Kastamonu Lâhika düsturları-29 (Risale-i Nur’a ekmek gibi ilaç gibi ihtiyaç(ı) olduğunu fark etmek)

“Sen en sadık ve en mahir doktorların bile hâlâ teşhis ve tedavi edemedikleri en mühim kalb ve kafa ve ruh hastalıklarını, nurunla müşahede ve muayene edip ve en lüzumlu şifa ve devayı bulup, ruhî ve manevî dertlere düşmüşlere sunuyor, akıl ve idrak gözlerini açıyor ve en kısa bir zamanda zavallıları kurtarıyorsun.” [i] 

Mühim bir âlim ve muallim olan Hasan Feyzi Ağabey, Risale-i Nur’a hitaben yazdığı muhteşem mektubunda bunları söylüyor. Hayli uzun olan bu mektub, müstakil olarak neşredilen “Konferans” mecmuasında yer alıyor. Bazı kısımları ise lâhikalara girmiş. Daha evvel bu hakikattar mektubdan bazı parçaları bir yazıda paylaşmıştık. Hem din ilimlerinde hem de fen bilimlerinde müdakkik bir âlim (zülcenaheyn) ve ehl-i kalb bir zât olan Hasan Feyzi Ağabey, Risale-i Nur’dan aldığı feyzi bu parlak mektubuyla aksettirmiş.

Risale-i Nur’un kendi manevi hastalıkları için nasıl tesirli bir ilaç olduğunu saff-ı evvel talebeler mektublarında beyan etmişler. Lâhikalarda bunun pek çok misalleri var. Bâzılarına bakalım:

Hüsrev Ağabey Risaleleri, bir okyanusa dökülen nehirlere benzeterek böyle diyor:

“Bu enharda öyle azîm şifalar var ki, hastalar içse, her türlü devayı içinde bulurlar. Yaralılar içse, bin türlü yaralarına merhem bulurlar. İhtiyarlar içse, hayat-ı ebediyenin civanmerd gençlerinden olurlar. Tazeler içse, saadet-i dâreyni bir anda elde ederler.” [ii]

Müzeyyene Abla da Risale-i Nur’un hâiz olduğu şifa ve tesiri böyle ifade ediyor:

“Şu fâni dünyanın elemlerine gark olan gözlerim, sizin feyizli, nurlu Sözlerinize ve tesirli ve şifalı risalelerinize, can ü gönülden merbut oldukça ve okudukça, risaleleriniz ne kadar büyük bir mürşid olduğunu hiçbir şeyle tarif edemem.” [iii]

Yusuf Toprak da Üstadın duruşunun ve eserlerinin, kendisi için bir şifâ kılıncı ve ümit neşteri tesiri yaptığını yazıyor mektubunda:

“Riyakârlık olmasın, selim fikrinizden, ciddî tavrınızdan, Kur'ân'a ittibâ ve temessük yolundaki doğru irşadınızdan, hakikî sözlerinizden, samimî telkininizden, umumî hayırhah hissiyatınızdan kalbime, mecruh ruhuma uzanan tîğ-i şifa, neşter-i ümidin tesiriyle dilşâd ve mutmain oldum. Türlü türlü evhamın açtıkları menfezlerden, rahnedar kalan ruhuma tamam ve muvafık buldum.” [iv]

Mustafa Osman Ağabey, Risale-i Nur’u devamlı okumanın neticelerini bir mektubunda böyle ifade ediyor:

“…Risale-i Nuru devamlı okumakla, ben, dehşetli mânevî hastalıklardan nasıl kurtulmuşsam, sizler de o mübarek daire-i kudsiyeye dehalet ettiğinizde, dünyevî ve uhrevî dertlerden, ateşlerden kurtulacak ve evlât ve iyâlinizin bir nevi çobanı olmak hasebiyle, o sevgililerinizi de kurtaracaksınız. Ve nurlara çalışmakla, her birerleriniz maddî ve manevî felâh ve saadete nail olacaksınız! Böyle olan milyonlarla Nur Talebeleri bu hakikate şahittirler.” [v]

Hafız Mehmed, bulunduğu medresedeki Nur Talebeleri nâmına yazdığı mektubunda diyor ki;

"Nurla iştigalin, ölümden başka her belâya, hastalıklara bir ilâç olduğu gibi, dehşetli ölümü de Cennetin kapısı gösterip, ehl-i imanı heyecanla şevke getiriyor" [vi]

***

Ben de Risale-i Nur’un bir talebesiyim, sizin ders arkadaşınızım diyen Bediüzzaman Said Nursi kendisi için risalelerin nasıl bir şifâ vesilesi olduğunu çok defa ifade etmiştir. Mâlumdur ki Risale-i Nurlar ekseriyet itibariyle sünuhât ve ilhamât kabilinden yazdırılmıştır.

Bediüzzaman, risalelerin kendine ait olmadığını, Kur’anın mu’cizevî bir lem’ası olarak Kur’an-ı Hakîm’den lemeân ettiğini her dâim zikretmiştir ve herkesten çok kendisi okumuştur. Risale-i Nur’un manevî ilaçlarını evvela kendi nefsinde tecrübe etmiştir. Şimdi de Üstadın Risale-i Nurları kendi yaralarına merhem, dertlerine devâ olarak bulduğuna dair parçalardan bazılarına bakalım:

“…doğrudan doğruya tabib-i kulûb olan Kur'ân-ı Hakîmin feyzinden ve ziyasından iktibas olunan Risaletü'n-Nur, benim çok tecrübelerimle umum mânevî dertlerime şifa olduğu gibi, Resâili'n-Nur şakirtleri dahi tecrübeleriyle beni tasdik ediyorlar.” [vii]

Üstad Hazretlerinin Dördüncü Şua’nın başındaki ifadeleri:

“Hem bu Birinci Mertebe, bana mahsus gayet ehemmiyetli bir muhakeme-i hissî ve gayet ruhlu bir muamele-i imanî ve gayet gizli bir mükâleme-i kalbî suretinde, mütenevvi ve derin dertlerime şifa olarak tebarüz etmiş.” [viii]

Bediüzzaman’ın, Ayet-ül Kübrâ Risalesi için ifadeleri:

“…otuz sene akıl ve fikrin gıda ve ilâcı olmuş bir marifetnamedir.” [ix]

Said Nursî, kendi dertlerine bulduğu dermanlardan başkalarının da istifade etmesinin gayretindedir: (Tarihçe-i Hayatının da şehadetiyle bu uğurda ciddi bedeller ödemiştir.) 

“Kendi nefsime kazandığım hakaik-i imaniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim mânevî ilâçları, sair insanların eline geçmek için, o kapıyı açık bırakıyorum.” [x]

“Ben, bu millet ve bu vatana en büyük, en elzem hizmet bildiğim imanlarına kuvvet vermek için Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mu'cize-i mâneviyesi olarak bazı hakaik-i imaniyeyi dertlerime deva bulduğum gibi, derhal kaleme aldım.” [xi]

Her bir ricası tesirli bir ilaç ve bir teselli olan İhtiyarlar Lem’asında Bediüzzaman kendi derin manevî yaralarından ve elim hallerinden hilaf-ı âdet bahsediyor. Bundan maksadı; ne kadar dehşetli yaralar ve hastalıklar da olsa iman hakikatlerinden gelen manevî ilaçların kâfi ve vâfi olacağını göstermektir. Hatta ihtiyar ve aciz durumda bulunanlar şimdiki hallerinden yüz derece daha ziyade fena bir halde de bulunsalar Kur’an’dan gelen ve Risale-i Nur eliyle kendilerine sunulan ilaçlar, teselliler o dehşetli yaralara müessir bir merhem olur.

Mektubat mecmuasında Bediüzzaman, kendisinin ve en yakınlarının Risale-i Nur ile nasıl dertlerine derman, yaralarına merhem bulduklarına dair beş misal veriyor. Misaller, Üstadın kendisi, yeğeni Abdurrahman Ağabey, Burdurlu Hasan Efendi, Hulûsi Ağabey ve Abdülmecid Ağabey’in Risale-i Nur’un kendi yaralarına nasıl merhem olduğuna ve ihtiyaçlarına tam muvafık geldiğine dairdir. Bu misallerden sonra Üstad böyle diyor: 

“Daha bu beş misal gibi pek çok misaller var. Onlar gösteriyorlar ki, ulûm-u imaniye, hususan doğrudan doğruya ihtiyaca binaen ve yaralarına devâen Kur'ân-ı Hakîmin esrarından mânevî ilâçlar alınsa ve tecrübe edilse, elbette o ulûm-u imaniye ve o edviye-i ruhaniye, ihtiyacını hissedenlere ve ciddî ihlâs ile istimal edenlere yeter, kâfi gelir.” [xii]

Risale-i Nur Külliyatı başlı başına manevî bir ilaç olmakla beraber bazı parçaları da hususî hastalıklara has ilaçlar sunuyor. Hususen bu asırda şiddetlenmiş olan bu hastalıklara ve risalelerin ilaçlarına bir dahaki yazımızda yer vereceğiz inşallah.

Şimdilik Ankara Üniversitesi nur talebelerinin mektubundan bir cümle ile tamamlayalım:

“Hal ve istikbalin ve biz gençlerin, çok leziz ve iştiyakla alacağı gayet nâfi ve vâfi bir ilâç ve bir tiryaktır, bir mânevî kurtarıcıdır. Bu kat'î hakikatler meydanda iken, ona bütün kuvvetimizle sarılmamak, baştan aşağı Risale-i Nur'u tetkik etmemek, alâkadar olmamak, ancak gafletin eseri olabilir.” [xiii]

[i] Konferans s.91 (Envar N. 2008)

[ii] Barla Lâhikası s. 151 (erisale)

[iii] Barla Lâhikası s.422 (erisale)

[iv] Barla Lâhikası s.506 (erisale)

[v] Tarihçe-i Hayat s. 619 (erisale)

[vi] Emirdağ Lâhikası 1  s. 292 (erisale)

[vii] Sikke-i Tasdik-i Gaybî s.116 (erisale)

[viii] Şualar s.94 (erisale)

[ix] Lem’alar s.476 (erisale)

[x] Mektubat s.98 (erisale)

[xi] Emirdağ Lâhikası 1, s.315 (erisale)

[xii] Mektubat s.499 (erisale)

[xiii] Asa-yı Musa s. 316 (erisale)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum