İrticacı subayı tespit için yalan makinesi bile kullanılmış
İrticai faaliyette bulunduğu iddia edilen askeri personele yönelik olarak “Bulut Projesi” adıyla...
İbrahim Asalıoğlu'nun haberi:
Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyonun 28 Şubat taslak raporunda bu süreçte ‘irtica’ gerekçesiyle ordudan atılan kişi ve istatistiklere geniş yer verildi.
Raporda, Türk Hava Kuvvetleri bünyesinde, 1992 yılından itibaren irticai faaliyette bulunduğu iddia edilen askeri personele yönelik olarak “Bulut Projesi” adıyla yürütülen gizli bir operasyona ilişkin bilgi ve belgeler de bulunuyor.
Bu belgelerden, yüzlerce Havacı subay ve astsubayın, 1990’lı yıllarda, yasa dışı şekilde sorgulandıkları ve işkenceye maruz kaldıkları anlaşılıyor. Buna göre Bulut Projesi kapsamında, sorgulanan personele, “Refah Partisi’nin Milli Görüş düşüncesini benimsiyor musun?”, “Evinde veya diğer yerlerde yapılan aile toplantılarında aşırı dinci propaganda yapıyor musun?”, “Toplumun şeriat kuralları ile yönetilmesini benimsiyor musun?” vb. çeşitli sorular yöneltildi. Bu kişilerden biri 28 gün oda hapsiyle cezalandırıldı, sorgulanıp yalan makinesine bağlandı; fiziksel ve ruhsal işkenceye maruz kaldı: Söz konusu personelin Kasım 1997’de Eskişehir 1. Hava Kontrol Grup K.lığında görevli iken imam hatip lisesinde öğrenim gören kızının da, askeri istihbarat elemanlarınca baskı altına alındığı, bu durum karşısında başlattığı hukuki mücadele üzerine, YAŞ kararı yoluyla TSK’dan ihraç edildiği ifade ediliyor. Raporda, “Komisyonumuza ulaşan mektuplarda, bahsekonu BULUT PROJESİ kapsamında çok sayıda askeri personelin sorgu ve işkenceden geçirildiğine ilişkin iddialar yer almaktadır.” deniliyor.
Hedefteki bu kişilerin tasfiye edilmesi için gerekli altyapı oluşturulmaya çalışılmış; bunun için ilgili personelin kimi zaman geriye dönük sicil raporları -hukuka aykırı biçimde- bozulmuş, kimi zaman psikolojik taciz, kimi zaman da fiili işkence gibi yöntemler uygulanabilmiştir. Bu sessiz ama derin operasyon; kendisi ve/veya eşi dindar/mütedeyyin olarak görülen personelin öncelikle fişlenmesi, akabinde çeşitli yollarla kendisinin ve ailesinin sözlü veya fiili şekilde taciz edilmesi, nihayetinde bu kişilerin kendi istekleriyle istifa etmesi veya emekliye ayrılmak zorunda kalması yahut “kaderine razı” olanların “disiplinsizlik” gerekçe gösterilerek, Yüksek Askeri Şura Kararı veya Bakan Onayı gibi yöntemlerle re’sen emekliye sevk edilmek suretiyle tasfiye edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu süreçte, “türban” olarak tanımlanan “başörtüsü”, irticanın/gericiliğin sembolü olarak değerlendirilerek, eşi başörtülü olan asker personel, sırf bu nedenle ihraç edilmekten kurtulamamıştır. Hukuk dışı bu yöntemlerle tasfiye edilen personel, psikolojik yönden çöküntüye uğramanın yanı sıra, bazıları intihar etmiş, birçoğunun kendisi veya eşi hastalığa yakalanmıştır.
KARARNAME VE SİCİLLE ATILANLAR GÖZDEN KAÇIYOR
28 Şubat döneminde ordudan ayırma işlemleri sadece YAŞ kararları ile değil, bunun yanı sıra, Milli Savunma bakanları tarafından onaylanan kararnameler ve sicil raporları yoluyla da yapılmıştır. YAŞ kararından farklı olarak bakan onayıyla atılan bu personel ile sıralı amirleri tarafından zayıf sicil notu aldıkları için atılan asker personel kamuoyunda pek fazla bilinmemektedir. Bu yöntemlerle ordudan atılanlar için YAŞ’zedelerden farklı olarak, temyiz yolu açık gibi görünmektedir. Ancak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin yerindelik denetimi yapamaması sebebiyle, bu kişilerin hak arama mücadelesi olumsuz sonuçlanmıştır.
Zaman
