Görsellik bizi bozmasın
“Müslümanlar, herhangi bir görsel delile ihtiyaç duymayan ve yaşayan kuşaklar içinde en çok soyutlama kabiliyetine sahip olan topluluktur
Risale Haber - Haber Merkezi
Müslümanları bütün topluluklardan ayrı ve daha özel kılan durumun gayba inanmaları olduğunu dile getiren Ahmet Turan Alkan, “Müslümanlar, herhangi bir görsel delile ihtiyaç duymayan ve yaşayan kuşaklar içinde en çok soyutlama kabiliyetine sahip olan topluluktur” dedi.
Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen ve İBB Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla Beyazıt’ta kurulan 31. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’nda Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin katkılarıyla gerçekleştirilen Beyazıt Ramazan Sohbetleri, bu yıl da konukları, konuları ve gösterilen ilgiyle kendinden sıkça söz ettirdi. Beyazıt Camii yanında kurulan çadırda Kadir Gecesi’nde son bulacak etkinliğin 23. günündeki konuğu, edebiyatçı ve yazar Ahmet Turan Alkan oldu ve “Ramazan’da Hayat” başlıklı programın sunumunu ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım gerçekleştirdi.
ŞEHİRLİ OLMA VE ŞEHİR TERBİYESİ
Ramazan’ın günlük hayatımızdaki yansımalarını kâh nükteli dokundurmalarla, kâh geleneksel hassasiyetlerle ele alan Ahmet Turan Alkan, iftara hazırlanan ziyaretçilere unutulmaz bir akşam yaşattı. Ramazan ve hayat meselelerine hemen her konunun dahil olabileceğini belirten Alkan, Ramazan günlerinde sokakta ve halka açık yerlerde yiyip içen insanlar hakkındaki düşüncelerini ifade ederken mizahi bakışı da elden bırakmayarak önceleri böyle durumlara karşı daha tahammülsüz yaklaştığını itiraf etti. Ancak bunu genel bir satıhta değerlendirdiğinde insanların başkaları için, Allah için olduğundan daha özenli yaşadığı tespitini dile getirdi ve şöyle devam etti:
“İstanbul’daki belediyelerin çalışmalarını gözlemliyorum son zamanlarda ve görüyorum ki; bu şehre yeni gelen insanlara kültür hizmetleri, konserler, sergiler, sinema gösterimleriyle adeta şehirli olma stajı yaptırıyorlar. Şehirli olabilmek adına son derece önemli faaliyetler. Sokak iftarları da bunlardan biri. İnsanların kaynaşmasını sağlıyor. Ben de Beykoz’da bir sokak iftarına iştirak ettim ve çok hoşuma gitti. Hâlâ Ramazan’da dışarıda yiyip içen insanları yadırgıyorsam da buna alışmaya gayret ediyorum” diyen Ahmet Turan Alkan, Ramazan’da aşikâr bir biçimde herkes oruçluyken yiyip içmemenin din farkı da olsa şehir terbiyesine dair bir konu olduğunu, başkalarının kutsallarına saygı duymanın yaşantıların gereklerine karşı hoşgörülü ve anlayışlı olmakla sağlanabileceğini dile getirdi.
GÖRSELLİK VE İNANÇ İLİŞKİSİ
Ahmet Turan Alkan, Türkiye’nin kozmopolit şehirlerinden olan Sivas’ta büyüdüğünü ve Ermeni hemşehrileri olduğunu dile getirerek onların hem hürmetleri hem de inançları gereği, toplumun diline dolanan “gâvur” adıyla sınıflandırılmaması gerektiğini anlatırken “Gâvur aktif ateist demektir. Oysa Ermeniler, bir dini olan ve bir kitaba inanan insanlardır. Üstelik bizim gibi ekmeğe karşı hassasiyetleri vardır. Ekmek bizim dinimizde özel olarak kutsanmış bir şey değilse de kültürümüzde zaman zaman farzlardan daha çok önemsenir” dedi ve görünürlülük meselesine dair bazı açıklamalarda bulundu:
“Görünürlüğün zıddı olan şey soyut olandır. Yani görmediğimiz hâlde varlığını kabul ettiğimiz şeyler ve kavramlardır. Ramazan’da oruç tutan insanın durumu bir görünmezlik durumudur. Çünkü bir insan neredeyse hiçbir şey yapmamakla orucu ifa eder. 100 ya da 200 yıl öncesinin gazetelerine baktığınızda görünürlüğü sağlayan öğeler neredeyse yok gibidir. Söz ve yazının mühim olduğu zamanlardır. Şimdi böyle bir gazete çıksa kimse almaz. Fotoğraf ve klişenin bulunmasıyla hakikat duygusunu pekiştirmek için görüntü devreye girdi. Aslında Batı’da görüntünün devreye girmesi 11 ve 12. yüzyılda İncil’deki resimlerle oldu. O dönemde Hıristiyanların çoğu okuma yazma bilmiyordu. Bu bağlantıyı sağlamak için kutsal kitaplar resimlendiriliyor, kiliselerin duvarlarına ikonlar yapılıyordu. İnsanlar böylece daha kolay ikna oluyorlardı.”
“KUR’ÂN BAŞTAN SONA SOYUT BİR HABERDİR”
Somuta ve görselliğin gereğine dair bu açıklamaların ardından Müslümanları bütün bunlardan ayrı ve daha özel kılan durumun gayba inanmaları olduğunu dile getiren Ahmet Turan Alkan, Peygamberimizin hiçbir görüntüye ve dışarıdan destekli hiçbir hizmete gerek duymadan haberini ulaştırmış olmasının bunun en önemli göstergesi olduğunu belirtti. Peygamber Efendimizin Kureyşlilere seslenirken dahi onları görmedikleri bir şeye hazırlamasının ve ardından peygamberliğini duyurmasının diğer peygamberlerden daha farklı bir seyirle gerçekleştiğini, önceki peygamberlerin her seferinde somut bir mucize ile kavimleriyle bağlantı kurabildiklerini ifade ederek şu tespitleri sıraladı:
“Önceki kavimler görmeden inanmıyorlardı. Onların peygamberleri de kozmik çapta mucizelerle onları cevaplandırıyordu. Hazret-i Musa’nın Kızıldeniz’i yarma mucizesi, edebiyatımıza kadar giren ‘Firavun imanı’nı gözler önüne serdi. Peygamberimiz ise kavmine soyut bir haber getirdi. Kur’ân baştan sona soyut bir haberdir. Kur’ân’da ‘Akleden bir toplum için…’ diye bir cümle geçer. Kelimeler ve cümlelerle bize gelmiş bir kitap olan Kur’ân’ın analizini yaparak düşünmektir akletmek. Bu da bir ibadettir. ‘Allah birdir’ diyen Kur’ân’da bu söz için herhangi bir görsel öğe yoktur.”
Son zamanlarda öne çıkan görselliğin bizi bozmaması gerektiğini dile getiren Ahmet Turan Alkan, Müslümanlığın soyutlar üzerinden yaşayan bir topluluk olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın, böylece bizi yücelttiğini, herhangi bir görsel delile ihtiyaç duymayan ve kuşaklar içinde en çok soyutlama kabiliyetine sahip olan kuşak olduğumuzu vurguladı. Kur’ân’ın bizden devamlı olarak aktif bir durum içinde bulunmamızı istediğini anlatan Alkan, insana çok inşirah veren ve çok güvenen bir kitap olduğunu dile getirdi.
“TAŞRADAKİ EDEBİYAT ÇOK DAHA VERİMLİ”
ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım’ın Alkan’ın taşradaki edebiyat deneyimlerinden yola çıkarak Anadolu’daki kültür sanat ve edebiyat çalışmalarının şartlarını ve zorluk derecesini sorması üzerine; “Taşrada bir edebiyat dergisi çıkarmak daha kolaydır. Enerjiniz dağılmaz. Başkentten uzak olmanın getirdiği motivasyon vardır, haberleşmek daha kolaydır. Ancak kitap estetiği konusunda İstanbul’un gerisinde kalmıştır. İstanbul Türkiye’nin gerçek başkentidir, dolayısıyla estetiğin ve fikrin de başkentidir. Avrupa’daki kitap estetiği ile hâlâ aramızda farklar var elbette. Biz bu anlayışı daha yeni yeni oturtmaya başladık” dedi.
Kitaba dayanan bir medeniyet olmamıza karşın kitap konusunda Avrupa’nın gerisinde olduğumuzu belirten Ahmet Turan Alkan, yazarın yazması dışında kitabı bir ekip çalışmasının ortaya koyduğunu anlattı ve bu çalışmaların estetik bakımdan son derece önemli olduğunu, bundan böyle kitaplardan daha çok şey beklememiz ve istememiz gerektiğini kaydetti. Yazılı kaynaklara olan kayıtsız şartsız güvenimizi de sorgulayan Alkan, “Kitaplardan yana böyle bir önyargı var. Yazılı verilerin de analiz edilebileceğini, tartışılabileceğini bilmemiz lazım. Kitapla ilişkimiz bu kadar romantik olmamalı” dedi.
