Iğdır’dan Necip Fazıl ve Bediüzzaman ile Nübüvvet vadisine seyahat

Sonsuzluk Kervanı

Sonsuzluk kervanı peşinizde ben

Üç ayakla seken topal köpeğim

Bastığınız yeri taş taş öpeyim

Bir kırıntı yeter kereminizden

Sonsuzluk Kervanı peşinizde ben

Gidiyor gidiyor nurdan heykeller

Ufuk önlerinde bayrak kulesi

Bu gidenler Altın Kol Silsilesi

Ölçüden ahenkten daha güzeller

Gidiyor gidiyor nurdan heykeller

Sonsuzluk Kervanı istemem azat

Köleniz olmakmış gerçek hürriyet

Ölmezi bulmaksa biricik niyet

Bastığınız yerde ebedi hasat

Sonsuzluk Kervanı istemem azat

(Necip Fazıl Kısakürek)

***

Peygamber

Sen fikir kadar güzel

Ve tek birden daha tek

Itrını sözmüş ezel , bal sensin varlık petek ..

Sensin ölüme hisar

Bakisi hep inkısar

Sar bizi çepçevre sar

Rahmet rüzgarı etek!

(Necip Fazıl Kısakürek)

***

Cumartesi akşamı Iğdır’da bir dersi Kur’an’i bir celil adamın tensibi ile okuduk. Iğdır’ın sahipsiz vadilerinden terkedilmiş, himmete muhtaç düzlüklerinden gece vakti süzüle süzüle Bediüzzaman’ın dershane-i Nuriyesine gittik. Kim açtı böyle dershaneleri? Türkçüler Tanrı dağlarına tırmana dursun. Kürtçüler Nemrut dağına tırmansınlar. Taştan yüreksiz adamlar, siz arayadurun yüz elli yıl geçti bir şey getirmediniz. Bitlis’in vadilerinden bir dere kenarından bir sabi çıkmış. Geceleri kaybolur gelmezmiş. “Bu çocuk kendini esmaya mı çaldırdı“ demişler. Derken büyümüş, kural ve kaide dinlemeden Allah’ın Nübüvvet ve uluhiyet mektebinden yetişmiş, bu garip milletin Türküyle Kürdüyle imdanına koşmuş. “Bu milletin hastalığı zaf-ı diyanettir” demiş. “Kuranımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem” realitesini ifade etmiş. “Bir kızıl elmayı bir kuru soğana değişmem” demiş.

Lasiyemalar Mesnevi’de harika bir bahistir. Çok veciz cümlelerle kurulmuş bir uluhiyet ve risalet, nihayeti olmayan bir sutun-u serazad-ı semavi. Necip Fazıl, sahipsiz edebiyatın sahibi olmayı gaye edinmiş, çile çekmiş, hapis yatmış ama pes etmemiş yürümüş kalemi ile Hakkın yolunda. Çok insanı etkilemiş: Maraş’ta Necip Fazıl Sempozyumuna katılmıştım, orada Bediüzzaman ve Necip Fazıl diye bir transkritik yapmıştım.

Birlikte koşmuşlar ihanet düzlüklerini münbit tarlalar yapmak için. Birgün Bediüzzaman’ı ziyarete gelmiş. Üstad, “bir sandalye getirin Necip yerde oturamaz“ demiş. Osman Yüksel’e “Bir oğlum olsaydı adını Osman koyardım“ demiş. Nazım, Necip Fazıl, Osman Yüksel hapishanede birlikte bulunmuşlar. Orada olup onları konuşturmak isterdim. Nazım imaj dünyası zengin bir şair, okyanus gibi. Dert çok dertment yok. Varsın kül olayım kerem gibi “sen yanmazsan ben yanmazsam ya kim yansın ki karanlıklar aydınlansın” demiş. Bir resmine bak. Dersin bu adam ancak sanatçı olabilir. Rabbim bilir kime nasıl muamele edeceğini. Zindandan eşi Piraye’ye mektup yazmış. Necip Fazıl da zindandan Mehmed’e Mektupları yazmış. Orada bir idamlık Ali’yi anlatır;

Bir idamlık Ali vardı asıldı

Kaydını düştüler mühür basıldı

Ondan kalan boynu bükük ve sefil

Bahçeye ektiği üç beş karanfil.

Böyle bitirir şiiri:

Mehmed’im sevinin başlar yüksekte

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir

Ne ümittir şu mısralar, ümidimin tükendiği Iğdır bozkırlarında, bir karış suda saadet arayan adam…

***

Bediüzzaman Lasiyemalar’daki tezi şu cümledir.

“Arkadaş Uluhiyet, risalet, ahiret, kainat arasında hakikatte telazum vardır, yani bunlardan birisinin vücut ve subutu ötekisinin de sübut ve vücudunu istilzam eder.“ Bu dört şey onaltı eder. Uluhiyet, peygamberi gerektirir. Ahiret kainatı gerektirir yoksa hilkat bir uçuruma itilirdi. Kainat bütün bu hakikatlerin okunduğu kitap her yanından bu dört şey görünür, gören gözlere.

Burada Peygamberimizin (asm) peygamberlik kurumunun mantıki, felsefi, kelami ve Kur’ani isbatları vardır.

Güneşle ışık arasındaki gerekliliği Allah ve peygamber arasındaki gerekliliğe benzetir.

Ziyasız güneşin vücudu mümkün olmadığı gibi uluhiyet de tezahürsüz olamaz. Tezahürü ise irsal-ı rüsul ile olur.

Güneş bulutlar arasındaysa, ışığı yoksa kimse bilmez onun güneş olduğunu bulutların arasından ışığını yeryüzüne salınca güneş o ışık sayesinde var olur. Asırlarca güneş var ama ışığı görülmemiş, insanlar güneşi aramış, bulamamışlar. Güneşi bir hayat külliyesi yapan mantığı, güneşin ışığı arkasındaki ilkeyi görememişler. Işık yoksa güneş var olsa da insan anlayamaz. Bediüzzaman ışığı peygambere benzetiyor. Uluhiyetin tezahürü peygamberdir, güneşin tezahürü ışık olduğu gibi. Nasıl bir muhakeme? Necip Fazıl bir gemide giderken bir aklı evvel sormuş! “Üstad bu Allah’ı anladık da bu peygamber neyin nesi?“ O da “şu gemi seni karşı sahile götürüyor, o olmasa sen hergün yüzerek mi giderdin?” Kaotik dünyadan peygamberler insanları ancak selamet sahiline çıkarır.

İrsal-i rüsul peygamberin gönderilmesi indirilmesi. Güneş ışığını göndermese varlığı bilinmediği gibi irsal-i ışık da peygambere kinaye.

İkinci cümle estetik bir mantıkla anlatıyor peygamberin gerekliliğini.

“Ve keza hadd-i kemale baliğ olan en yüksek bir cemalin bilinmesi görünmesi gösterilmesi için Resullerin tarifi hazımdır.“

Güzellik insanın ilgisini çeker, buradaki güzellik haddi kemaldedir, yani daha güzel olamayan bir güzellik var. Daha güzeli düşünülemeyen bir güzelliği birinin göstermesi gerekir. Kainat daha güzel olamayan olay nesne ve varlıklarla doldurulmuş. Bu güzelliklerin nerede tasarlandığı cüzleri arasında nasıl irtibatlar kurulup güzel ortaya çıktığını orantıların, tenasüplerin varlığını bir güzellik felsefecisinin bir fizik ve metafizik estetikçinin izahı gerekir, tarif gerekir. Bu kainattaki güzellikleri de tasarlayan Allah ile onları niçin tasarladığı güzelliği teşhirden maksadının ne olduğunu ancak bir estetik uzmanı yani peygamberin izahı gerekir.

Üçüncü cümle yine estetikle ilgili. “Kemal-i cemale baliğ olan kemal-i hüsn-i sanat resullerin delaletiyle olur. Öyle sanat güzellikleri var ki en ideal olarak düşünülmüş, mesela güneşin yaratılması ve insanların faydasına sunulması kemalin yetkinliğin en ideal noktasıdır, daha yetkin yani kemalli bir güneş tasarlanamaz götürüp en faydalı noktaya konamaz, herkese faydalı bir yerde duramaz, bütün bu kemal noktasındaki güzellik ancak peygamberin o kemal noktasındaki güzelliğe dikkati ile olabalir, bütün hadisleri tarayıp şu hakikati tavzih eden, şeyler aradım bana rastlamadı. Nasıl anlamış Bediüzzaman Allah’ım hakikatı dünya edebiyatında da Türk edebiyatında da bu kadar estetik bir sarahatla anlatan yok, neden bu kitaplar hala gündem de değil, Allah’ın millet ışıksızlıktan pörsümüşken neden Alllah’ım bunlar koronanın nedeni bu değil mi?

Hangi filozof peygamberin gerekliğini bir estetik sarahatla anlatmış gösterin. Yahudi menşeli bir filozof peygamber sadece Musa’dır iddiasına karşı çıkmış hayır demiş “Allah gerektiğinde her zaman peygamberleri göndermiştir.” Aklı evvel Yahudi uleması onu aforoz etmişler o da hakikatın hakkı için yolunu değiştirmiş.

“Dördüncü cümle ve keza rububiyet-i amme ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resüllurin vahdet-i ilahiyeyi halka ilan etmeleriyle mümkün olur.”

Bu daha derin bir cümle, rububiyet-i amme umumi terbiye yani bütün kainatta ne varsa hepsi düzenleniyor ve terbiye ediliyor, yerli yerine konuyor ve bu yerli yerine konanların hepsi bir büyük umumi terbiye, düzenleme ile oluyor. Bunları gören sadece insan, bu büyük terbiyeyi anlayan ve ne maksada doğru düzenlendiğini gören insan. Bütün bu külli faaliyeti gören ve onu tastik eden kulluk ile o düzene uygun duran insandır, ama insanlar tek tek faydayı görmüş ona tapmış, topyekün değerlendirmeyi yapamamış, bu topyekün bir maksada sevki ancak bir peygamber izah edebilir, bu yüzden rububiyet risaleti gerektirir.

Beşinci cümle ve keza bir hüsün sahibinin isteği olmasa ve bir ayine bulunmasa ve tarif edici bir şahıs tavassut etmezse, onun hüsnünün görünmesi gösterilmesi mümkün değildir. Bu da ancak resuller vasıtasıyla olur. Çünkü resul ubudiyetiyle Halık’ın hüsnüne ayinedir, risalet cihetiyle de halka izhar ve ilan eder.

Güzelliğin sahibi güzelliğini göstermek isteyecektir, insanlar kendilerindeki güzelliği göstermek isterler, kimi bina yaparak, kimi resim yaparak, kimi heykel yaparak, kimi gurmelik yaparak, yani güzellik hissi dışa çıkmak ister. Güzellik bir aynada görünür, narkissos hikayesi vardır, o kadar güzel ki hasna suya bakmış kendi güzelliğinden düşmüş suya boğulmuş. Oradan nergis çiçeği çıkmış, yani güzelliğe ayna lazım, bütün kainat ilahi güzelliğin aynalarıdır, o aynalara bakıp güzelliği görmek ve ayran olmak gerekir,  bir de güzelliğin estetikten yani güzelin kurallarından anlayan biri tarafından anlatılması gerekir. Bütün bunları gören ve insanlara gösteren peygamberlerdir. Peygamber güzel amelleriyle insanlara ayna olur, o güzellikler insanları çok yönlü yetiştirir. Bütün ashabın güzelliği ulemanın güzelliği peygamberin gördüğü ve gösterdikleridir. O görür ve insanlara anlatır izhar eder ilan eder. Peygamberin hayatını nasıl etüd etmiş değil mi?

Altıncı cümle; ve keza bir zatın cevahirle zikıymet eşya ile dolu hazinelerini açıp halka göstermek ve arzetmekle o zatın kudretini, zenginliğini saltanatını ilan etmek için ancak o zatın müsaadesiyle ve iradesiyle emir ve tayin edilmiş bir memur lazımdır. İşte o memur resüldür.

Cevahirler, cevherler Allah’ın, bütün kainatta cevherlerle dolu. Zikıymet eşya yine bütün kainattaki eşyalar ve hazineler, bunları insanlara açıp göstermek o zatın kudret ve zenginliğini ortaya koymak, saltanatını ilan etmek ancak bunları halka tanıtmak bütün bu kıymetli şeylerin tanıtımını yapmak bir resul ile mümkündür.

Şimdi altı cümleyi nasıl bağlar hakikate, risalete, Peygamerimize (asm). Arkadaş bu sıfatları haiz bu vazifeleri en mükemmel görebilecek Hazret-i Muhammed Aleyhisselatü vesselamdan başka alemde bir şahıs yoktur. En cami en kamil en fazıl o Zattır. Tam tamına teşhir, tebliğ, tarif, tavsif, izhar ilan eden o zattır.

Necip Fazıl’ın bir mısraıyla bitirelim:

Allah’ın sevgilisi

Düşünüyorum O’ndan evvel zaman var mıydı?

Hakikatler boşluğa bakan aynalar mıydı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum