Metin KARABAŞOĞLU

Metin KARABAŞOĞLU

Hasbihal

Hadis külliyatları içinde adı ilk sırada anılan Sahih-i Buharî, “Ameller niyetlere göredir” hadisi ile başlar. Bütün muhaddislerin kitaplarının ilk hadisi olarak hangi hadisi seçmişlerse bir kasd-ı mahsusa binaen seçmişlerdir ve içlerinde en büyüğü olarak İmam Buharî işte bu hadisle Sahih'ini başlatmışsa elbette bir tesadüf değildir.




Her mü'minin özenle kalbine yerleştirmesi gereken bu hadise Risale-i Nur'un müntesiplerinin ise özel bir dikkat sarfetmeleri beklenir. Çünkü Bediüzzaman Said Nursî, 'Risale-i Nur'un fidanlığı' dediği Mesnevî-i Nuriye'de 'kırk senelik hayatı ve otuz senelik tahsili'ni dört kelime, dört kelamla özetlerken, bu dört kelimenin sonuncusu olarak 'niyet'i zikreder. Niyet ki, 'mahiyet-i eşyayı tağyir eder.' Meselâ, 'adi bir hareketi ibadete çevirir ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder.' Yine Mesnevî-i Nuriye'den o manidar bahsi hatırlarsak, 'vicdanî olan' fıtrî niyetin makbuliyetine karşılık, aklın zorlamasıyla devreye giren yapmacık bir niyet ihlası bozar ve 'fıtrî ahvalin ölümü'ne yol açar. Meselâ aklen tevazuya niyet, tevazunun henüz kalbe yerleşmemiş olduğunun işaretidir.




Buharî merhumun ilk sıraya yerleştirdiği “Ameller niyetlere göredir” hadisinden, onun bu hadisi neden ilk sıraya yerleştirdiğine dair tefekkürümden ve Bediüzzaman'ın 'niyet'e dair tesbitlerinden aldığım derse binaen, 'hasbîliğin' dünya adlı şu uhrevî ticaret meydanında insanın en büyük sermayelerinden biri olduğuna inanırım.




Niyetin önemine, hasbîlik ve samimiyetin gereğine dair bu kanaatimden dolayı da, kalemimi nefsimi karıştırarak kullanmama yönünde, ne kadar yapabiliyorum bilemem ama, en azından bir hassasiyetim sözkonusudur.




Bu hassasiyet ise, hislerimi işin içine karıştırma endişesi taşıdığım zamanlarda, kalemimi kilitliyor. Gazetelerin pek çok köşesinde ağzına ne geldiyse konuşan, hisleri ne söylüyorsa yazan insanların varlığına karşılık, bir duygusal gerilim halinde, kelimeleri kalbimde hapsetmeyi tercih ediyorum. Tâ ki, bir hakikatin taşıyıcılığına talip iken, bir nefsanîliğin âleti olmayalım. Tâ ki, kalemin hakkı ve satırların safiyeti haleldar olmasın.




O yüzden, münzevi bir hayatı tercih ediyorum nice zamandır. Bana bir duygusal gerilim yaşatma potansiyeli taşıyan zeminlerden uzak, kalemimin tıkır tıkır işlemesine ve satırların bir ırmak gibi akmasına imkân verecek münzevi bir hayat... Kelimelerle meşgul olmak, insanlarla meşgul olmaktan çok daha kolay, sevimli ve bereketli geliyor bana. İnzivayı tercih eden Üstadımı çok iyi anlıyorum. Hanemde evlâd ü iyal olmasa, sanırım, benzer bir hayatı yaşamayı seçerdim.




Gelin görün ki, “Sakınan göze çöp batar” misali, siz gerilimden kaçsanız da, gerilim sizi buluyor. Bir önceki yazımda dolaylı şekilde değindiğim olayda olduğu gibi...




Yaşadığım böylesi nice tecrübeden sonra, böylesi durumlardan mutlak surette kaçmanın mümkün olamayacağı noktasına gelmiş bulunuyorum. Bu, kalemimizle veya dilimizle veya halimizle bu yolda yürümeye gayret ettiğimiz sürece başımıza gelmesi mukadder bir keyfiyet. Bediüzzaman, İhlas Risalesi'nde boşuna söylemiyor: “Umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar bu hizmetin hadimleriyle çok uğraşırlar.”




Bediüzzaman'ın bu sözünü sıklıkla tekrarlıyorum şu günlerde. Ne yapalım, şeytana fazla mesai yaptıran bir hizmetin içindeyiz. Bu mecrada harcanacak emek, mesai ve enerji aleyhine işgöreceği için, şeytan Nur Talebeleri'ne karşı “24 saat açık” halde, gözüne uyku girmeden çalışıyor; bundan eminim. Yaşadıklarımızı başka türlü izah edemiyorum...

 

[email protected]


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.