İslam korkusu mu? Türk korkusu mu?

İslam korkusu mu? Türk korkusu mu?

Daha önce kaleme aldığı Türk Korkusu kitabının yazarı Özlem Kumrular bu defa Batı'nın gözüyle İslam korkusunu ele alıyor.

A+A-

Türk Korkusu kitabıyla Batının Osmanlı İmparatorluğu özelinden Türkler hakkındaki kanaatlerini ele alan akademisyen ve romancı Özlem Kumrular şimdi de meseleyi daha ileri götürerek İslam Korkusu'nu kaleme aldı. Doğan Kitap'tan çıkan eser, gerçekten İslam Korkusu'nu mu anlatıyor? Kumrular'ın emek mahsulü eseri, Batının İslam Korkusu'nu anlatmaktan ziyade yine Türk korkusunu işlemeye devam ediyor. Esasında bu çalışma Türk Korkusu kitabının devamı niteliğindedir. İslam Korkusu'nun en büyük özelliği tamamen Batılı kaynakları kullanmasında. Özellikle "anlatılar ve seyahatnameler" üzerinden ortaya çıkarılan "korku", sadece didaktik ve kuru bir döküm ile aktarılmıyor, anlatanların psikolojilerini, bilinçaltlarını da sarih şekilde ele veriyor. Egemen devletin gücü çoğu zaman, görülmekten çok "üretilmiştir". Türk imgesi biraz da rivayetlere dayalı kehanetlere bağlı olarak gelişmiş ve Türkler "Tanrı'nın cezası, şeytanın aracı, inanç düşmanı, düzen bozucusu, kısaca Deccal" olarak tanımlanmıştır.

Bal nehirleri ve altınlar

Haçlı Seferleri anlatılarında sıkça rastladığımız, doğuda bal nehirleri, altın eşyalar türünden zenginlikler Ortaçağ boyunca Batıyı peşinden koşturdu. İslam Korkusu'nda "havaya yükselip düşmemek, su üstünde seccadeyle gitmek, ateşe ve kaynar su dolu kazana girip yanmamak gibi doğaüstü yetenekler"in yanında, "huriler, şaraptan ırmaklar ve şatafatlı bahçelerle dolu cennet" tasvirleri çok yaygındır. Kumrular, gündelik hayata yansımış ve Batı insanını motive eden bu anlatıların Batının sadece algısı olmadığını, Türklere karşı bilenmelerinin nedeni olduğunu da vurgular, kitap boyunca.

Batının bilinçaltında "kafir Türkler" imgesi İslam'ın Hristiyanlık ile olan münasebetlerinden doğar. Özlem Kumrular'ın kitabındaki en net vurgulardan biri Hristiyan Batının İslam'ın itikadî mesajıyla Peygamberi'ne olan düşmanlığının çok keskin olduğudur. İslam'ın kendisinden önceki dinleri ilga etmesi Batılıların moderniteye giden süreçte önemli belirleyicilerinden olmuştur. Özellikle 19. yüzyılda yoğunlaşacak oryantalist tezlerin menşei aslında halkın arasında da yaygın olan hakaretamiz yargılardır: "Sizin dininiz öteki dünyada sütten, baldan ve şaraptan nehirlerin yanı sıra lezzetli yiyecekler, çok sayıda kadın ve kapatma, meleklerle ilişki (…) Bu bir öküzün ya da eşeğin cenneti olabilir, insanoğlunun değil!" Bunların yanında Peygamberimize çok ağır hakaretler de yapılmaktadır.

İslam ve Batı farkı

Özlem Kumrular'ın objektif biçimde yansıttığı gerçeklerden bir tanesi de Batının zulümleri. Belki bundan daha önemlisi Batının Müslümanlardan gelen "birlikte yaşama" tekliflerini kesin olarak reddetmesi. Bunun en belirgin örneği tabi ki Endülüs. İspanyolları Reconquista'nın tek mümessili olarak görmek elbette hatalı olur. Bu süreçte Batı Müslümanlara üç ihtimalli bir öneri getirir: ölüm, sürgün, din değiştirme. Topraklarını terk etmek istemeyenler için en müspeti din değiştirme olarak görünmüş ve Morisko kimliği altında zahiren Hristiyan ama özde İslam olarak kendilerini tanımlamış kimselere Batı itimat etmemiştir. Kumrular "iyi Hristiyan testi"nin yaygınlığını gözler önüne sererken, kızgın demir içirmekten, kafatasını sıkıştırmaya kadar 13 adet işkence yöntemini anlatır. Sonuçta Batıda "temiz kan" furyası başlamıştır. Kanın temizliği Yahudi ve Müslüman kanının karışmamasına bağlanmıştır. Bilmiyoruz Mao Engizisyondan etkilenmiş midir ama yapılan işkencelerin ücretini ölen Müslümanların ailelerinden istemeyi ihmal etmemiş Avrupalılar. Özlem Kumrular'ın İslam Korkusu büyük oranda Türk Korkusu üzerine kurulmuş. Çünkü üzerinde durulan zaman dilimi yani Ortaçağ, İslam ile Türkün birbirinden ayrı düşünülmediği bir çağdır. Kumrular sık sık Türk kelimesinden İslam anlaşıldığını ve Batıda Müslüman olanlara "Türk oldu" denildiğini vurgular. Kumrular Osmanlı üzerinden Türklerin kurduğu imparatorluğun Batıdan ayrılan tarafları üzerinde durarak Müslümanların kendilerini üstün görmelerinin nedenini de vurgular: "Bizler her zaman Türklerin ayağına gideriz, onlar bir defa olsun Batıya gelmez; bu bizim ihtiyacımızın açık bir belirtisidir." Kumrular'ın yaptığı alıntılarda, Türklerin kurduğu sistemin hakkı verilir. Kendileri gibi yaşamayanlara zorlama yapılmadığı, inanca müdahale etmedikleri, can ve mal emniyetinin yerinde olduğu gibi hususlarda Türk korkusu yerini övgüye bırakır. Türkleri Avrupa'dan kovmanın "tek amaç" olduğunun altını çizen yazar, bu bakımdan İnebahtı yenilgisi üzerinde de genişçe durur. Batılı seyyahların Osmanlı topraklarına yaptıkları seferlerdeki ilginç anekdotlardan, ihtida etmiş Batılılar için düzenlenen törenlerin detaylı olarak anlatılmasına kadar bir çok önemli bilgi kitapta yerini alır.

Özlem Kumrular, Müslüman ile Batılılar arasındaki yaşayış farklılığını ilginç gözlemleri aktararak ortaya koyar. Batılılar Müslümanların "koşar gibi değil mutedil adımlarla" yürüdükleri, üzerinde hayvan ve insan figürlü saatleri reddettikleri, çok çalımlı oldukları, yeryüzünde kendilerinden daha üstün ve yiğit insan olmadığına inandıkları, güzel endamlı olup, topal ve kambur olmadıkları, hayra ve adalate düşkünlerini uzun uzun anlatır. Kumrular seyyahların sözlerinden geniş bir yeme içme bölümü de hazırlamış. Osmanlı'da Hristiyan nüfusun bulunmadığı yerlerde şarap edinmenin neredeyse imkansızlığı dile getirilerek, Müslümanların Avrupalılarla damak tadının birbirine zıt olduğu aktarılır. Yemekte fazla oyalanmadan, Allah'a şükür denilerek kalkılmasını, yer sofrasına oturmanın getirdiği eşitliği Avrupalı seyyahlar saygıyla beraber tuhaf bulurlar.

Özlem Kumrular,

İslam Korkusu

Doğan Kitap Kasım 2012

Yeni Şafak