Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayrı yaptırmamak bir güç ister mi?

A+A-

Geçen sene Trabzon'da dost bir vakfın her hafta tertiplediği çok da seviyeli toplantıların birine katılmıştım. Konuşmanın bitiminden sonra, sual cevap kısmında, okulunda epeyce sohbet de yaptığımız bir lise müdürü arkadaşımız: "Şeytan zayıf diyorsunuz ama bu kadar kötülüğü, şerleri ve tehlikeli durumları hangi güçle yaptırıyor, gücü olmadan bunları yaptırabilir mi?" şeklinde bir soru sorarak bir mevzu açmıştı. Soru orada cevabını bulamadı. Fakat ben o arkadaşı bularak, "Hocam bunun cevabı Lem'alar'da var, sana göndereceğim" demiştim. Birkaç ay bunu ihmal edince, sitemle karışık haber göndermişti. Ziyaret ettik fakat bulamadık. Ondan sonra da daha görüşemedik. Bu müdür arkadaşı en kısa zamanda bularak, bu ve bunun gibi suallerin cevabına yer veren Lem'alar'ı iletmek bize bir borç oldu artık. 

Fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalplerin bozulduğu ve imanın zedelendiği böyle bir asırda, bu ve buna benzer suallerin ya akla geldiği ya da sıkça sorulduğunu görüyor ve biliyoruz. Her asrın derdine lâyık çareyi gönderen Rabbimiz, bu ve bunun gibi çok soruların sorulduğu bu asrı da bunların cevaplarının verildiği Nurlarla nasiplendirmiş.

Mütefekkir Yusuf Kaplan Bey'in 1. Lem'a için söylediği "Okuyup okuyup bitiremiyorum." tespitini şahsen ben de kötülük probleminin kısmen çözüldüğü İkinci Lem'a ve mezkûr sualin cevabının verildiği 13. Lem'a için söylüyorum. 13. Lem'a üzerinde müsait arkadaşların mutlaka bir doktora tezi yapması ve bu  Lem'a'yı derinlemesine incelemesi gerekiyor bence. 29. Söz'le ilgili ilâhiyatta okuyan bir öğrencime doktora tezi teklif etmiştim. Yapmaya başladı, sonra takip edemedim. Her bir Söz ya da Lem'a için bu yapılabilir ve yapılmalıdır kanaatindeyim.

Hani bazen sual cevaptan daha açıcı ve dolu olur ya da cevabın genişliği ve güzelliği sualden gelir derler. Öyle de 13. Lem'an'ın başındaki "geniş, açıcı, çözümleyici bir o kadar da belağatlı, doyurucu ve yönlendirici" olan suali bile dikkatle okunduğumuzda, birçok meseleyi ortaya koyan tespitlerin olduğunu ve bu tespitlerin cevaplarının kodlarının da verildiğini görürüz. 

Evet, gerçekten şeytanın ve âvanelerinin bir şey yaratmaya, icada dahilleri ve böyle bir kabiliyetleri yok. Fakat çok defa hem şahıslar hem de cemiyetler üzerinde hâkimiyetlerini kurmakta, beşerin daha adını bile koymakta zorlandığı yıkıcı ve yakıcı şeylere sebep olabilmektedirler. Bu hâkimiyetleri ve bu dehşetli sonuçlar insanı, sanki şeytan ve yardımcılarında bir hak ya da yenilmez bir güç var olduğu  kanaatine götürmektedir. 

Üstad, bu sualin cevabına iki önemli tespitle başlayıp 13. Lem'a boyunca bunu izah etmektedir. Nedir bu tespitler? Öncelikle şeytan ve talebelerinin işi, tahrip ve bozmak. Tahrip ve bozmak ise kolaydır, fazla bir güç, hele icat kabiliyeti hiç istemez. Buyurun bir kibrit çakmak gibi basit bir fiilin bir ormanı nasıl yakıp bir şehri nasıl tahrip ettiğini görünüz. Başlangıç bir kibrit çakmaktır, netice bir şehrin ve ormanın yok olması... O orman ve şehrin o hale gelmesi yapılabilmesi ise, binlerce insanın çalışması ve onlarca yılın neticesindedir. Aynı şekilde hayatın devamı, vücuda lazım onlarca cihazatın düzgün işlemesine bağlıdır ama hayatın sönmesi ise, bir damarın kesilmesi olan küçük bir hareketle mümkündür. Bu hareket de bir güç ve icat istememektedir.

İkinci ve daha orijinal tespit ise, daha geniş olarak 4. işarette verilmektedir. Nedir o? Hayrı yaptırmama, yani emri terk ettirmek. Bir emri yaptırmamak ve o emri terk için, bir iktidar sahibi olmaya, icat kabiliyetini taşımaya gerek yoktur. Çünkü hayrı, güzel bir şeyi terkte, bir fiil yoktur. Esası ademe(yokluğa) bir şeyi yapmamaya dayanır. O da kolaydır hareketsizliktir, sadece oturmak ve ilgisiz kalmak, aldırmamaktır. Fakat neticesi büyüktür. İşte bu terke, hareketsizliğe dayanan şer ve dalâlet, kâinatı ve bütün mevcudatın vazifesini ilgilendirdiği için neticesi büyüktür, mesuliyeti ağırdır.

Hayrı yaptırmamak, bir emri yerine getirmek gibi bir faaliyet bir güç hatta bir kıpırdanış bile icab ettirmiyor. Sadece oturmak, beklemek ve hayırlı emri yapmamak yeterli. Yapmamak ve hareketsizlikle, o şer, dalâlet, zarar, tehlike  oluvermiş oluyor. Bu olan şer; bir kabiliyet, şeref, tahsil, ilim, cehd, yönelme, hatta küçük bir kıpırdanış bile istemiyor. En çarpıcı örnek, namazdan verilebilir. Vakit geçene kadar kılmadığın namaz için, nasıl bir hareket, gayret, ilim ve icat gerekliydi. Teşebbüs etmeyip bunları yapmadın mı kılmamak zaten oluveriyor. Oruç ve diğer emirler de böyle. Peki bir namaz kılmak için ne kadar faaliyet yapıyor ve gayret gösteriyoruz değil mi? Ne kadar fiil yaratılıyor? Peki kılmamak için hangi fiili yapıyoruz? Sadece oturmak ve namaz emrine lâkayt kalmak yeterli. Yani hayrı yapmamak. Güzel olanı terk etmek. Aynı şey, menfi(olumsuz) emirler için de geçerli. Rabbimizin "bakmayın, gitmeyin, almayın" gibi menfi (olumsuz) cümlelerle ifade ettigimiz emirlerini de terk ettirerek, yani bir nevi tersini yaptırarak yine bir olumsuz emri terk ettiriyor. Yaptığı işin aslı, esası yine olumsuz emir de olsa bir emri terke dayanıyor. Fakat bu "bakma, gitme, alma" emirlerini terk ettirme neticesi, dehşetli oluyor. Harama bakan, giden ya da alan adam; kendisini dünya ve ahiret şekavetine hedef ediyor.

Netice ne oldu? Şeytan, her iki olumlu- olumsuz emirleri terk ettirirken bir icada, güce dayanmadığı gibi; yıkmak, bozmak tarafında olduğu için de az bir fiille azim neticelere sebep olabildi. Biz de onun bir hakikate ya da bir icat gücüne dayandığını zannediyoruz. Halbuki aslı tahribe, bozmaya, yıkmaya dayalı bu terkler için, bir güce ihtiyaç olmadığı gibi, ne bunlar bir icat kabiliyeti icab ettiriyor ne de şeytan bir hakikate dayandığı için bunlara sebep oluyor. Sadece yokluğu tercih ve bu tercihin kolaylığına dayanarak, bu büyük şerli neticelere kolaylıkla ulaşıyor.

Fakat şeytan ve âvanelerinin bu iki ve bunun gibi birçok ademî emre dayanmalarına karşı, ehl-i imanın da mühim sığınakları var. Bunların ilki, yine 13. Lem'a'da 'cihâzât-ı tâmîriye' diye vasıflandırılan istiğfar silahıyla takva zırhını kuşanıp sünnet-i seniyye siperinde yerimize almak; ikincisi ise, Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin en büyük ihsanı olarak bildirdiği mağfirete liyakat  kazanmakla "gafur ve rahim" isimlerinden medet beklemek... Demek ehl-i imanın kalesi, kılıcı, siperi daha sağlam ve medet için sığındığı Zât-ı Rahim ise, bizim bu düşmanlara karşı her an kendisine iltica istiyor. Elbette daha kârlıyız ve Hak'tan alacağımız medetle de daha güçlüyüz.

Evet dostlar, şeytan ve onu her zaman dinleyen ve ona nakilelik yapan nefsin hile, tuzak ve düzenbazlıklarından, bazen de hayırhahımız gibi görünen yaklaşım tehlikelerinden kurtulmak için; epeyce dikkat ve idman gerekiyor. Kısa bir ömürde bunu yapabilen ise, bahtiyâr ve iki saadete  mazhar oluyor. 13. Lem'a  bu idmanı yapmak ve uyanık olmak adına bizim için bulunmaz bir fırsat sunuyor. Elbette okuyup istifade edenler için. 

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum