Kararın sebebi ve ‘Tarihin Sonu’

ABD Başkanı, üç dinin kıblesi Kudüs’ü, İsrail’e başkent yapma kararıyla, çatışmacı siyasetin hançerini, Ortadoğu’nun kalbine saplamıştır.

Paradan ve inşaat duvarından başka bir şey bilmediği anlaşılan Başkan, fincancı dükkanına girmiş fil edasıyla ve tam bir siyasi gabavetle Ortadoğu’da dini çatışmaya benzin döküyor.

Seçim yılı dolmadan altı boşaltılan Başkan, bu kararıyla politik geleceği için Siyonizme sığınmayı seçiyor.

Kudüs’ü Başkent yapma kararı, sadece Başkanın koltuk kaygısıyla izah edilemez. Bu kararın arkasında, daha başka seebepler olmalıdır.

Batılı çevreler, Ortadoğu’da kendileri için “tarihin sonu” anlamına gelen bir akibetin, sanki ayak seslerini duyuyorlar.

Zira bölgeye kök salmış asırlık sömürme duygusu bir türlü doymak bilmiyor. Bu yüzden kurdukları sistem, arızasız sürsün isteniyor.

Bölgede katliama ve medeniyet tahribine dönüşen güç gösterisi, Batı için “tarihin sonu” demek olan bir akibeti erteleme telaşı olabilir mi?

Ortadoğu, din ve tarihiyle elbette Yahudilerin de yaşama alanıdır. Ne var ki, Yahudiler, mizaçları gereği tarih boyu sürgün yaşamaktan kurtulamadılar. Bediüzzaman’ın dediği gibi,  “Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak oldular.” Babil sürgününden, İspanya sürgününe ve Hitler dramına kadar hep aynı kimliğin çilesini çektiler.

Ortadoğu’nun 21. asırdaki siyasi düzeni, Batı’nın eliyle din görünümlü şiddet üzerinden kurulmak isteniyor. Kudüs hakkındaki karar, bölgedeki çatışmayı din üzerinden provoke etmek için, en kullanışlı vesile olarak seçilmiştir.

Kudüs’ü İsrail’e tahsisin bir sebebi olmalı?

Günümüz İslam coğrafyası on yıl öncesinin İslam coğrafyası değildir. On yıl sonrasının İslam dünyası da, bugünün İslam coğrafyası gibi olmayacaktır. Kültürel, sosyal ve siyasi uyanış, bölgedeki emperyal statükoyu ciddi tehdit istidadı kazanıyor. Bunu durdurmak için İslam’ın etki alanı, çatışma ortamında bloke edilmek isteniyor. Irak, Suriye, Mısır, Türkiye ve son olarak Arabistan’da yaşanalar, İslam dünyasını bloke etme öncü operasyonlarıdır. Irak ile başlayan süreç onbeş yıldır devam ediyor. Henüz taraflar için olumlu-olumsuz bir sonuç görünmüyor.

Fakat bölgede kurulu yapının dikişleri, “Diriliş” emareleriyle her gün bir yerinden yırtılıyor. Bu ise, “Güç Bende” oyununu sevenler için yıkım ve vahşetin meşruluk sebebi yapılıyor. Çocuk-kadın öldürmek, mabed yıkmak, okul ve hastaneleri bombalayarak katliam yapmak, insanları doğdukları yerden aç, sefil sürerek demografiyi düzenlemek, Batı için, adeta ontolojik şart haline gelmiştir. Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekavet o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir” gerçeği, böyleleri için insanlık dışı bir kimliğe dönüşmüştür.

“...Dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedenni dünyası olsun” elbette denemez ve kabul edilemez. Nitekim dünün ölü toprağı serpilmiş haline kıyasla, İslam dünyası, bugün sorgulayan, gelecek tasavvur ve tercihleri olan kimliğe doğru hızla gidiyor.

Trump’ın Kudüs kararının ilk Cuma’sından itibaren, inanç farkı bile gözetmeden insanlık adına ayağa kalkan tepki seli, başta İsrail olmak üzere herkesin ayağını denk atması için önemli bir ikazdır.

Diğer taraftan İslam dünyasında, koltuğunu efendisine borçlu, darbe ve saray oyunlarında gelecek arayan, asker- sivil  işbirlikçi yönetim anlayışının, artık halkın rızasına dayalı, adil, çoğulcu ve özgürlükçü yönetim anlayışına, süratle dönüşmesi gerekiyor.

İnançlara saygının insan hakkı olduğunu, medeniyet yolunun, vahşetten değil, “hubb-u insaniyetten” geçtiğini, İslamın terbiyesiyle insanlığa ders verecek konumdayız. Cazip sloganla süslü bir ütopyadan bahsetmiyoruz. İsrail ve dostlarının vahşetine inat, insanilik ve medenilikte, karşılığı olan yaşanmış tecrübemiz var. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı  Karen Armstrong’un naklettiği şu anektod, ölümsüz bir örnek olmanın yanında, siyasi sorunlara, hala güçlü bir çözüm iradesi içeriyor:

“Kudüs’ün fethi üzerine Hz. Ömer şehre girdiğinde, Yunanlı Başrahip tarafından karşılanır. Şehri tanıtma gezisinde Kutsal Mezar Kilisesine gelindiğinde namaz vaktidir. Başrahip, namazını kılması için Hz. Ömer’i kiliseye davet eder. Daveti kabul etmeyen Halife Hz. Ömer, bunun sebebini şöyle izah eder: “Eğer, davetinizi kabul eder, namazı kilisenizde kılarsam, benden sonra gelen yöneticler, namaz kıldığım için burayı camiye çevirir” der ve namazını dışarıda kılar. Hz. Ömer, İsrail’in bugün Mescid-i Aksa’da Filistinlilerden esirgediği Din ve Vicdan Hürriyetinin, insanlığa ibret olacak müstesna dersini verir.

İslam’ın bu anlayışını ilke yapan Osmanlı, kendi yönetiminde kaldığı dört asır boyunca Kudüs’ü, üç dinin barış içinde yaşadığı insanlığa yakışır bir medeniyetin beşiği yaptı. İsrail ise, medeniyet ve çağdaşlık adına beşikteki çocukları katletmeye devam ediyor. Sözde medeni dünya seyrediyor.

Filistin’in bağımsızlığı için verdiği mücadelede, doğrusuyla-yanlışıyla sembol haline gelen rahmetli Arafat, vefatından kısa süre önce verdiği beyanatta, “Osmanlı, 1918’de ayrıldığından beri bu topraklar huzur yüzü görmedi” diyerek hayıflanmıştı.

Yaser Arafat’ın hasreti olan huzur, bu bölgeden henüz uzakta duruyor. Alınan kararlarla barış yolunun taşları döşenmesi gerekirken, yeni yeni çatışmaların tohumları atılıyor.

İnsanlığın yüzü, herşeye rağmen hayra dönüktür.

Birilerinin petrol ve silah gibi kanlı servetlerine karşı, bizim de tarihi köklerimizden güç ve ilham alarak insaniyeti yüceltmek görevimiz olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum