Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Hayalin sıddıkiyeti

A+A-

Nurlarda hayale de yer verilmiş ve üzerinde durulmuştur. Hatta "Gaye-i hayal olmazsa veya nisyan(unutulsa) veya tenasi edilse; (unutur gibi yapılsa) ezhan (zihinler) enelere dönüp etrafında gezerler." cümlesi hem davamız hem hizmet hem de şahsî dünyamız açısından epeyce ehemmiyetlidir.

Said Nursi'yi on yaşlarında evinden; daha genç yaşlarda da Van'dan ayıran ve devamlı kalmak üzere bir daha oralara döndürmeyen neydi acaba?

Fatih Sultan Mehmet'e "Ya İstanbul beni alır ya da ben İstanbul'u" ifadesini terennüm ettiren de bu gaye-i hayal değil midir?

Yine sahabeler, hayallerini İslam'ın ilâ ve ibkası için süslediler, bir tasarım mühendisi gibi yüksek ideallere endekslediler. Bu ve emsâlî zatların hayatlarına baktığımızda, işe hep hayal ile başladıklarını görüyoruz.

Evet, hayır ve şer, güzel ve çirkin, doğru ve yanlış her şeyin ilk çıkış merkezi hayaldir. Mesela insan ilk önce hayalinde şakî olur, katil olur, zâni olur. Bütün güzel düşünceler de ilk önce hayal harmanında açılır, inkişaf ve inbisat eder. Hayallerdir insanı yaşatan... Hayallerdir insanı dirilten...Gaye-i hayaldir, insanları  "ene"den alıp "nahnu"ya sevk eden... Bir kitap mı okudunuz? Hayaliniz sizi oraya çekmiştir. Hatta bu yazıyı okumaya da sizi sevkeden hamiyetinizin bir ucundan tutan da hayalinizdir.

Evet insanların dünyasında "gaye-i hayal" olmazsa ya da ihmal edilir unutulursa; yüksek hamiyet ve aşk-ı İslamiyet, dava-yı Kur'an ve hizmet-i iman gibi duygu ve düşünceler, zihinlerden silinirse; hakikat mihverinden kopan zihinler, baştan sona kadar "ene' olur, "ben" kesilirler. Varlık dağı ve gurur vadisinde debelenip dururlar. 

Hayalin bir de "aksal gayatı" vardır. O da hayalin "sıddıkiyetidir". Bunun ne olduğunu da şefkat, hizmet ve ittika insanı Şener Dilek Bey'in "Marifet İklimi" kitabında yer verdiği bir sohbetinden takip edelim, öğrenelim.

"Bir gün bir sohbette gençlerden oluşan bir grubla 'gaye-i hayal' üzerinde konuşuyorduk. Onlara:
-'Hayalin istikameti var, hatta sıddıkyeti, saffeti, samimiyeti ve tahareti var.' dedim. 
-'Taharet, saffet ve samimiyeti bir derece anladık. Ama hayalin sıddıkyeti ne demek, bu manayı anlamadık.' dediler. Ben de: 
-'Size bir formül söyleyeyim. Bu formül ile hayalin sıddıkiyetine  bakabilirsiniz.' dedim.
-'Nasıl bir formül?
-'Hayalin sıddıkiyeti birkaç adım ile gerçekleşebilir.' -Nasıl yani, açar mısınız?'
'-Birinci adım, Kur'an hakikatlerine ciddi bir biçimde ilgi duymak. Sonra bu ilgi noktasında kalmamak bu hakikatleri sürekli şekilde okumak ve yaşamak...'
-'Zaten okuyoruz.'
-' Sathî ve surî değil...Ciddiyetle, sürekli ve şevk ile okumak ve hasbi yasamak...!
-'Diyelim ki dediğiniz gibi okuduk ve yaşadık. Bunun sonucu ne olur? 
-'Bunun sonucundan "teanuk" doğar... 
-'Ne demektir teanuk?
-'Yani, belli bir merhaleden sonra, ruh dünyanız hakikat âlemine girer, ruhunuz hakikatleri kucaklar, hakikatlere sahip çıkar; ruha nefes gibi gelir hakikatler...Ruh artık hakikatlerle teneffüs eder, telezzüz eder.'
-'Sonra?'
-'Sonra teanuktan muhabbet hâsıl olur. Yani hakikate muhabbet...Hakikat sevda olur, düşer gönlünüze...Leyla'nın muhabbeti gibi, hakikat ruhunuzu tutuşturur. Ruh heyecana düşer... Hakikatin aşkı ile kalbiniz, gönlünüz, ruhunuz alev alır; yanar, tutuşur.'
-'Sonra?'
 -Sonra muhabbetten "ihlas" doğar. Hulusiyetin safvet ve samimiyetin vadisine girersiniz o zaman.'
-'Sonra?'
-'Sonra da ihlastan "hasr" çıkar. Yani kalbiniz artık O'ndan başkasını aramaz. Gözünüz O'nun tecelli sinden başkasını görmez. Kulağınız O'nun kelâmından başkasını işitmez. Böylece bu mazhariyet sizi, adım adım aza ve duyguların sıddıkiyetine yükseltir. Her bir aza ve duygunuz fenafillah olur. Bu yükseliş içinde hayal de payını alır, tek ve en büyük hedeflere kilitlenir. Evet evet, "hasr" bizi hayalin sıddıkiyetine götürebilir."dedim. -"Anladınız mı? diye sordum.
 -"Anlamasına anladık ama...!
- "Aması, zamana muhtaç..."
 -"O zaman...Ne yapacağız?"
-" İlk önce şu formülü dimağımıza nakşedeceğiz: -İman hakikatlerine ciddi iştiyak gösterip emirleri yapmak, yasaklardan kaçınmak, sonra teanuk, sonra muhabbet, sonra ihlas, sonra da hasr...Tabi her şeyden önce bu merhalelerde azm ve ciddiyet lazım, sebat ve sadakat lazım, şevk ve iştiyak lazım, ısrar ve gayret lazım..."

Evet dostlar, müspet menfi her şey hayaldeki adımla işe başlıyor. Hayalimizin temizliği kadar ona bir " aksal gayat" takmak da önemli. Aman hayallerimize sahip çıkalım. Hem onu ifsad etmeyelim hem de daima bir hedefi olsun.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum