelimesidir. Sözlük manası “kurallar” olan kelime kamuoyuna din boyunduruğu altında yaşanan dikta gibi gösterilmiştir. Birçok vatandaşımız sokaklarda “kahrolsun kurallar” diye bağırabilmiştir. Kelimenin/kavramın diğer bir manasının “İslam dini” olduğunu belirtirsek sokaklarda “kahrolsun şeriat” diye bağırttırılan vatandaşlarımızın durumunun ne kadar vahim olduğunu anlamak kolaylaşacaktır.

İşte böyle kimsenin kimseden aslında anlatmak istediği şeyi anlayamamasının adıdır kavram karışıklığı. Ve mevcut yönetim bunu kullanarak çokça destekçi edinmiştir. Rejimin sıkboğazından nadiren kurtulabilen muhalif seslerin dertlerini anlatamamalarının da sebebidir. Birisi çıkıp, “Laiklik dinin devlet yönetiminden elini çekmesidir” dese kimse itiraz etmez. Fakat cümlenin devamı seksen küsur yıldır göz ardı edilegelmiştir: Devletin dinlerden elini çekmesidir. Ama gelin görün ki Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum var ve devletin din üzerindeki erkini temsil ediyor. Tabii seksen yıldır öğretildiği üzere kimse bu çelişkiye itiraz etmiyor. Ya da bir Allah’ın kulu çıkıp da “Laikliği devşirdiğiniz Fransa’da devlet kiliseye karışıyor mu?” demiyor. Farkında olduğunuz gibi laikliğin içinin din karşıtlığı ile doldurulması meselesine hiç girmedim. Sadece kavram karışıklığı üzerinden gittiğimizde bile böylesine çelişkiler mevcutken, halkın hassasiyetlerine karşı alenen tezat teşkil eden bir mevzuda fikir beyan etmek, mevzuyu gereğinden fazla ciddiye almak olur.

Kavram karışıklığının bir devlet politikası olduğuna bir delil olarak yine son dönemden bir örnek verebiliriz. Meşhur “367 kararı” kavram karışıklığının anayasa üzerinde tezahürüdür. Öyle bir anayasa ki her okuyanın farklı bir şey anlayabileceği şekilde yazılmış. Her cümlesi yoruma açık. Ve işin en vahim durumu yorumlama yetkisi olanların tamamı seçilmiş değil atanmış, yani demokrasi adına hiçbir “sorumluluk” taşımayan elit’in mensuplarıdır.

Yazının bu bölümünün en çarpıcı örneği Kemalizm’dir. Kemalizm’in bir politikası olan kavram karışıklığı öyle yaygın kullanılmıştır ki, rejimin ideolojisi dahi bu karışıklıkta yer almıştır. Kavramın biraz içini açsak ne kadar boş ya da ne denli şişirilmiş olduğu ortaya çıkacaktır. Ama bu kavram öylesine muhafaza edilir ki bu kavramı sorgulayan her görüş cezalandırılır. Bırakın sorgulamayı, meraktan olsa dahi kurcalamak sakıncalı kılınmıştır kamuoyunda. En garip kısmı da bu: Her duyanın farklı bir anlam yüklediği, her zihinde -aslında mana barındırmasa da- farklı çağrışımlar yapan bir kavram tabu olarak kabul ediliyor ve halka dayatılıyor. Halktan biri, “Ben bu Kemalizm’i eleştireceğim” dese ortada eleştirilecek bir şey yok. Çünkü bu kavram rejimin her aşamasına -farklı adlarla- nüfuz ettiğinden başvurabileceği bütün mercilerce reddedilecek, belki suçlanacaktır. Ve göbeğini kaşıyan adam televizyonda ve basında aslında hiçbir anlamı olmayan kavramlar üzerinden yürütülen tartışmalardan sıkılıp “Kaynana Semra’yı” izleyecektir. Sonra elit soracaktır: “Göbeğini kaşıyan adama mı bırakacağız ülkenin geleceğini?”

B. Toplumsal kargaşa

Kavram karışıklığının bir sonraki aşaması toplumsal kargaşadır. Yani mevcut kavram karışıklığında asıl manalarından saptırılan ve muhtelif manalar giydirilen kavramların kitlelerce işlerine geldiği gibi sahiplenilmesi ve sonrasında bu kavramlar üzerinden tartışma, tahrik hatta çatışmaların meydana gelmesidir. Kavramlar yanlış manada da olsa bir tek kişinin zihnindeyken çatışmaya neden olmazlar; fakat muhtelif manalar barındıran kavramların etnik ya da dini gruplarca farklı manalarda kabulü toplumsal kargaşa zemin hazırlar. Toplumsal kargaşa, bir ara evredir. Sonraki aşamaya geçiş için gerekli olan kavram karışıklığının kanıksandığının göstergesidir. Bu aşamadan sonra yapılacak tek şey, kitlelere çatışma için fitili ateşleyecek bir “olay” vermektir. 60’larda filizlenen sağ-sol çatışması, aslında Türkiye’de bir karşılığı olmayan sağ ve sol kavramlarının barındırdığı vehmedilen tezadın özellikle gençler arasında çatışmaya yol açacak şekilde kamuoyuna sunulmasının bir sonucudur. Ve bu, daha önce zikrettiğim türden bir olaydır.  

C. Ayrışma

Ayrışma toplumsal manada, bir arada duramama halidir. Günümüzde de örneklerini gördüğümüz bu aşama kalıcı olduğundan 40 yıl önce başlamış olmasına rağmen dikta yönetimi kurulup, tüm insanları ”aynı” ilan edene dek sürecektir. Ayrışmanın bu süreçte işlevi fertleri asla etkili olabilecek bir kitleye -fertler topluluğuna- dönüşemeyecek durumda tutmaktır. Kemalist elitin bu aşamayı başarıyla icra ettiğini günümüz sivil toplum örgütlerine bakarak anlayabiliriz. Asli olarak demokrasiyi savunmaları gereken örgütlerin bir kısmı, kavram karışıklığından faydalanarak, demokrasi yerine cumhuriyeti savunuyor, bir kısmı ise irili ufaklı kalmanın etkisizliğiyle kendi varlığını savunamayacak halde sivil kalma çabası veriyor.

Ayrışmayı şöyle de örneklendirebiliriz: Demokratik yönetimlerde siyasi partilerin iletişim kurması son derce “normal” iken, biz de MHP ve DTP gibi köklü iki parti başkanı el sıkıştığında anormalmiş gibi tepki veriliyor. Oysa demokrasi zaten bunu gerektirir ve onlar kendilerini bunu yapmak zorunda hissetmeliler. Fakat burada da kriz çıkarma yetkisi ellerinden alındığından ve seçimlerden henüz çıkıldığından mecburiyetle de olsa demokratik bir sağduyu sergilenmiştir.

Toplumsal ayrışma kutuplaşmaya zemin hazırlayacaktır. Zaten bir arada duramayan insanların aklına kavram karışıklığının katkısıyla iki kavramı zıtmış gibi yerleştirildiğinde kutuplaşma evresine geçilmesi işten bile değildir.

D. Kutuplaşma

Kavram karışıklığıyla artık hiçbir kavramdan aynı şeyi anlayamayan kitle parçaları, medya eliyle kamuoyuna sunulan sözde zıt kavramları sahiplendiğinde kutuplaşmanın ilk adımları atılmış olur. Sonraki dönemlerde kutupların başına siyasi, etnik ya da dini tabanlı uç insanlar getirildiğinde kitleler çatışmak için kıvama getirilmiş olur. Buraya örnek verilebilecek olay o kadar çok ki Türkiye’mizde…

İlk örnek olarak cumhuriyetin ilk yıllarındaki cumhuriyet-şeriat kavramları arasında teşkil edilen tezattır. Bu iki kavram sanki birbirinin zıddıymış gibi insanlara sunuldu ve biri -cumhuriyet- öylesine savunuldu ki bu kavramın yüceliğini savunmamak bile yargılanmak -ceza almak manasında- için yeterliydi.

Diğer bir örnek kapitalizm-komünizm tezadı: Menşeleri bir olmakla birlikte dünya sisteminin insanları oyalamak adına piyasaya sunduğu bu iki kavram tabii ki Kemalist elit tarafından ustalıkla kullanıldı. Hatta dış kaynaklı olduğundan kavramalar arasındaki gerilimi arttırmak için iki kutbun temsilcileri idam edilerek cezalandırıldı. Deniz Gezmiş ve Adnan Menderes gibi iki idealist insan sadece Kemalist ideolojiye ayak uyduramadıkları için hunharca ve gayri hukuki yollarla idam edildiler.

Bu konuda örnekler çok olmasına rağmen son bir örnekle sonlandıracağım. Halen yaşadığımız ordu-din gibi bu milletin iki değişilmezinin zıt gibi sunulması, durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Hiçbir şekilde aynı kulvarda olmamalarına rağmen medya eliyle halka ikisi arasında tercih dayatılması söz konusudur. Tüm diğer örneklerde olduğu gibi aslen birbirleriyle kıyaslanamayacak olan kavramlar, halka peşinen zıtmış gibi sunulmakta ve bunlar üzerinden mevcut kılınan kutuplaşmaya gerekli gerilim sağlanmaktadır.

E. Çatışma

Olağanüstü hale giden yoldaki aşamalardan en önemlisi çatışmanın ortaya çıkarılmasıdır. Bu, bazen siyasi bazen de etnik suikastlarla ateşlenebileceği gibi medya yoluyla tahrik edilerek de yapılabilir. Medya yoluyla yapılana örnek olarak, “bayrak yakılması hadisesi” verilebilir. Ayrıca Hrant Dink’in katil zanlısının Türk bayrağıyla pozlarının yayınlanması da bu bölümde zikredilebilir. Yine Erdal Eren’in idamı gibi gayri insani ve gayri hukuki siyasi cezalandırmalar yukarıda zikrettiğim siyasi suikastlara örnek verilebilir. Hrant Dink’in sokak ortasında katledilmesi ise etnik cinayetle tahrikin son haddidir

F. Kaos

Tüm zikrettiğimiz aşamaların aslında varmak istediği yer demokrasi dışı her türlü müdahaleye açık bir kaos ortamıdır. Türkiye, kanaatimce hiçbir zaman tam manasıyla bir kaosa teslim olmamıştır. Fakat medyanın kullanışlılığı sayesinde gerektiği zamanlarda sanki ülkede bir kaos varmış gibi gösterilmiş ve kaosun sağladığı ortamda gayri hukuki müdahaleler meşru kılınmıştır.

Kaos halinin gerektirdiği kural tanımazlık Anadolu insanın bağlı olduğu geleneklere terstir. Gelenekleriyle Muaviye’den beri itaate meyyal halk, hiçbir zaman asi bir tabiata sahip olmamıştır. Ama bu noktada da kaos ortamının gerekliliği olan insanların birbirini öldürmesi gerçekleşmediğinde, birileri tarafından aynı silahla sabah bir solcu, akşam ise bir sağcı öldürülebilmiştir.

Tabii, bu aşamaya kadar siyasilerin basiretsizliklerinin de payı olmuştur ve olacaktır. İç dinamikleri yönetmeksizin dış destek alamayacaklarının farkında olamamaları, demokrasi dışı müdahaleler söz konusu olduğunda dış kamuoyunun desteğini demokratik yapıdan yana almalarını zorlaştırmıştır. Sonuç olarak iç dinamikleri mutlak bir iradeyle yöneten cuntalar dış kamuoyundan destek alabilmişlerdir.

Bu aşamanın sürece ene önemli katkısı demokrasinin dışında bir seçeneği halkın gözünde meşru kılmasıdır. Süreçten habersiz halk kardeşin kardeşi vurmasındansa askeri yönetimi tercih etmektedir. Tüm bu sürecin meyvesi Kemalist Dikta’dır. Maalesef bu süreç yaşanmasına rağmen sonuç kalıcı olmayacaktır. Küreselleşen dünyada demokrasinin varlığının farkında olan halk diktaya fazlaca tahammül edemeyeceğinden bu süreç defalarca yaşanabilecektir.

G. Ve nihayet Kemalist dikta

İlk örneğini 1923–1950 arasında gördüğümüz Kemalist dikta icraatlarının en büyüğünü Müslümanların elindeki -sembolik de olsa- en önemli kozu -hilafeti- kaldırarak yapmıştır. Dünya Müslümanlarının belki kavram olarak çok az ortak noktalarından biri olan hilafet kaldırılarak mezkûr sürecin ilk adımı atılmıştır.

Dikta yönetimi, halktan teveccüh göremediğinden zamanla aşınmış ve küreselleşen dünyada mevcut konjonktürün baskısına dayanamayarak kendini feshetmiştir. Ve süreç baştan başlamış, 1960, 1970 ve 1980’de döngü tekrar başa dönmüştür. Günümüze geldiğimizde sürecin aynen yaşandığı, fakat uluslar arası dengeler müsaade etmediğinden başarıya ulaşamadığını görebiliyoruz. Sarıkız ve Ayışığı kod adlarıyla yapılandırılan süreç yeterince destek alamadığından birkaç piyonunu feda ederek geçici bir duraklama evresine girmiştir.

Üzülerek belirtmeliyim ki Kemalist ideoloji devletin tüm aşamalarını terk etmedikçe bu manzaralara daha çok tanık olacağız. Osmanlı yönetimindeyken darbeyle devlet kuran bu zihniyet, her türlü memnuniyetsizlikleri durumunda yine asıllarına dönecek ve darbeye başvuracaklardır. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu devleti önce kutsi olmaktan çıkarıp sonra Kemalizm’den arındırmaktır. Çünkü Kemalizm’in ikame edildiği devlet cuntacıları muhafaza edecek ve zamanı geldiğinde kullanacaktır. Ayrıca nitelikli bir demokrasiye ulaşmak için demokrasinin yerini işgal eden Kemalizm’den kurtulmak gerekli ve elzemdir.

Yaşanmış ve yaşanmakta olan bu sürecin farkına varmak, sürece karşı koymak adına son derece önemlidir. Fakat sadece farkına varmakla değil; olaylar karşısında sürecin farkında olduğunun bilinciyle tepki verilmeli, en azından sürecin işlemesini kolaylaştıracak tepki ve yorumlardan uzak durulmalıdır. Ve en önemlisi demokrasi vazgeçilmez olarak kabul edilmeli, hiçbir oyun karşısında demokrasiden taviz verilmemelidir. FSA

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.