Dr. Habip ARTAN

Dr. Habip ARTAN

Günü geçmeyen ürünleri ihtiyaç sahiplerine vermek

Düşünce İklimi-24

Günü geçmeyen ürünleri ihtiyaç sahiplerine vermek
Bir ürünün kendine has standart raf ömrü vardır. İnsan sağlığı noktasında raf ömrü geçen bir ürünün bilerek satışını yapmak insan sağlığını tehlikeye atmak demektir. Bazen iş yoğunluğundan çalışanların gözünden kaçan bir ürün istemeyerek de olsa rafta kalmaya devam ediyor olabilir. Bunun kestirme ve kesin çözümü her ürünün raf ömrü bilgilerinin kare kod/barkod içerisinde tutularak kasada satış esnasında veya günlük stok kontrollerinde sinyal vermesini sağlamakla mümkün olabilir. Müşteriler bazen dikkat edemiyor olabilirler, aceleden son tüketim tarihlerine bakmadan ürünü satın almaları mümkün olabilir. İşin diğer bir yönü de; satışı yavaş giden, raf ömrü yaklaşan ürünleri mümkün mertebe günü geçmeden toplayarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı sağlamaktır. Maalesef bu konuda pek duyarlı değiliz. Özellikle zincir marketlerin bu konuda katı kurallar ile ısrarlı olduklarını görüyoruz. Daha raf ömrü geçmeden ürünleri tutup çöpe atıyorlar. Halbuki, o kadar ihtiyaç sahipleri varken bunları tutup çöpe atmak israftır. İhtiyaç sahipleri olmasa bile sokak hayvanlarına vermek daha uygun olacaktır.

5 yıldızlı otel ve restoranlarda gıda israfı
Ülkemizde ve dünyada gıda israfı o kadar artmış ki, insan olarak nimetlerin azalacağından endişe ediyoruz. Rızkı veren rahmetiyle Allah’tır, bir yıl yağmur ve kar yağdırılmazsa halimiz perişan olur. Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada yaşanan küresel iklim değişiklileri neticesinde meydana gelen kuraklıklar insanoğlunu derinden düşündürmesi gerekir. Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz diyerek çözüm üretmeliyiz. İnsan olarak bize verilen nimetleri bilerek veya bilmeyerek kendi geçici menfaatimiz doğrultusunda bozmaya çalışıyoruz, adeta günü kurtarmak adına geleceğimizi zehirlemekten haberimiz bile olmuyor. Geçici anlık lezzetleri ileriki zamanlardaki lezzetlere tercih ederek hem dünyamızı hem hayatımızı acılaştırıyoruz. Özellikle yıldızı abartılı olan otellerde ve restoranlarda verilen açık büfe yiyecekler bu israfı gözler önüne seriyor. Açık büfenin yanı sıra hatırı sayılır konukların geldiklerinde her şey tam ve mükemmel olsun diyerek verilen menülerin çoğu göz göre göre çöpe gitmektedir. Otelde kalan konuklar sunulan menülerin çeyreğini bile yemeden sofradan kalkıyorlar. Bin bir zorlukla tarladan sofraya getirilen bu nimetlerin, çalışanların çöpe gideceğini bilmesi bile bir şey ifade etmiyor. İşletme yöneticisi atılmasını emretmiştir: ‘İnsana ve hayvana vermeyeceksiniz, ihtiyaç sahiplerine kesinlikle vermeyiniz, doğruca çöpe atınız’. Nasıl olsa parası tahsil edilmiş, bana ne dercesine gününü gün etmeye devam eder dururlar. Bir gün kıtlık ve susuzluğun kendilerinden kaynaklanacağına ihtimal bile vermezler. Bizden söylemesi; beşer bindiği dalı keserse, kusura bakmayalım, kader de adalet eder.

Kimse ayranım ekşi demiyor
Birçok usta artık işini düzgün yapmıyor maalesef. Bunun en önemli nedeni duyarsızlık, bana necilik, az zamanda fazla kazanma hırsı, diğer bir sebebi ise işçi azlığı ve iş yoğunluğudur. Özellikle işçiler adeta bulunmaz Bursa kumaşı gibi olduklarından, ele geçince de işini tam sağlam yapmadan bir başka müşteriye kısa sürede gitmek istiyorlar. Gün içinde koşuşturma ve acele ile yaptıkları işleri yarım yamalak yaparak kaçmaya çalışıyorlar. Bu tarz işler son zamanlarda gözümüzden kaçmıyor, fark ediyoruz, ama kavga mı edelim, ne yapalım, yine de elimizden geldiğince hoş görülü olmaya çalışarak onları düzeltmeye gayret ediyoruz. Gücümüz yetmez ise kendi göbeğimizi kesiyoruz. Yani kısaca usta ve işçiler yaptığı bir işi, düzgün bitirmeden çekip gidiyor. İleride bir problem olursa beni arayınız diyorlar. Bir daha arayınca da yeniden ücret ve yol gideri talep ediyorlar. Sonradan muhtemel olabilecek arıza ve kötü işçilikten kaynaklanan arızaları yüzüne vurunca da; ayranım ekşi değil ki, daha önce sen demedin ki, diyerek, ama, lakin, fakat, şayet, keşke diyerek kaçamak cevaplar veriyor.

Kalitesiz ürün ve malzeme satışında artış
Son yıllarda bir yandan yeni ürünlerde teknolojik özellikler artarken ne yazık ki diğer taraftan kalite azalıyor. Eskiden bir ürün en iyi malzemeden yapılırken şimdilerde maalesef ürünün maliyeti hesap edilip malzemeden kısılmaya çalışılmaktadır. Özellikle dünyada ve ülkemizde hayat pahalılığı hastalığının baş göstermesiyle beraberinde düşük maliyet endişesiyle kalitesiz mal ve malzeme üretiminde artış olduğu fark edilmektedir. Bu kalitesizlik başta gıda, giyim, temizlik ürünlerinin yanı sıra elektronik temel araç ve gereçlerde de kendini göstermektedir. İnsanoğlunun doymak bilmez hırsı ve aceleciliği de buna ilave edilince işin içinden çıkmaz hale gelebiliyorsunuz. Bir ürünü fıtri süresinde dolmadan hızlıca piyasaya sürmek, kalitesiz, dayanıksız ham maddeden üretmek dolaylı olarak insanların hakkını yemektir. Kul hakkını gözetmeyen, ahiret inancından yoksun bazı üreticiler maalesef insanlığın zararını kendi menfaatlerine tercih etmektedirler.

Çare olarak; başta; insanımıza, gençlerimize, öğrencilerimize daha ilköğretim aşamasından başlayarak Allah inancı, ahiret bilinci, helal ve haram ölçüleri, daha sonra da israf ve tasarruf, kanaat, hoşgörülü olmak, işini düzgün yapmak, kul hakkını gözetmek, yardımseverlik, konularında eğitim vermemiz, ayrıca ailede güzel ahlaki alışkanlıklar kazandırmamız gerekmektedir. Rabbim bizleri, özellikle inananları, dolaylı ve dolaysız olarak kul hakkına girmekten muhafaza eylesin. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.