Mehmet Selim MARDİN

Mehmet Selim MARDİN

Meşrutiyet Döneminde Bediüzzaman Hakkında Basında Çıkan Yazılar (1)

Bediüzzaman Said Nursi’nin 1907 yılında İstanbul’a gelmesiyle birlikte, özellikle 1909-1922 yılları arasında gazetelerde yayımlanan makalelerinin sayısı —tespit edilebildiği kadarıyla— yirmi ikidir. Ayrıca nutuklarını içeren eserinde de yedi makalesi bulunmaktadır. Bu yazıların tamamı, ilerleyen dönemlerde farklı yayınevleri tarafından "Makalat" başlığı altında derlenerek basılmıştır.

Ancak günümüze dek, Meşrutiyet döneminde Bediüzzaman hakkında basında çıkan yazılara dair kapsamlı bir çalışma henüz ortaya konulmamıştır. Biz bu araştırmamızda; Meşrutiyet devrinde Bediüzzaman’dan söz eden ve ulaşabildiğimiz tüm gazete, kitap ve dergileri dikkate sunuyoruz. Bu çalışmanın, gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı araştırmalara ışık tutmasını ve yeni nesillere yol göstermesini temenni ediyoruz.

ZEHİR REÇETESİ / TEPEDELENLİZÂDE HÜSEYİN KAMİL DERSAADET [İSTANBUL]: ASYA MATBAASI, 1327 R [1911 M]

1911 yılında Tepedelenlizâde Hüseyin Kamil tarafından basılan “Zehir Reçetesi” adlı kitap tanıtım kataloğunda Said Nursi’nin (o dönemdeki adıyla Molla Said) yayınlanan erken dönem eserlerinin bir kısmının listesini görüyoruz. Metinde kullanılan üslup oldukça edebi ve dönemin ruhunu yansıtan övücü ifadeler içermektedir.

Kitap listesi ile ilgili şu ifadeler yer almıştır.

Külliyatın Fihristi

Meşhur Kürt Hoca’sı Bediüzzaman Molla Said Efendi’nin başlıca eserlerinden.

Azametli bahtsız bir kıtanın, şanlı talihsiz bir devletin değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi yahut Münazarat; fiyatı (5) kuruş.

Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi veya yahut Bediüzzaman’ın Muhakemat’ı; fiyatı (7) kuruş.

İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi yahut Divan-ı Harb-i Örfi ve Said-i Kürdi.

TAKVİM-İ VEKAYİ M.02.09-1918

İstanbul’da yayınlanan Takvim-i Vekayi gazetesi 02.09.1918 tarihli sayısında Bediüzzaman’a verilen mahreç payesi belgesi ile ilgili kararı haberleştirmiş.

Bu belge, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine ait resmi bir tayin veya rütbe tevcih belgesidir. Özellikle Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul’daki Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye üyeliğine ve kendisine verilen ilmî rütbeye dairdir.

Belgenin günümüz Türkçesine çevirisi ve kelime kelime dökümü şu şekildedir:

Mehmed Vahideddin

Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye azasından Bediüzzaman Said Efendi’ye Mahreç payesi tevcih olunmuştur.

Bu irade-i seniyyenin icrasına Meşihat memurdur.

18 Zilkade 1336 / 26 Ağustos 1334 (1918)

Şeyhülislam Musa Kazım

Günümüz Türkçesiyle Anlamı

Mehmed Vahideddin

Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye (İslami Akademisi) üyelerinden Bediüzzaman Said Efendi’ye "Mahreç" (yüksek bir akademik/ilmi derece) rütbesi verilmiştir.

Bu padişah fermanının yerine getirilmesinden Şeyhülislamlık makamı sorumludur.

13 Ağustos 1918

Şeyhülislam Musa Kazım

GEVEZE 16.09.1908 / KİRKOR FAİK

Kirkor Faik tarafından yayınlanan “Geveze” adlı gazetenin 16.09.1908 tarihli sayısında Bediüzzaman Said Nursi'nin İstanbul'a gelişi ve o dönem yaşadığı olaylar hakkında bilgi verilmektedir.

Kayserili Kirkor Faik Efendi, edebî ve mizahî birkaç dergiler yayınlayan, Asır Kütüphanesi’ni kuran, II.Abdülhamid döneminin ünlü yayımcılarından idi.

Gazete sütununda Bediüzzaman şöyle anlatılmaktadır.

"Kürdistan'da neşr-i maarif emelinde bulunan hayırhahı milletten Bediüzzaman Şeyh Said-i Meşhur, tanzim ettiği layihayı takdim etmek üzere devr-i istibdatta İstanbul'a gelmiş ve mecnuniyetle tımarhaneye atılarak orada kalmış idi. Mumaileyh selamet-i umumiye'den dört gün sonra tahlis edilmiş ve şimdi memleketinde efkar-ı terakki-perverane neşretmek üzere Kürdistan'a müteveccihen azimdir. Şeyh-i muhterem; genç, yakışıklı, Türkçesi düzgün ve ulum ve maarife aşina olup milli elbisesini muhafaza etmektedir."

Günümüz Türkçesi ile Anlamı

"Kürdistan’da eğitimin yaygınlaştırılması idealini taşıyan ve milletin iyiliğini isteyenlerden meşhur Bediüzzaman Şeyh Said, hazırladığı dilekçeyi sunmak üzere istibdat (II. Abdülhamid) döneminde İstanbul’a gelmiş ve akli dengesi bozuk denilerek tımarhaneye atılmıştı. Adı geçen kişi, Meşrutiyet’in ilanından dört gün sonra serbest bırakılmış ve şimdi memleketinde terakki fikirleri yaymak üzere Kürdistan’a doğru yola çıkmıştır. Saygıdeğer Şeyh; genç, yakışıklı, Türkçesi düzgün, ilim ve eğitimle iç içe biridir ve milli kıyafetlerini giymeye devam etmektedir."

DAVUL 27.05.1909 / VASIF HASAN

Davul, İstanbul’da 1908 - 1909 tarihleri arasında haftalık olarak yayımlanmış ve toplamda 24 sayı çıkmıştır. Dergi dönemin siyasi ve toplumsal olaylarını hiciv ve karikatürlerle ele almıştır. Vasıf Hasan tarafından yayınlanan “Davul” adlı gazetenin 27.05.1909 tarihli sayısında yer alan metin, Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatındaki bir evreye dair nükteli bir benzetme içermektedir.

Gazetede yer alan metin, Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatındaki bir evreye dair nükteli bir benzetme içermektedir.

"Az çok tagayyürat ile bu vakayı ben Bediüzzaman Said Kürdi'nin geçirdiği vartaya benzetirim. Biçare adem-i su-i karinden tevki etmediği için karin-i su' oldu. Hüdaya şükür etsin ki erbab-ı insaf fevkalade düştü... Ya devr-i sabıkta böyle bir hale düçar olsaydı gitmişti kündeye... Her ne ise kurtuldu ya bin kere şükür etsin. Ancak şu var ki şalvar parasını cidden hak etti. Sakın talep etmek kalkışmasın, bu kadarcıkla iktifa etsin. Yeter."

Günümüz Türkçesiyle Sadeleştirilmiş Hali

"Az çok farklılıklar olsa da bu olayı, ben Bediüzzaman Said Kürdi'nin düştüğü tehlikeli duruma benzetiyorum. Zavallı, kötü arkadaştan sakınmadığı için kötü bir arkadaşlık durumuna düştü. Allah'a şükretsin ki insaf sahiplerine denk geldi. Eğer eski dönemde (İstibdat döneminde) böyle bir duruma düşseydi, işi bitmişti (tuzağa düşmüştü). Her ne ise, kurtuldu ya, binlerce kez şükretsin. Ancak şu var ki şalvar parasını gerçekten hak etti. Sakın bunu geri istemeye kalkışmasın, bu kadarıyla yetinsin. Yeter."

Gazetede yer alan bu metin, Said Nursi'nin erken dönemlerinde (Eski Said dönemi) karıştığı veya kıyısından döndüğü bir hadiseyi, muhtemelen bir mahkeme veya sürgün sürecini mizahi ve nasihat dolu bir dille anlatmaktadır. Metindeki "şalvar parası" ifadesi, o dönemde yaşanan bir maddi kaybın veya ödenen bir bedelin simgesi olabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum