Kadın, Said Nursi ile evlenmek için bize geldi

Kadın, Said Nursi ile evlenmek için bize geldi

Bediüzzaman Said Nursi’nin Burdur'da evlerinde kaldığı Fatma Seyhan’ın kızı Adalet Bayram annesinden dinlediği hatıraları Risale Haber’e anlattı

A+A-

Röportaj: Nurdan Huyut-Risale Haber

Bediüzzaman Said Nursi’nin Burdur'da evlerinde kaldığı Fatma Seyhan’ın kızı Adalet Bayram annesinden dinlediği hatıraları Risale Haber’e anlattı.

Sizi tanıyabilir miyiz?

69 yaşındayım. Yedi çocuğum var. Van'ın Gevaş ilçesinde doğdum. Fatma Seyhan'ın kızıyım. Annem Burdurludur. Babam Gevaşlıdır. 14 sene Van'ın Edremit ilçesinde kaldım. Kırk seneden beri Van'da yaşamaktayım.

BİR GÜN TEVAFUK ESERİ ÜSTAD'LA ÇARŞIDA KARŞILAŞMIŞ

Bediüzzaman Hazretlerini hiç gördünüz mü?

Hayır. Hiç görmedim. Keşke görebilseydim. Ama annemin anlattığı hatıralarla O'nu daha yakından tanıdım. Bu hatıraları hiç unutamıyorum.

Bilindiği gibi anneniz Fatma Hanım, Üstad'ı evinde misafir etme şerefine nail olmuş bir hanımefendi. Daha öncesine gidersek, anneniz Üstad'ı, Risale-i Nurları nasıl tanımış?

Annem Üstad'ı babam vasıtasıyla tanımış. Babam küçükken Üstad'ın bir kaç dersinde bulunmuş. Yani Üstad onun bir nevi hocası olmuş. Daha sonra tahsilini bitirince Burdur'a askere gidiyor. Askerdeyken annemi görmüş. Evlenmiş. İki katlı bir evleri varmış. Derken bir gün tevafuk eseri Üstad'la çarşıda karşılaşmış. 

Babanızın ismi, mesleği nedir?

Babamın adı Eyüp Seyhan. Burdur'da telgraf çavuşuymuş. Yolda Üstad'ı görünce, “Seydam siz burada ne yapıyorsunuz?” demiş. Küçüklükten kalma bir hitap bu. Onlar Üstad'a “Seydam” dermiş. Üstad'la biraz sohbet ettikten sonra, “Seydam ben sizi eve götürsem, gelip misafirim olur musunuz?” demiş. “Evet, gelirim” demiş Üstad ama kalbinden de, “Eğer hanımı razı olmazsa kalmam, ama eğer temiz, içtense kalırım” diye düşünmüş. Sonra birlikte bizim eve gelmişler. Annem memnuniyetle karşılamış. Üstad'a alt katı vermiş. Üst katta da kendileri kalmaya başlamış.

KEÇİNİN YEDİĞİ OTU DA ÜSTAD PARAYLA SATIN ALIYORMUŞ

Ne kadar zaman kalmış Üstad o evde?

Toplam dokuz ay kalmış. Ama annem hiç bir zaman tesettürsüz çıkmamış huzuruna. Her zaman peçeli, çarşaflı çıkmış yanına. Üstad eve ilk geldiğinde iki gün kaldıktan sonra babamı çağırmış yanına. Babam gidince, “Keçeli, gel otur yanıma” demiş. “Ben sizde kalacağım. Çünkü senin öyle bir hanımın var ki, kalbi altın gibi...” demiş. Bir kaç tane altını varmış yanında. Tabi ülke savaştan yeni çıkmış olduğundan insanların maddi durumları iyi değilmiş. Fakat Üstad Hazretleri kimseden bir şey almadığı için her ay babamı yanına çağırıp bir altın verir, “Götür, bunu bozdur. Eve gereken şeyleri al” dermiş.

Bir gün de Üstad Hazretleri bir keçi satın alıp, babama vermiş. Annem hem ona bakıyor, hem de onun sütünü sağıyormuş. Keçinin yediği otu da Üstad parayla satın alıyormuş kimsenin bahçesinden, otundan yemesin diye. Üstad ayran çorbasına, “Mehir” dermiş. Bazen,”Bacıma söyle bu gün bize bir mehir pişirsin” diye ara sıra o çorbayı istediği olurmuş. Üstad hazretlerinin ufak, bakır bir tenceresi var. Onda pişiriyormuş annem.

 

Annenizin Üstad Hazretleri hakkında en fazla dikkat çektiği hususlar nelerdi?

Annemin en çok anlattığı husus, Üstad'ın hiç kimseden bir şey almamasıydı. “Etraftan komşular bazen yemek getirse de Üstad kabul etmez, yemezdi” derdi annem. ”Almayın” dermiş Üstad. Zaten keçiden sağılan sütle yoğurt yapıp, çorbayı onunla pişiriyormuş.

Bir diğer husus da Üstad'ın temizliğe verdiği önem. Hemen hemen her sabah çarşı banyosuna gidip yıkanır, ardından sabah namazını cemaatle, hocalarla beraber kılarmış. Sonra eve gelip biraz uyurmuş. Sonra 11 gibi uyanıp, babamla birlikte çok az bir kahvaltı yaparmış.

BEDİÜZZAMAN’IN EN ÇOK İSTEDİĞİ YEMEK

Hangi yemekler olduğunu biliyor musunuz?

En çok yaptığı yemek mehir çorbası, yani “Ayranaşı” derler bizim burada. Bir de yine doğu yöresinde yapılan “Kürt köftesi” var. Onu istermiş bazen. Ama annem Burdurlu olduğu için o yemeği bilmezmiş. Üstad anlatmış o yemeğin yapılışını. Annem de yaparmış. Başka şeyler de pişirir ama genelde böyle hafif yiyecekler yermiş Üstad.

Üstad'ı ziyarete gelen insanlar oluyor mu o sırada?

Evet. Gelip gidenler olurmuş. Alt katta kalıyor zaten. Annem ve babam rahatsız olmasın diye alt kattaymış Üstad...

O dönemde herhangi bir baskın veya asayiş olayı olmuş mu evinizde?

Hayır hiç bir olay olmamış o zaman. Anlattığım hatıralar 1925'li yıllara ait... Ama Üstad bazı dersler yazıyormuş tabii...

SEN ÇOK TEMİZ BİR KARDAŞSIN

Başka hangi hatıralar var Risale Haber okuyucularına aktarabileceğiniz?

Annem daima anlatır ağlardı. Mesela o zaman annemlerin pek bir şeyi yokmuş. Ablasında bir koyun postu varmış. Onu getirip Üstad'a vermiş. Üstad daima o postun üzerinde kılıyormuş namazlarını. Birkaç gün sonra Ablasına, “Ağabeyim bu postu çok sevdi. Ne olur, giderken götürsün” demiş ama ablası, “Enişten gelsin, sorayım” diye cevaplamış. Annem “Tamam” diyerek eve gelmiş ki, Üstad babama postu vermiş, “bu postu geri götür” demiş. Postu geri götürmüş annem de. “Alın postunuzu geri, siz burada söylediniz, o orada duydu” diyerek postu geri vermiş onlara... 

Başka bir gün babamla konuşurken ardından annemi yanına çağırıyor iki baş parmağını birleştirerek, “Ben ve sen aynı anne, aynı babadanız. Bacı, kardaşız. Nasıl aynı anneden, aynı babadan doğanlar kardeş olursa, biz de öyleyiz” demiş. 

Annenizi kendisine kardeş yapmış demek ki...

Evet. Annem Hacı Fatma Seyhan’ı kendisine bacı eylemiş... Bazı kitaplarda geçiyor. Annemin anlattığına göre bir gün biri geliyor kapıya. Altınlarını kaybetmiş. Anneme, “Ne olur Fatma bacı, kardeşine söyle benim altınlarımın yerini bulsun. Bir tanesini de sana veririm” demiş. Annem babama bu durumu söylemeye çıkarken Üstad, “Sen, sen ol ki sakın dünya malına aldanmayasın.” Annem daha hiç bir şey demeden komşu kadının yanına dönmüş. Yani niyetlenmiş söylemeye ama Üstad ondan önce durumu anlayarak “Dünya malına aldanma” demiş ve uyarmış annemi. Annem de komşuyu geri göndermiş hemen.

GELEN KADININ AMACI ÜSTADLA EVLENMEK

Tıpkı Peygamberimiz (s.a.v)'in Fatıma annemizi uyardığı gibi, o da bacım dediği annenizi dünya malına karşı korumuş demek...

Annem o sözün üzerine hiç bir şey konuşamamış. Sadece Üstad'a çok hak vermiş ve komşu kadının teklifini geri çevirmiş. Annemin anlattığı bir başka hatıra daha var. O da ilginçtir. Üstad hazretleri babamla konuşurken babama annemi çağırmasını istiyor. Annem gelince, “Kapı çalınıyor. Kapıyı aç ama sakın o geleni içeri alma” demiş. Annem, “Üstad nasıl duydu kapıyı?” diye düşünürken, gidip kapıyı açmış. Hakikaten kapıda süslü bir hanım. Koluna altın bileziklerini takmış, yüzünü gözünü boyamış, elinde de büyük bir tepsi... İçinde çeşitli yemekler... Hindiler, etler, pilavlar falan... Kadın anneme, “Ben bu yemekleri Hocam'a getirdim” demiş.

Neden bu kadar süslenip, türlü yemekler getirmiş Üstad'a?

Amacı kendini Üstad'a beğendirmek belli ki. Belki de evlenmek... Çünkü bekar bir kızmış gelen... Annem içeri almamış bayanı tabii. “Git, Hocamın rızası yok” demişse de kadın çok ısrar etmiş. Kadın uzun boylu güçlüymüş de ama yine de annem hemen kapıyı kapatmış, bırakmamış girmesine içeri... Üstad, “İyi yaptın. O gelen kadını içeri almadın” demiş. Tabii annem anlatırken babamla bu olaya çok şaşırdığını, Üstad'ın olanları nasıl bildiğini anlamadığını söylerdi.

HALBUKİ O AĞABEYİ SAİD NURSİ'YE AĞLARDI

Çok güzel şeyler yaşamış anneniz...

Evet. Daima ağlardı, ağlardı, ağlardı... Bu hatıraları anlatırdı. Ama ta vefatına kadar mektup yollardı Üstad. Mektuplar Latinceymiş. Annem tabi okuma bilmediği için, babam okurdu, o dinlerdi. Biz o zaman küçük olduğumuz için anlamazdık. Zannederdik ki, annemiz Burdurlu ya, Van'a gelmiş, gurbete gelmiş. Gariptir, garipliğine ağlıyor. Halbuki o ağabeyi Said Nursi'ye ağlardı. 

Anneniz kaç yaşında vefat etti?

93 yaşında vefat etti. Irak-İran harbinde. 1979’du.

BİR SUBAY ÜSTADIN KİTAP VE MEKTUPLARINI ALMIŞ

Üstad hazretlerinden annenize kalan herhangi bir hatıra, eşya var mıydı?

Vardı. Çok kitapları vardı annemde. Mektupları vardı. Babamın vefatından sonra kesildi tabi. Ama öncesinde her ay gelirdi. Annem küçük bir odada, küçük bir dolaba koymuştu hepsini. Özalp'tan bir subay gelmiş bir gün. Annem yatağını sermiş, adam yatmış. Sabah kalkınca o dolabı açıp hepsini incelemiş. Babam vefat etmiş o zaman tabi. Subay anneme, “Teyze, sen bunları saklıyorsun ama bak bunlar yasaktır. Ben bunları götüreyim” demiş. Annem yalvarmış, “Sen bunları götürüp yakarsın. Bunlar benim hayatımdır. Ne olur götürme” diye. “Yok, yakmayacağım. Hiçbir şey yapmayacağım” demiş subay. Meğerse kendisi için götürmüş. Annemi kandırmış yani. Bir de bir sarığını vermiş anneme Üstad... O arada kıtlık varmış ülkede. Bu sebeple babam Burdur'dan Van Özalp'e hoca olarak gitmiş. Annem de hemen apar topar beraber gidince, o sarık o komşuda kalmış. Aradan bir sene geçmiş. Annem dönüp komşudan sarığı istemiş ama vermemiş anneme. Güya ondan da çalmışlar falan.

Okuma yazma bilmediği halde, belki de sadece Risale-i Nurları duyarak öğrendiği halde, bu kadar sevgi, ve saygıyla bağlanmış Üstad'a...

Evet. Sevgisi çok büyüktü. Annem okuma yazma bilmezdi ama daha sonradan Kur'an okumayı öğrenmişti.

ÜSTAD 9 AY SONRA EVDEN NİYE AYRILDI?

Dokuz ayın sonunda Üstad'ın evinizden ayrılışı nasıl olmuş?

Bu konu annemi en fazla üzen meselelerden biriydi. Çünkü hep kendisini suçluyordu. Birincisi evleri ahşap olduğu için tahtakurusu çok oluyormuş. Ondan gittiğini düşünürdü ama asıl annemi üzen mesele şuydu; annem çok tesettürlüymüş. Sonradan manto falan giydi. Üstad zamanında çarşaflı, peçeliymiş. Kendisi anlattığına göre bir gün abdest almış. Başını örtmüş. Çarşafını giymiş. Fakat çorabını giymeden, ne olduysa bir şey alıp gelmiş tekrar. O sırada Üstad onu yalın ayak görmüş. Hep, “O sebeple gitti” diyor çok yanıyordu...

SAKIN BACIMI PERİŞAN ETMEYESİN BACIMA İYİ BAK

Aslında Üstad'ı Isparta'ya göndermişler o sırada. O sebeple gittiğini biliyoruz. Ama anneniz yine de kendisini suçlamış demek...

Üstad kendiliğinden, “Ben gidiyorum” demiş. Sebebini, “Tahtakurusu var” diye açıklamış ama annem diğer meseleden olduğunu düşünmekte devam ederdi. Gerçi ayak namahrem değil dinimizde belki ama, çok hassas şeyler işte... Fakat Üstad giderken babama, “Bacımı götürüyorsun Van'a. Ama sakın perişan etmeyesin iyi bak” demiş.

Üstad'ın Burdur'da sık sık gittiği, ders yaptığı, imamlık yaptığı bir cami de var...

Annemler Oluklarbaşı denilen yerde kalıyorlarmış. Şimdi o cami de duruyor. Aydın Nazilli’de damadım var. Hocadır kendisi. Onun yanına gitmiştim. Bayağı hastaydım. Damadım, “Gel, seni Burdur'a götüreceğim” dedi. Beraber gittik Üstad'ın camisine. Ama tabi annemlerin evini yıkılıp yerine başka binalar yapılmış.

Daha sonraki yıllarda Üstadla görüşebilmiş mi anneniz veya babanız?

Ne yazık ki bir daha görüşmek nasip olmamış ikisine de. Ama babam Risale yazardı. Hatta bundan on sene evvel ağabeyimden bir komşusu okumak için istemiş babamın yazdığı kitabı. O da vermiş. Aynı sene ağabeyim vefat etti. Biz ağabeyimin üzüntüsündeyken, küçük kardeşlerim gidip istemiş. Vermemişler. Bir de ufak bir Delail Hayrat'ı vardı. Gevaş'taki kardeşimde o da. Üzerinde mühür vardı. Ben biraz okumak için aldım. Sonra kardeşimin hanımı felçlidir. Dedi, “Sen o kitabı götürdüğün günden beri bizim evde bereket kalmamış.” O sebeple aldım, götürdüm geri. Bir iki kitap daha vardı annemde. Bazı insanlar görmüş, fotokopisini çekip getiririz falan demişler. Ama getirmemişler. Hasılı her biri bir yerde kalmış Üstadın eşyaları da, kitaplar da... Sonra babam vefat etmiş zaten. Annem de Gevaş'ta kalmış...

Annem çok dindar bir hanımdı. Mesela teheccüd namazı kılardı. Gece kalkar, sabaha kadar ibadet ederdi. Tülbentini de peçe yapar, namazlığın üstünde sabaha kadar ibadet ederdi. Tıpkı Üstad gibi geceleri ibadetle geçti. Ta vefat edene kadar böyle...

Siz kaç kardeşsiniz?

Beş kardeşiz. Onun da bir hikayesi var. Şöyle, annemin çocuğu olmuyormuş. Yani üç sene olmamış. Annem babama, “Ne olur kardeşime söyle dua etsin. Bizim de çocuğumuz olsun” demiş. Önce bir evlilik daha yapmış annem. Bir kızı olmuş ama daha sonra babamla evlenince, hiç çocukları olmamış. Babam Üstad'ın yanına gidip dua isteyince Üstad gülmüş. Sonra beraber namaz kılmışlar. Namazın ardından Üstad oradaki hocalara, “Ben dua edeceğim. Siz de amin deyin” demiş. Üstad sessizce dua etmiş, onlar da amin demişler hep birlikte. 

www.RisaleHaber.com

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
7 Yorum