Havanın insanla sergüzeşti

"Bediüzzaman romancı" dedik bazıları olmaz öyle şey dediler. Hem de öyle kurmaca, tahkiye kendinin muhavere-i temsiliye dediği bu kelime zaten roman demek, yani mantıklı uydurma, roman da bu demek. 32. Sözün birinci Mevkıfı tam bir kurmaca örneğidir, bilim tarihinin altın harflerle yazıp okullara, üniversitelere asması gereken bir metindir. O olsa ateizm olmaz, nihilizm olmaz.

“لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرٖيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَ لَهُ الْحَمْدُ يُحْيٖى وَ يُمٖيتُ وَ هُوَ حَىٌّ لَا يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَ هُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ وَ اِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

Bir ramazan gecesinde, şu kelâm-ı tevhidînin on bir cümlesinin her birinde birer tevhid mertebesi ve birer müjde bulunduğunu ve o mertebelerden yalnız لَا شَرٖيكَ لَهُ deki manayı, basit avamın fehmine gelecek bir muhavere-i temsiliye ve bir münazara-i faraziye tarzında ve lisan-ı hali, lisan-ı kāl suretinde söylemiştim. Bana hizmet eden kıymettar kardeşlerimin ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine o muhavereyi yazıyorum. Şöyle ki:

Bütün tabiat-perest, esbab-perest ve müşrik gibi umum enva-ı ehl-i şirkin ve küfrün ve dalaletin tevehhüm ettikleri şeriklerin namına bir şahıs farz ediyoruz ki o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden bir şeye Rab olmak istiyor ve hakiki mâlik olmak dava etmektedir.
İşte o müddeî, evvela mevcudatın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona Rab ve hakiki mâlik olmakta olduğunu zerreye, tabiat lisanıyla, felsefe diliyle söyler.

O zerre dahi hakikat lisanıyla ve hikmet-i Rabbanî diliyle der ki: “Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum. Bütün o vezaifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa hem benim gibi hadd ü hesaba gelmeyen zerrat içinde beraber gezip iş görüyoruz. Eğer bütün emsalim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa hem kemal-i intizam ile cüz olduğum mevcudlara, mesela kandaki küreyvat-ı hamraya hakiki mâlik ve mutasarrıf olabilirsen bana Rab olmak dava et; beni, Cenab-ı Hak’tan başkasına isnad et. Yoksa sus! Hem bana Rab olamadığın gibi müdahale dahi edemezsin. Çünkü vezaifimizde ve harekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki nihayetsiz bir hikmet ve muhit bir ilim sahibi olmayan bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa karıştıracak. Halbuki senin gibi camid, âciz ve kör ve iki eli tesadüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.”

O müddeî, maddiyyunların dedikleri gibi dedi ki: “Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol. Neden başkasının hesabına çalışmasını söylüyorsun?”

Zerre ona cevaben der: “Eğer güneş gibi bir dimağım ve ziyası gibi ihatalı bir ilmim ve harareti gibi şümullü bir kudretim ve ziyasındaki yedi renk gibi muhit duygularım ve gezdiğim her yere ve işlediğim her mevcuda müteveccih birer yüzüm ve bakar birer gözüm ve geçer birer sözüm bulunsa idi, belki senin gibi ahmaklık edip kendi kendime mâlik olduğumu dava ederdim. Haydi def’ol git, sen benden iş bulamazsın!”

İşte şeriklerin vekili, zerreden meyus olunca küreyvat-ı hamradan iş bulacağım, diye kandaki bir küreyvat-ı hamraya rast gelir. Ona esbab namına ve tabiat ve felsefe lisanıyla der ki: “Ben sana Rab ve mâlikim.” O küreyvat-ı hamra, yani yuvarlak kırmızı mevcud, ona hakikat lisanıyla ve hikmet-i İlahiye dili ile der: “Ben yalnız değilim. Eğer sikkemiz ve memuriyetimiz ve nizamatımız bir olan kan ordusundaki bütün emsalime mâlik olabilirsen hem gezdiğimiz ve kemal-i hikmetle istihdam olunduğumuz bütün hüceyrat-ı bedene mâlik olacak bir dakik hikmet ve azîm kudret, sende varsa göster ve gösterebilirsen belki senin davanda bir mana bulunabilir. Halbuki senin gibi sersem ve senin elindeki sağır tabiat ve kör kuvvetle, değil mâlik olmak belki zerre miktar karışamazsın. Çünkü bizdeki intizam o kadar mükemmeldir ki ancak her şeyi görür ve işitir ve bilir ve yapar bir zat bize hükmedebilir. Öyle ise sus! Vazifem o kadar mühim ve intizam o kadar mükemmeldir ki senin ile senin böyle karmakarışık sözlerine cevap vermeye vaktim yok.” der, onu tard eder.

Sonra onu kandıramadığı için o müddeî gider, bedendeki hüceyre tabir ettikleri menzilciğe rast gelir. Felsefe ve tabiat lisanıyla der: “Zerreye ve küreyvat-ı hamraya söz anlattıramadım, belki sen sözümü anlarsın. Çünkü sen, gayet küçük bir menzil gibi birkaç şeyden yapılmışsın. Öyle ise ben seni yapabilirim. Sen benim masnuum ve hakiki mülküm ol.” der.

O hüceyre ona cevaben, hikmet ve hakikat lisanıyla der ki: “Ben çendan küçücük bir şeyim. Fakat pek büyük vazifelerim, pek ince münasebetlerim ve bedenin bütün hüceyratına ve heyet-i mecmuasına bağlı alâkalarım var. Ezcümle, evride ve şerayin damarlarına ve hassase ve muharrike âsablarına ve cazibe, dâfia, müvellide, musavvire gibi kuvvelere karşı derin ve mükemmel vazifelerim var. Eğer bütün bedeni, bütün damar ve âsab ve kuvveleri teşkil ve tanzim ve istihdam edecek bir kudret ve ilim sende varsa ve benim emsalim ve sanatça ve keyfiyetçe birbirimizin kardeşi olan bütün hüceyrat-ı bedeniyeye tasarruf edecek nâfiz bir kudret, şâmil bir hikmet, sende varsa göster, sonra ben seni yapabilirim diye dava et. Yoksa haydi git! Küreyvat-ı hamra, bana erzak getiriyorlar. Küreyvat-ı beyza da bana hücum eden hastalıklara mukabele ediyorlar. İşim var, beni meşgul etme. Hem senin gibi âciz, camid, sağır, kör bir şey, bize hiçbir cihetle karışamaz.”

Metin çok uzundu bir kısmını aldım. Ben de bir yeni felsefe örneği yapıp Bediüzzaman’a özendim. Ne yapalım, hocamız, sanat hocamız...

HAVANIN İNSANLA SERGÜZEŞTİ

Azot şöyle bir tatil havası içinde dolaşıyordu, karbona rastladı. “Sen de benim gibi sersem ve gayesiz dolaşıyorsun galiba” dedi. “Hayır” dedi karbon. “Hergün sonsuz miktarda seninle bir araya gelip hava denilen bütün canlıların solunumunu sağlayan maddeyi oluşturuyoruz. Denizde balıklar, yeryüzünde bütün canlılar bizim bir araya gelmemiz ile oluşturduğumuz hava ile soluyorlar, acaba biz bütün canlıların bize olan ihtiyacını düşünüyoruz da bu yüzden mi bir araya geliyoruz” dedi. “Bütün canlıların bizim bir araya gelmemizle soluması onların hayatlarının devamını sağlıyor, onların hayatlarının devam etmesi de bütün onlar ile münasebette olan varlıkları da hayatlarının devamını gerektirir. İki maddenin bir araya gelmesi bütün varlığın bir araya gelmesini sağlıyor, demek bizi bir araya getiren ilahi tasarım ve plan bütün kainatı planlayan ve tasarlayan perde arkasındaki güçtür ve ilimdir.

Ana ve babanın bir araya gelmesi nasıl bütün varlığın meydana gelmesi için bir başlangıç olduğu gibi, seninle benim bir araya gelmem de bir başka açıdan varlığın devam etmesinin adem ve havası. Hava kelimesi ile adem arasındaki ilişki yine adem olan insanla hava arasındaki ilgi gibidir. İki maddenin bir araya gelmesi bütün hayatı planlayan bir gizli kalemin tasarımıdır. Tasarım ne kadar büyük, ilimlerin inşa ettiği bütün dünya bu azot ile karbonun bir araya gelmesi ile oluşuyor. Adem ile hava insanın hava ile insan da devamlılığın delilleri.

Azot ve karbon şöyle düşündüler, ellerini başlarına götürdüler. “Böyle bir geniş düşünceyi bizim tasarlamamız imkansız, olamaz. Biz bütün canlıların özelliklerini ve nasıl hangi ilimlerle yapılacaklarını nereden bilelim, bizim hayatının sürekliliğini sağladığımız her canlı insanlardan bir ilim adamı grubu tarafından inceleniyor, insanın ilim adamlarının aklı mukayese etmek, anlamak gibi birçok özelliği var yine bütün canlıları ilmi olarak, izah edememişler, biz nerden bilelim, bunu yapmayı bizden istemek bizi aptal yerine koymaktır. Biz varlığı inşa eden, tasarlayan gücün araçlarıyız, bizim arkamızda bizim gibi cahil maddeyi bu kadar birbiri içinde yerde kullanan bir güç ve ilim var. Biz bir küçük maddeyiz bütün kainatı görüp, bütün canlıların birbiri ile ilişkilerini tasarlayıp dokuyan bir gücü bizden beklemek yanlış olur."

Azot, karbona dedi: “İkimizin arasında da bütün elementlerin arasında da sevgiden öte aşk var. Eğer aşk olmasaydı hayat olmazdı, aşksız sevgisiz evlilikler nasıl mahkemeye gidiyorsa eğer bütün elementler arasında da aşk olmasaydı mahkemeyi kübraya gerek kalmazdı, varlık bir anda yağsız kerpiç gibi kum olurdu. Havanın oluşumu iki madde arasındaki aşktan ileri geliyor, öyle bir aşk ki hayatı meydana getiriyor, adem ile havanın aşkından varlık olduğu gibi. Bütün varlık bu yüzden fazla element arasındaki aşktan meydana geliyor, her maddenin birbiri ile kendi dışındaki birçok madde ile aşkları var, onlar belli kurallara kanunlara göre belli oranlarda bir araya gelip bu yaşadığımız hayatı meydana getiriyorlar. Sadece elementler değil varlığın bütün esasları arasında aşk var, muhabbet var, yağmur aşktan yağar, otlar aşktan meydana gelir, koyun ota aşk ile koşar, insan toprakla suyun aşkından doğan bütün varlıklara aşk ile koşar, nasıl bir maddedir, bütün varlığı nasıl belli oranlarda yüklenmiştir, kimyası nedir, anlamak güç ama düşünmek güç değil. Bütün varlığı aşk ve muhabbet ipine dizmiş.

Ya Allah ile Peygamberi arasındaki aşk? O’na Habibim demiş Allah o sevgiden kainat doğmuş yine ikili Allah ile Habibi arasındaki aşktan bütün kainat doğmuş. Bütün varlık muhabbet ipinde sergilenmiş. Şairler de sevgiden çıldırmış;
“Deli eder insanı bu dünya
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç” der şair.

Mevlana;
“Aşk imiş alemde her ne var
İlim bir kıl ü kal imiş ancak” demiş, aşkından.

Muhammed Muhtar’ın ayağının tozu olduğunu söylemiş;
Men bende-i Kur’an’em eğer can darem
Ben hak-i reh-i Muhammed Muhtarem.

Alvarlı Efe şöyle demiş:
Kurban olayım ben sana ey kadiri Kayyum
İsyanıma bakmaz bana ihsanlar edersin.

Kimya yorumcuları bir elementin dokusundaki bir bozulma bütün varlığı bir anda kıyamete çeviriyor diyorlar. İşte o bozulmak yapının kendi kedine olması ne kadar imkansız. Bütün oluşumları yapıldı edildi, yapılmış edilmiş fiilleri ile izah edip dili de inkarın aracı yapmak ne garip şey.

Hava vücuda girdiğinde kanın temizlenmesine neden oluyor. İnsanın hayat suyunu temizlemek için böyle bir eylem icad etmek kimin aklına gelir, kanımızı temizlemek için bütün kanı boşatıp yerine yeni kan doldursaydık, kanını boşalttığımız vücudu nasıl kansız bir şekilde tutacaktık. Arabaların yağını boşaltıp yerine yeni yağ konduğu gibi olsaydı nasıl imkansız olurdu, bizden habersiz kanımız temizlenir, temiz kan ile yıllarca yaşarız, bunları biz nerden yapabiliriz, kanın kimyası ile onun temizlemesini doğuran kimya farklı ama yine insanı seven bir ilahın muhabbetinden ileri geliyor. Peygamber nasıl başını secdeye koyup uzun süre başını kaldırmıyor, bütün bu bize olan sevgiden yapılan işlere başını secdeye koyarak cevap vermek, sevgiye sevgi ile mukabele. İnsanın nefes alması varlığın bütün varlığın nefes alması gibi, bir nefes eşittir bütün hayat ve kainat, bir nefesin arkasında mutlak bir ilim ve güç, anlamamak güç anlamak kolay.

Biz iki şey olarak bir araya geldik, bir de insan denilen bu etten makinanın iç enerjisinin temin edilmesi gerekir, onu da biz yapıyor ve insanın hava gibi saydam bir maddeden enerjisini temin ediyoruz. Bununla kalmayıp vücudu terk ederken insanın ağzından çıkan hava ile kelimeleri çıkartıyoruz. Vücudu kelimeleri çıkaracak şekilde boğum boğum yaratan oradan ses ve kelimeleri çıkarmak için vücutta kullanılan havanın geri kalan kısmını kelimelerin meydana gelmesinde kullanıyor. Atık bir havadan kelimeleri, sanatı, dostluğu, edebiyatı, kitabı, kültürü, sanatı ve dinin kaynağı olan kelimeleri üretmek, iki maddenin bir araya gelmesi ve insan denilen bu büyük sarayın içine girmesi ve bu kadar büyük olaylara neden olması. Havadan hayatı, kültürü, sanatı, dini ve bütün bir varlığı inşa eden bir büyük tasarım. İşte kimya fenninden iki kelimenin iki göz gibi tasrifinden koca bir kainatı meydana getirmek.

Biz karbon ve azot ikimiz bütün hayatı meydana getiren büyük bir kurgunun iki üyesiyiz, bizi bu role iten kainat denen bu büyük tiyatronun dramaturgu, senaristi ve sinematografı kimdir kim olacak siz daha kim olduğunu anlamadınız bu büyük tiyatronun seyircileri. Mütefekkir mütehayyir seyirci, düşünen ve hayret eden seyirci.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum